Aug 20

Kisilik Testleri

Yolda olduğum bu zaman zarfında, kendimi tespit etmek için araştırma yapmayı sürdürüyorum.

Bu süreçte gözlemlemekten vazgeçip, tamamen içe dönmeye karar verdim. Kendimi tespit etmekten kastım, nelere gerçekten yatkınım ve olduğum kişinin bir üst versiyonuna nasıl çıkabilirim diye düşünüyorum, izliyorum ve okuyorum.

Kullandığım kaynaklar konusunda yol göstermek, bir kullanma kılavuzu edasıyla bu yazıyı okuyana ışık olmak isterim.

Başvurduğum birinci yöntem: kişilik testleri çözmek oldu. Bu testlerin saçma olduğunu, kurmaca olduklarını düşünürdüm. Ama doğru kaynağı bulursanız çok şaşırtıcı neticeler alabiliyorsunuz.

Birinci adımdaki testin a)şıkkı kişilik tipinizi belirlemekten geçiyor.

Ben burayı öneriyorum: http://www.e-motivasyon.net/junk-kisilik-testi.html

b) Kişilik tipinizin baş harflerine göre de şuradan genel profilinizi öğrenebiliyorunuz: http://www.e-motivasyon.net/jung-kisilik-tipleri

 

 

 

 

 

 

Aug 15

“Live as if you were to die tomorrow. Learn as if you were to live forever.” – Mahatma Gandhi

Jun 16

Kısaca “İrade” Üstüne…

Kendinize hakimiyeti yitirdiğiniz ölçüde, özgürlüğünüzü de yitirirsiniz.

Ebner von Eschenbach

Yaşam yolculuğunda, bilincimiz yerinde olduğu süreç boyunca tercihler yapıp, doğrultumuzu belirleriz. Gideceğimiz yolu, donanımımız kısaltır iken, arzularımız yolculuğu cazibeli bir  hale getirir. Cazibe ve donanımı ise yaşam yolculuğunda taçlandıracak bir  erdem vardır. Bu erdem şüphesiz ki irade ile ifade edilir. Bir tercih yapmak, o doğrultuda yürümeye, çalışmaya ve gelişmeye cesaret etmektir; irade gösterebilmektir. İradeli kişi, kontrolü elinde tutabilir. Kişi, yaşam yolculuğunda karşılaştığı durumları doğru eylem ile kontrol altına alıp, iradesini de işin içine katarak savrulmadan ilerleme gayretini gösterebilir.

Toplumda çokca bahsi geçen bir kavram vardır; bu kavram “özgür irade”dir. Peki özgür irade nedir? Bu iki kelime aslında birbirinin koşulunu temsil eder. İradenin olduğu yerde özgürlük vardır, özgürlüğün olduğu yerde ise irade yer almak zorundadır. Kişinin kendi seçimleri, onu toplumsal dayatmalardan, kalıplaşmış ürünlerden uzaklaştırır. Bu uzaklaşma beraberinde kendini gerçekleştirebilme dürtüsünü tetikleyerek, özgürlüğü ortaya çıkarır. Kendi üzerinde  hakimiyet kurabilen bireylerden oluşan toplumlarda yaratıcılık ve bilgi seviyesi yüksek iken, olumsuz durumlara sebebiyet veren kişilik bozuklukları çok daha azdır.

Özgürlüğü yitirmemek adına kendi tercihini yapmak, kişinin kendi belirlemiş olduğu noktadan yola çıkarak çalışmaya başlamak, iradenin bir ürünüdür. Hakimiyet ve özgürlük, iradenin eserleridir.

 

Sep 21

Hayranlık ve Taşlar..

Tek bir konuya kendini kaptırmak, dünyanın tüm gerçeklerine, estetik ayrıntılarına ve dahilerine duyularını kapatmak.. Sonunda en’lerin adamı olup, ününün peşinden kör gözlerle koşuşturmak. Zamanla ezberlemek ayrıntıları, kaçırmaya başlamak nüansları.

Aynı hamleyi 5483.defa ahenkle ve bir o kadar umursamaz yapan ellerine bakan şaşkın bakışlar, “ne kadar da …” cümlesini çoktan manşetinde dolduran gazeteler büyülemez mi insanı?

Stefan Zweig’le oldukca geç tanıştıgımda, yukarıdaki cümleleri fısıldadı kulagıma. Aslında kelimeleri kazıdı beyin kıvrımlarıma demek mi daha dogru olurdu? Sanırım okudugum kişisel gelişim kitapları, dünya klasikleri hep aynı temayı işlemişti de bir tek Zweig kazımıştı mesajını beynime. “Bir alanda en olmak; birçok şeyden aciz görünürken parlamak!”

Satranç, bir beyin savaşıydı; içinde cahilliği, dehayı ve yalnızlığı barındıran. Ne çok kendine güven derdi bu oyun, ne de en iyisi bile olsan bunun ihtişamına kapılarak rahatlamanı öğütlerdi. Daima temkinli olmak, en’lerin hatalarından ders çıkarmak ve belki de onları birebir taklit ederek kendi yönetimini geliştirme sanatıydı bu oyun.
Kitapla ilgili ayrıntı vermemek adına, Stefan Zweig’e hayranlığımdan onun ismine ve eserine blog sayfamda yer vermek istedim. Kitaptan vurulduğum cümlesi de okuyucuya armağanım olsun dedim: Bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak fikri olmayan birinin, kendini büyük bir insan sanması aslında o kadar kolaydır ki..

Jul 05

Bunu izledikten sonra..

Gün boyu dijital hayatımızdan beynimize empose edilen tablet bilgilerin ana fikrini düşündünüz mü? Sanırım benim okuduklarımın %90’ı “başarırsın, yaparsın sen” temalı oluyor. Sürekli bizlere, pes etme, yılma sakın, çalış mesajı verilerek motivasyon katsayımız artırılmaya çalışılıyor.

Eylemlerinizden keyif alın mesajı, bizi mutlu etmeye itiyor.

Bu mesajlardan birine inanmak adına arama yaparken her zaman ziyaret ettiğim BBC Magazine sitesinde bulduğum bir anın getirilerini, sizlerle paylaşmak adına bu gönderiyi hazırladım.

Özellikle Barok dönem ressamlarını ve tuvallerini çok seviyorum. Ama maalesef resim yapmak konusunda pek becerikli değilim :) Kendime aradığım motivasyon cümlelerinden en etkilisine bir BBC haberinde rastladım. Sargy Mann isimli İngiliz ressamın çarpıcı öyküsünden etkilenmeme sebep olan bu haber, tüm motivasyon cümlelerine, dijital mesajlara damgasını vurdu diyebilirim.

Kendisi bir Barok tarzda çizim yapan bir ressam değil, o bir modern resime tutku duyan sanatçı. TUTKU kelimesini, rastgele seçmediğimi belirtmek istiyorum. Tutku Sargy Mann için belki de çok zayıf bir derecelendirme ölçütü.. Kör olduktan sonra dahi, stüdyosunda kendine özgü ölçütler benimseyerek resim yapmaya devam eden sanatçının aşağıdaki videosunu izlemenizi tavsiye ediyorum.

 

 

 

 

Jun 28

Yunanistan için Zor Hafta

2008 yılında ABD‘de yaşanan ekonomik krizin etkisiyle Avrupa Birliği ülkelerinde bugün yaşanan krizin kıvılcımı çakılmıştı. AB ülkelerinden Yunanistan’ın bugün, krizi en ağır koşullarda yaşıyor olmasının tetikleyici sebepleri üzerinde düşünüyordum. Derken, Yunan mali istikrar konseyinin 29 Haziran 2015 tarihinde bankaların kapalı olacağı haberini okuyunca konu hakkında kısaca fikirlerimi yazmak istedim.

Yunanistan, IMF’ye  olan borçlarını ödemek için adeta gün saymakta. 1 Temmuz itibariyle eğer Yunanistan borçlarını ödeyemezse, temerrüde düşmüş olacak. Bu durumda da Yunan halkını ve tabiki Avrupa Birliği üyelerini sıkıntılı bir döneme sokacak.

Haftasonu Yunanistan’da halk, ATM’lerin önünde kuyruklar oluşturarak para çekmeye çalışıyordu. Avrupa Merkez Bankası’ndan Likidite desteği alan Yunan bankaları artık söz konusu desteğin miktarının artırılamayacağından dolayı, hesap çizelgelerini de tutturamayacaklar. Avrupa maliye bakanlarının yaptığı toplantı sonucunda Yunanistan’a borçlarını ödemesi için ek süre tanımayı reddetti.

Tüm bu olumsuzluklara karşın, Avrupa Birliği üyeleri, Yunanistan’a bir kemer sıkma politikası önererek bir kurtarma paketi oluşturdu. Söz konusu kurtarma paketi, Yunan halkını olumsuzluklara sürükleyecek nitelikte maddeler içeriyor. Bu maddeler arasında, paketin kimliğini açıklamaya yetecek tek bir maddeyi paylaşmak istiyorum: Vergilerin artması ve devlet harcamalarının kısılması. Artan vergiler ve kısılan devlet harcamaları, likidite problemini ortaya çıkartarak, halkın daha az harcama yapmasına, yatırımların azalmasına ve işsizliğin artmasına sebebiyet verecek.

Kurtarma paketi ile ilgili olarak, Yunanistan Başbakanı Tsipras, 5 Temmuz 2015 tarihinde halkın kararını görmek adına oylama gerçekleştirecek. Bu oylamanın sonucunda halk ya “kemer sıkma politikasını kabul ediyor!” diyecek, yada “kemer sıkmaya hayır!” diyecek.

Avrupa Birliği’nde özellikle Almanya ve İngiltere’de oldukça nitelikli ekonomistlerin ve analistlerin olduğu herkes tarafından kabul ediliyor. Bende merak uyandıran nokta, birlik kurulmadan önce ülkelerin ekonomik karakterlerinin bu denli başarısız analiz edilerek, şimdi söz konusu bazı ülkelerin bu duruma düşeceği nasıl öngörülemedi? Ticaret birliği olarak kurulan bu birlik zamansız gelen 2008 krizinin etkilerini atlatacak nitelikte kararları nasıl alamadı? 

Krizin ve krizden ilk etkilenecek ülke olan Yunanistan’ın durumunun meydana gelme süreci ile ilgili aşağıdaki videoyu izlemenizi öneriyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=C8xAXJx9WJ8

Mar 22

İnovasyona Global Bakış: Doğu Asya ve Avrupa

İnovasyon, yani yeni methot yada alet geliştirme, ülke ekonomilerinin kalkınmasında artık en büyük etkenlerin başında geliyor. Geçtiğimiz günlerde bir eğitim sırasında, Almanya ve Amerika’nın inovasyon alanındaki performansını tartışıyorduk. Amerika’da silikon vadisinden de ötede, neredeyse her hanenin altında bir laboratuar yatıyor. Almanya’da da parlak zihinler araştırma peşinde, kaliteli üretime odaklanmış durumda. Burada söz konusu iki ülkenin ayrıştığı nokta ise, birinin laboratuarlarından çıkan başarılı sonuçları hemen toplumun yararına kullanması iken, diğerinde ortaya çıkarılan yeni fikrin uygulanabilirliğinin keşfine odaklanmak öncelik teşkil ediyor.  

İnovasyon için binbir renk!!

Bloomberg’in inovasyon indeksi ile ilgili çalışmasında Almanya’nın istikrarlı ve kaliteli üretim anlayışının diğer Avrupa ülkelerinde de  hakim olduğunu gördüm. Örneğin 1789 Fransız İhtilali’nden bu zamana dek, reformarıyla ünlü, Fransa’da araştırmacılar, ülkenin en prestijli okullarında çalışmalarını yapıyorlar. Ancak bu çalışmalar bir türlü toplumsal refahı yükseltecek şekilde değerlendirilemiyor. Yani bu durum sanırım şöyle de yorumlanabilir: teoride çalışan fikirler, pratikte uygulanmıyor yada kullanılamıyor.

Üniversitede bitirme projemi Japonya’nın ileri teknoloji ürünleri üstüne yazmıştım. Söz konusu çalışmamda da Doğu Asya ülkelerinden Güney Kore’nin inovasyon alanında Dünya devleri arasında ilk 5’te olduğunu görmüştüm. Örneğin Samsung’u ele alalım. Sanırım Güney Kore için bir gurur kaynağı olmaya yetip de artacak bir marka söyleyin deseler, sokaktaki insan kesinlikle “Samsung” derdi. Çünkü Samsung araştırma temelli bir firma olmayı seçmişti. Aslında Güney Kore’deki firmaların, inovasyon anlayışı “araştırmaya daha çok yatırım yapma” kültürüne dayalı. Bloomberg’in arastırmasında da değinildiği üzere, Samsung her geçen yıl AR-GE’ye daha fazla bütçe ayırıyor.

Güney Kore’yi Avrupa ülkelerinden ayıran diğer etkenler de şöyle:

  • Patent başvurularında Güney Kore Dünya 1.si
  • Yüksek Lisans yapan genç nüfusta Güney Kore Dünya 2.si
  • Yüksek teknolojiye dayalı ürünler geliştirmekte Güney Kore Dünya 4.sü
  • AR-GE çalışmalarında Güney Kore Dünya 1.si

Okuma önerisi http://facesofanotherworld.com/services/

Avrupa ülkeleriyle Doğu Asya’yı karşılaştırmamın sebebi, globalleşen bir ortamda ülkelerin artık kendi saflarını belirtleyerek sabitlemiş olmalarına vurgu yapmaktı. Merka ettiğim, cevap aradığım soru ise Doğu Asya ülkelerinin inovasyon konusunda doyum noktasına ulaşmaları durumunda, Avrupa ülkelerinde üretimin, inovasyon temelli ürünlere kaydırılıp kaydırılamayacağıydı.

Aynı insanlar gibi, ülkeler de genlerinde barındırdıkları yatkınlıklara göre ekonomilerini şekillendirmeyi seçiyorlar. Almanya gibi üretim odaklı (mesela otomobil) ülkeler var olanın daha iyisini, ve en kalitelisini yapmaya odaklanarak, istikrarlı bir ekonomik serüven geçirmeyi hedefliyor. Doğu Asya ülkeleri ise inovasyona odaklanarak, keşfetmenin heyecanını yaşamayı seçiyor.

Not: İnovasyon indeksinin hangi kriterler baz alınarak hazırlandığı ile ilgili bu yazıyı da okumanızı öneriyorum.

Feb 21

Denge Sisteminin Dengesizleri

İzlediğim acımasızlık kokan haberlerin çoğuna üzülürüm ama ne yalan söyleyeyim bir süre sonra içimde ufak bir sızı kalsa da, habere karşı uyuşuklaşırım. Bu defa öyle olmadı, demek ki, acımasızlığı yaşamış kadar olmuşum.

20 yaşındaki bir hemcinsimin dövülüp, yakılarak katledilmesine uyuşuklaşamıyor algılarım. Her yerde, herkesten lanetler, beddualar işitiyorum o insan görünümlü şeytan için. Ünlüler, grafi siteleri, haber siteleri, şirketler, bakkallar, marketler tepki kusuyor da, yine de bir sonraki gün hemcinsim olmayan biri şiddete kurban olup gidiyor.  Burada beni acıtan, kadına şiddet değil sadece; İNSANA ŞİDDET! İnsanlığa uygulanan şiddet!

Özgecan Aslan haberlerine tepkiler “Müslüman olan bunu yapar mı?”, “evli adam bunu yapar mı be!”, “minibüs şöforü bunu yapar mı arkadaş?” seviyelerine gelince, bende sormak istedim “insan olan bunu yapar mı?!” diye..

Kadın, dini – ırkı –  dili –  kültürü ne olursa olsun tapılması gereken bir varlık. Neden mi? Çünkü çocuk yetiştiriyor, bir evin inşasında “yuvayı yapan dişi kuş” yakıştırmasını taşıyor üstünde. Erkek, dini – ırkı –dili – kültürü ne olursa olsun tapılması gereken bir varlık. Neden mi? Çünkü çocuk yetiştiriyor, bizim toplumumuzun algılarında, koskocaman bir ailenin sorumluluğunu üstüne yakıştırıyor.

Kadın ile erkeğin ortak noktaları kesişince, insan olmanın gereklilikleri bu muhteşem ikiliyi eşsiz bir çift de yapabiliyor, yada bu iğrenç cinayetteki gibi bir korku filmi de ortaya çıkartabiliyor. O vahşi yaratığa kusacak kin, sarfedilecek kötü söz, okunacak beddua bulamıyorum! Ben sadece bu konuyu başka bir açıdan değerlendirmek istiyorum.

Kadın- Erkek DengesiKadın ile erkek arasında bir denge var. Bu dengenin inşası, her iki cinsin de dengesiz olduğu yaşlarda başlar. Bu dengesizleri, ölçüp tartacak biçip, düzeltecek bir dengeci yıllarca emek vermek zorunda kalacak. Bu denge sistemine: eğitim, dengeciye ise: öğretmen  ama en önemlisi bu denge sistemini kurana da: devlet deniyor. Denge sistemini kuran segment eğer, tartıda erkek olan yukarda dursun istiyorsa, alıyor kadını koyuyor yanına bir yığın çocuğu, çektiriyor hanımefendilere terazinin ağırlığını, doğuyor sana bir dengesizlik. Yada tam tersi olsa diyorum şimdi de; erkek alsa yanına çocukları +  hayatın yükünü, fırlıyor kadın tepelere, kalıyor erkekcik terazinin dibinde, hafifliyor kadıncık çıkıyor tepelere. Olması gereken dengeyi kurmak ise, dengeci öğretmeli her iki cinse de tartıda, dengede ve eşit seviyede durabilmeyi. Öğretemezse, erkek yukarda olabilmek için ezer kadını, “dur orada” der “durmazsan döverim seni, yukarıda kalmam lazım benim, otur oturduğun yerde! “

Montaigne, “Ana Babalarla Çocukların Üstüne” denemesinde, kutsal kitaptan aldığı (Süleymanın Meselelleri X,1.)  şu cümleye yer verir:  “Bilge oğul babasının yüzakı, hayırsız oğul da anasının yüzkarasıdır.”Bence,  dengeyi kuramayan iki cinsin yine dengesiz bir insanı topluma kazandırmasının yasımasıdır bu cümle. Birinin yüzakı olmak belki de bu ikili dengede, kadını ezmektir yada eve ekmek getirebilmektir. Birinin yüzkarası olmak ise belki de, bir kadını dövmektir yada karısını dövemeyen,ona saygı gösterip pısırık erkek yakıştırmasını taşımak zorunda olan kişidir.

Bu düzenin yegane suçlusu denge sistemini kuran birimdir. Duyguları dizginleyebilmeyi de, etek açmanın oyun değil sapıklık olduğunu öğretebilmeyi de, gece sokaklarda kadınların özgürce erkekler gibi de gezebilmesini hoş karşılamayı aşılayan da denge sistemini kurandır.

Dilerim yeni bir haberle, daha da nefret kusan günler yaşamak zorunda kalmaz bu dünya.. Hiçbir kadın yada erkek vahşet haberleriyle mahşetlerde yerini almaz ülkemde.

Beren Saat’in paylaşımının en güzel cümlesini değiştirerek bitireyim dedim: Cinsiyet ve ırk ayırmaksızın her vatandaşın canını ve haklarını korumayacak bir denge sistemi kurmak, görevinizdir.

 

Jun 01

Hükümlü


Woody Allen // Side Effects    Gaston Brisseau: zengin – sağcı bir ailenin oğlu. İnsanları ispiyonlamayı seviyor.

    Brisseau zevk olsun diye arkadaşlarını ihbar ediyor, diye düşünüyordu Cloquet (Brisseau’nun dostu olan adam). Bağışlanamaz bir kötülük! Bir zamanlar tanıdığı bir Cezayirli, insanların ensesine şaplak indirdikten sonra sırıtarak yaptığını inkar ederdi. Dünya, iyi ve kötü insanlara ayrılmış gibiydi.

   İyiler daha huzurlu uyuyorlar, diye düşünüyordu Cloquet. Kötülerse uyanık oldukları saatlerin tadını daha iyi çıkarıyorlar.

Cloquet, Brisseau’nun uyuyan gövdesine tekrar yaklaştı ve horozu kaldırdı. Eyleminin sonuçlarını düşünürken başı döndü. Bu, hayatının şartlara bağımlığından kaynaklanan varoluşsal bir baş dönmesiydi ve sıradan bir Alka-Seltzer ile geçmeyeceği ortadaydı… Jant kapağı büyüklüğünde olan bu devasa hap, suda çözülüp içildiğinde, hayatın aşırı farkında olmaktan kaynaklanan mide bulantısı ve baş dönmelerinde etkiliydi. Meksika yemeğinden sonra da iyi geldiğini duymuştu.

Tanrım, ahlaki veya etik kaygılara saplanan akıl, nasıl da bocalıyor! Çok düşünmemeli. Bedene odaklanmalı; beden daha sağlam. Toplantılara katılır, kruvaze ceket giydiğinde yakışıklı görünür, üstelik en çok da insanın canı masaj çektiğinde işe yarar.

Mar 18

Eyvah Mezun oluyorum, şimdi ne olacak!

Henkel İşe Alım ve Eğitim Müdürü Füsun Pars‘tan iş hayatına adım atmaya bir basamak kala faydalı bilgiler içeren makaleyi severek okudum. Yararlı bilgiler içeren, motivasyonu arttıran bu makaleyi paylaşmak istedim.. Keyifli okumalar dilerim.

 

Eyvah Mezun oluyorum, şimdi ne olacak!

Hayatımızın her döneminde çok çeşitli seçimler yapar, birçok önemli karara imza atarız. Meslek seçimi ise yaşamımızdaki en önemli kararlardan biridir ve bu seçim süreci üniversiteden mezun olduğumuzda başlamaz, üniversiteye hazırlanma sürecimizde başlar, başlamalıdır.

Mesleğinizi seçtiğinizde aslında yaşam biçiminizi, sosyal çevrenizi, gelir düzeyinizi, çalışma ortam ve koşullarınızı da seçmiş olursunuz. Tüm bunlar meslek seçiminin ne kadar önemli olduğunun kanıtıdır.

Peki üniversitede doğru tercihi yapmak, üniversitede iken iş dünyasına kendimizi hazırlayabilmek ve doğru mesleği seçmek için nelere dikkat etmeliyiz?

Araştırmak Önemlidir!

Bilgiye çok hızlı erişebildiğimiz dijital bir çağda yaşıyoruz. Bu çağ hızı ile başımızı döndürse de, sorularımızın cevaplarını kolayca bulabiliyoruz. Bildiğimiz mesleklerin yanı sıra bir çok yeni iş alanları da doğuyor. Tüm bu yeni meslekleri araştırıp farkında olmak, gerekliliklerini ve çalışma alanlarını bilmek sizi genelden farklılaştıracak ve farkındalığınızı arttıracaktır. Tüm bu araştırmalara üniversite sınavına girmeden önce başlamak ve üniversite yaşamı boyunca devam etmek çok faydalı olacaktır.

Eğilimlerinizin Farkında Olun! Kendinizi Tanıyın!

Üniversitedeki sınıf arkadaşlarınızı gözlemleyin. Birlikte vakit geçirmekten keyif aldığınız ve pek çok konuda benzer olduğunuzu düşündüğünüz arkadaşlarınızın ve sizin çok farklı karakteristik özelliklere sahip olduğunuzu fark edeceksiniz. Kiminiz bilgisayar karşısında saatlerce vakit geçirmekten hoşlanıyor, kiminiz ise outdoor aktivitelerden… Kiminiz rakamlarla çalışmaktan, kiminiz ise insanlar ile bir arada olmaktan keyif alıyor.

Now What?Yetenek, ilgi ve isteklerinizin farkında olun. Kendinize :

  • Ne olmak ve yapmak istiyorum?
  • Rol modeli olarak kimi almalıyım?
  • Hedeflerim neler?
  • Hedeflerime ulaşmak için nasıl plan yapmalıyım?
  • Nasıl bir yaşam tarzını hedefliyorum?

Sorularını sorun. Bu sorulara verdiğiniz cevaplar sizin kariyer hedefinizin şekillenmesini sağlayacaktır. Mutlaka bir eylem planınız olsun.

Staj ve Part-Time Çalışma Olanaklarını Değerlendirin!

Tecrübe edinmeden hangi meslekten keyif alacağınızdan emin olamamak çok doğaldır. Pek çok genç sadece çevresinden duyduğu ve çok bilinen ve kendisine gerçekten uygun olup olmadığını bilmediği mesleklere yönelerek mutsuz olabiliyor. Belki de genel eğilimler dolayısı ile kendinize hiç uygun olmayan bir mesleğin peşinden bilinçsizce gidiyorsunuzdur. Yazın ya da kış döneminde part-time çalışma ve staj olanaklarını araştırın. Böylelikle, hem iş dünyasına bir adım atmış olursunuz, hem de hangi bölümde çalışmanın size daha fazla keyif vereceğinden emin olursunuz. Mümkün ise farklı bölümlerde staj ve part-time olanaklarını değerlendirin. Bir firmada staja başladıysanız, staj yaptığınız bölümün dışında merak ettiğiniz diğer bölümlerin yöneticileri ile de temas kurma ve onlardan bilgi edinme gayretiniz olsun.

Üniversite Kulüplerinde ve Kariyer Merkezlerinde Aktif Görevlerde Bulunun!

Bundan 10 yıl öncesine kıyasla üniversiteler, çok değerli öğretim üyelerimizin katkıları ve inançlı çabaları ile İş Dünyası ile daha yakın işbirliği içindeler.

Bu organizasyonlarda aktif rol aldığınızda, iş dünyasından pek çok yönetici ile bir araya gelme, onların tecrübelerinden faydalanma imkanı bulur, iş alanları ve meslekler ile ilgili bilgi edinirsiniz. Üniversiteden mezun olup iş görüşmelerine gittiğinizde kulüp aktivitelerindeki aktif çalışmalarınız fark yaratmanızı sağlayacaktır.

Vizyonunuzu Belirleyin!

Size özgü, yaşam felsefeniz ile uyumlu, yaşamınızın anlamını yaşamanızı destekleyecek, gelecekteki hayallerinizi, projelerinizi gerçekleştirmenizi

sağlayacak hedef ve ideallerinizi belirleyin. İş hayatımız yaşamımızın çok büyük bir bölümünü kapsadığından kariyer vizyonunuz ile yaşam felsefeniz arasında bir anlam köprüsü olmalıdır. Yaşam felsefeniz ile anlam ilişkisi olmayan bir kariyer sizi ancak mutsuz edecektir.

Enerji Seviyesi…

İçinizde fırtınalar kopuyor olabilir, pek çok projeniz ve hedefinizi kendi içinizde yaşıyor olabilirsiniz. Bunun dışarıdan da algılanmasını sağlayın. Bunu sizden başka biri sizin için yapamaz. Hedefleri konusunda ne kadar istekli ve kararlı olduklarını, hedeflerinin peşinde gittiklerini gösteren, kendileri için yüksek hedefler koyup, sonuç odaklı davranan ve hayallerinin peşinden giden kişiler her zaman bir adım önde olurlar, fark edilirler ve başarırlar.

İnsiyatif Alabilmek…

Gerektiğinde kendi başınıza kararlar ve hesaplanmış riskler almak konusunda cesur olun. Bilgi ve beceri düzeyinize yatırım yaptığınız sürece insiyatif alabilmeniz daha da kolaylaşacaktır. İnsiyatif alabilmek zaman içerisinde kendinize güveninizi daha da arttıracaktır. Reaktif olmak yerine proaktif olmayı seçin; problemlerin parçası değil, çözümlerin parçası olmaya çalışın. Üniversitede bir projede grup çalışmasında da yer alsanız, iş hayatında bir projenin içinde de olsanız, size bir görev verildi ise onu sahiplenin, ucundan tutmayın. Gerek öğrencilik yıllarında, gerekse iş yaşamında bizlere bazılarını çok severek, bazılarını ise gönülsüzce yapacağımız pek çok görev düşer. Unutmayın, her iş bize bir şeyler öğretir, değer katar. İşi sahiplendiğimizde mutsuz olabilme olasılığımızı da azaltırız. Rutin gibi görünen bazı görevlerde dahi fark yaratabilmenin bir yolu vardır. Bir işi daha verimli ve farklı nasıl yapabilirim diye düşünmek her zaman ilkeniz olsun!

Zorlukları Öğrenme Olanakları Görün…

İş ve öğrencilik yaşamında her zaman işler istediğimiz gibi gitmeyebilir. Bazen yenilgilerimiz ve başarısızlıklarımız da olur. Bu başarısızlıkların kendinize güveninizi zedelemesine izin vermek yerine, gelişim alanlarınızın farkına varmanızı sağlayan olanaklar olarak görmeye çalışın. Aynı zorluklar ile yeniden karşılaştığınızda güçlendiğinizi fark edersiniz.

Yaşam Boyu Öğrenmek…

Kariyer yaşamınızın en başında da olsanız, sonlarına da yaklaşsanız, iş dünyası sürekli bir değişim içinde. Bu değişime ayak uydurabilen ve kendisini hızlıca yeniliklere uydurabilenler fark yaratıyor ve diğerlerine göre daha hızlı ilerliyorlar. Aynı zamanda yine bu kişiler çalıştıkları şirketi daha ileriye daha verimli bir biçimde taşıyabiliyorlar. Değişime direnç göstermek ve eleştirmek yerine, bu değişimin içindeki tehditlerin vez fırsatların farkında olun. “Sürekli Öğrenme ve Gelişim” ilkeniz olsun.

 

Hayat sizin ve onu nasıl şekillendirebileceğiniz ancak sizin elinizde!

Unutmayın, mutlu hissediyorsanız başarılısınızdır.

Başarılı olma kriteriniz MUTLU OLMAK, KEYİF ALMAK olsun.

Herkesin keyif aldığı, mutlu bir kariyer yaşamının olmasını dilerim.

Older posts «