Author Archives: admin

Kariyerin için 10 kural!

Forbes’de Lynda Gratton’ın yeni kitabıyla ilgili kısa bir tanıtım yazısı yer alıyordu. Kitabın içeriği kariyer için yapılması gerekenler.

http://blogs.forbes.com/lyndagratton/2011/06/01/the-10-ways-to-future-proof-your-career/

1- Don’t be fooled into walking into the future blindfolded
2- Learn to be virtual
3- Search for the valuable skills
4- Become a Master
5- Be prepared to strike out on your own
6- Find your posse
7- Build the Big Ideas Crowd
8- Go beyond the family
9- Have the courage to make the hard choices
10- Become a producer rather than a simple consumer

Introduction to Law derslerinin birinde öğrendiğim bu bilgi oldukca hoşuma gitmişti.

Hukuk hocamız demişti ki Roma uygarlıklarında hukuk konusunda oldukca etkili önelemler alınıyordu. Örneğin bir zanlının evi aranacaksa hatta zanlı bile olmasına gerek yok bu kişinin,aranacak bir ev varsa içeriye belirli prosedürelere göre giriliyorduç Günümüzde savcılık izni diye bir lavram var ama o zaman çok daha ilginç bir yöntem uygulanıyormuş.

İçeriye girip arama yapacak olan görevliler vücutlarını bir kumaşlar sıkıca sarıyorlarmış.Üzerlerinde cep falan olmuyormuş. Ve içeriye girerken de ellerini havaya kaldırıyorlarmış. Ellerinin üzerinde bir tepsi taşıyorlarmış. Arama böyle gerçekleşiyormuş. Yani içeriye girdikten sonra eğer evin sahibi derse ki bir şeyim kayboldu,sorumlu kişiler görevliler olmuyormuş.. Çalınma ihtimali sıfıra düşürülmeye çalışılıyormuş.

Hindistan’ın Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası Zor Günler Geçiriyor

Hindistan’ın kültürel açıdan oldukça ilgi çekici yönleri var.Slumdog Millionaire filmini izleyenler zaten Hindistan’ın sosyal tablosunu anımasayabilirler. İnançları gereği hayvancılıkla çok içli dışlı olmayan bu ülke, bu günlerde ekonomik sıkıntılar yaşamakta. Zaten gelişmiş olmayan bu ülkenin sıkıntı çekmesi de diğer ülkeler gibi an meselesiydi. Hindistan’da İngilizce de Gross Domestic Product olarak tabir edilen, gayrı safi yurt içi hasıla konusunda çeşitli olumsuz durumlar yaşanmakta. 2011’in ilk üç ayında ekonomideki 7.8% lik beklenen büyüme,bu orandan daha az olarak meydana gelmiş. 2010-11 mali yılındaki GDP 8.5% oranında,bir önceki yıldaki 8.0%in daha ilerisindeydi.

Planlama komisyonu Hindistan’ın 12.beş yıllık kalkınma planında hedefini 9-9.5% oranında belirlemiş(2013-17).Pranab Mukherjee Hindistan’ın Finans konularıyla ilgilenen bakanın saptamasına göre 2011-2012 yılındaki mali durum 8% daha da yavaşlayacakmış.Faiz oranlarının artmasıyla birlikte Hindistan’daki endüstriler de etkinliklerine son vermekte ve insanlar daha da fazla ekonomik sıkıntı çekmekte. Bu durumun daha da kötüleşeceği şüphesiz.

Ancak iş gücü açısından Hindistan gibi gelişmemiş ülkeler , dünya piyasalarında-örneğin bilgisayar sektöründe- oldukça etkin bir rol oyunuyor. Bunun da nedeni şüphesiz vatandaşların şu yorumudur: Zaten ülkemizde iş yapamıyoruz,ekonomik durum çok kötü,ne iş olsa ne kadar verirlerse razıyım yaparım.. Bu sebeptendir ki belki oradan oldukça nitelikli insanlar çıkacakken sadece para kazanabilmek için bilgi birikiminden yoksun çalışıyor Hindistan vatandaşları…

Finansal Okur-Yazarlık Eğitimi

Finansal OkuryazarlıkCNBC-E’de cuma günleri program yapan Özlem Denizmen‘in Para Durumu adlı programında 19 Mayıs nedeniyle gençlik için bir program yapılmıştı. Ben bu programı Para Durumunun sitesinden izleme olanağı buldum. Bu programda “finansal okur-yazarlık”la ilgili çeşitli çalışmalara değinildi. Ardından finansal okur-yazarlıkla ilgili bir web sayfası aramaya koyuldum. Ardından The Economist dergisinin bir makalesinde bu konuyla ilgili geniş bilgilere yer verildiğini gördüm.

Edindiğim bilgiler şunlardı:

George Bush’un yardımcısı olarak atanan John Bryant gekir düzeyi düşük ve fakir olarak adlandırılan insanlarla ilgili bir proje tasarlamış. Bu projede slogan olarak da “a hand-up,not a handout” cümlesini kullanmış. Yani sadaka,bağış yok var olanı iletletmek,geliştirmek var gibi de çevirebiliriz sanırım. Bu projeye Operation HOPE adı verilmiş. Ardından yapılan araştırmalarda görülmüş ki Amerika’da binlerce lise öğrencisine bu konuda eğitim veriliyor. Yani gençlerden başlayarak finansal konularda bilinçlenme süresi başlamış. Bu ayrıntıyı okudukdan sonra programda söylenen bir cümle aklıma geldi. Amerika’da Nisan ayı finansal okur-yazarlık ayı olarak ilan edilmiş. The Economist’deki bu makalede de bu saptamaya yer verilmişti.

Mortgagela ilgili olarak da subprime mortgage olarka bilinen bir konuya değinilmişti ve yine bu konu da finansal bilginin yetersiz olmasıyla ilgiliydi. Subprime mortgageda düşük geliri olanlara yüklenen yüksek faizlerden söz ediliyor. Türkiye’de de birçok insan birikimi olmadan ya da va rolan azıcık birikimine sığınarak,güvenerek krediyle ev alıyor. Ancak daha sonra bütçede açıklar meydana geliyor ve borçlar artıyor. Cahil insanlar olarak bahsedilen (The Economist) bilinçsiz kişilerin bütçe sıkıntısı çektiği açık.

Türkiye’de de finansal anlamda eğer üniversitede bu tarz bilgileri içeren bir bölüm seçmediyseniz bilgilenmeniz için herhangi bir çalışma mevcut değil. Ancak programda gördüm ki bu konuda çalışmalar başlamış ve bu çalışmalardan sonra gençlerin %75i bütçe yapma konusunda bilinçlenmiş.

Mr.Bryant’ın yaptığı bir saptamadan da söz etmek istiyorum. Kendisi demiş ki ” Often borrowers did not even realise that their montly payment would rise if interest rates went up”.. Mortgagela alınan evlerle ilgili olarak bu saptamaya katılmamak mümkün değil. Eğer aylık ödemeler yükseliyorsa,faiz oranları da yükselir ve eğer bununla alakalı olarak bir önlem alınmadıysa,tablo çok da iç açıcı bir sonuca doğru gitmiyor demektir.

The Economist “Getting it right on the money
A global crusade is under way to teach personal finance to the masses”

http://www.economist.com/node/10958702?story_id=10958702&CFID=2134922&CFTOKEN=22848448

Nükleer santrallerle ilgili yeni bir bakış açısı kazandım!

Türkiye’de nükleer santrallere karşıyım.Bunun nedeni de Türkiye’nin teknolojik altyapsında güvenmemem. 1999 yılında büyük bir deprem felaketi geçirdik ancak bu gün depremle ilgili olarak evdeki kapı eşiklerinin altına saklanmaktan daha öte bir ilerleme kaydedemedik. Bu kadar korunma imkanı varken depremle başa çıkamıyorsak nükleer santrallerin güvenliğiyle nasıl başa çıkacağız inanın aklım almıyor. Bu konu hakkında Sabancı Üniversitesi’nden bir görüş sunulmuş.Japonya’da Fukuşima felaketinin ardından, nükleer enerjinin ‘sosyal’ olarak kabule edilemez hale geldiğini söyleyen Güler Sabancı, “dünya nükleer enerjiden vazgeçme lüksüne sahip değil” demiş. Ardından ABD’deki insanların tatile çıkacağını ve bu tip durumların araba kullanımıyla birlikte enerji tüketimini artıracağı saptanmış. Bunun sonucu olarak da enerji kullanımında fiyatların artacağı şeklinde bir görüş hakim. Türkiye’nin stratejik önemini gözardı etmek oldukça saçma bir yaklaşım olur. Rusya ve Ortadoğu arasında çok önemli bir yer teşkil eden Türkiye bu durumun vatandaşlarına yansıması konusunda akıllıca davranmalı. Artık güç Ortadoğu’ya doğru kayıyor ve Türkiye bunun kıymetini bilirse eminim nükleer santrallerden başka alternatif yollar ortaya çıkarılabilecektir. Nükleer santrallerin bizim ülkemizde güvenli olmayacağı yorumunun sonsuz destekcisiyim. Gelişmekte olan bir ülke söz konusuysa ve bu ülke de Türkiye’yse kızmak,darılmak,gücenmek olmasın ancak teknolojik konularda oldukça yetersiziz.Nükleeri korumanın da teknoloji ve disiplin işi olduğu görüşündeyim. Yani hani bir laf vardır Türkiye’de yaygın olan “Japon Yapmış!” diye.Ama Japon bu kez yapamamış, bu konuda yeterli miyiz kendimizi sorgulayalım..Nükleer için ayrılacak bütçeyi olası bir patlamayla iki kat zarara çevirmektense bu bütçeyi şimdiki eğitim ve alt yapı sorunlarına ayırsak fena mı olur?

IMF BAŞKANLIĞINA YENİ BİR ADAY DAHA!

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın karıştığı taciz skandalından sonra başkanlık için her gün yeni bir aday gündeme gelmekte. 27.05.2011 tarihinde gazetelerden okuduğum kadarıyla Meksika Merkez Bankası Başkanı Agustin Carstens ve Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde adaylıklarını açıkladıktan sonra İsrail Merkez Bankası Başkanı Stanley Fischer’ın da adaylığını koyacağı belirtiliyor. Okuduğum haberlere dayanarak şu bilgiyi edindim.Daha önce Fischer ile birlikte çalışan bir Arap yetkili, Fischer’in merkez bankaları başkanları ve maliye bakanları arasında saygı duyulan bir isim olmasına rağmen, Arap ülkeleriyle diğer gelişmekte olan ülkelerin desteğini almakta zorlanacağını düşünülüyormuş. Ayrıca Avrupa’nın IMF’de %35 oranında temsil yetkisi olduğu için de yeni adayın ve Meksikalı adayın şansı Fransız adayın yanında düşük bir şans olarak görülüyormuş.

İlerleyen günlerde IMF Başkanlığı için aday sayısının artacağını düşünmekteyim. Avrupa’nın temsil oranı yerine IMF’i düzenleme konusunda başarılı olacak bir aday her zaman doğru tercih olacaktır.

CIA: Yunanistan’da Ekonomik Kriz Sebebiyle Darbe Olabilir

28.05.2011 Tarihinde gazetelerde yer alan çarpıcı başlıklardan biri Yunanistan’daki gerginlikler nedeniyle darbe meydana gelebileceği yorumunu yapan CIA’in sözleriydi.CIA ekonomik kriz yüzünden kontrolden çıkabileceği uyarısında bulundu. Amerikan gizli servisinin hazırladığı raporda, Yunanistan’da giderek şiddet eylemlerinin artabileceği, hatta bir darbenin bile yaşanabileceği öne sürüldü.Yaşanan ekonomik kriz halkın zorluk çekmesine ve bundan yöneticileri sorumlu tutmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da çıkan ayaklanmaların önüne geçebilmek için çare darbe olmamalı ancak başka bir çözüm yolu yok gibi de görünüyor.

Darbelerin doğuracağı sonuçları düşündüğümüzde ekonomik krizi düzeltmeyeceği ve sosyal hayattaki isyanları bastırmakdan çok şiddet içereceğini düşünüyorum. Türkiye’de bir çok darbe olayı yaşandıysa da yeni gelen hükümetler eskisinden çok da parlak bir tablo çizmedi Türkiye için. Aynı durumun AB üyesi olan Yunanistan için de geçerli olup olmayacağını zaman gösterecek.

Adam Smith

İktisat öğrencilerinin iktisat 1.sınıf derslerinde adını sıkça duyacakları çok önemli bir isim Adam Smith. Kendisiyle ilgili hala bilgiler okumaktan zevk aldığım bu filozofun en ünlü sözü “Laissez faire,laissez passer” sözüdür. Fransızca olan bu cümle “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” şeklinde türkçeye tercüme edilmiştir.Kendisinin hayatıyla ilgili olarak biraz bilgi vermek gerekiyor sanırım.
Babası gümrük denetleyicisi olan Adam 16 Haziran 1723 tarihinde İskoçya’nın Kirkcaldy şehrinde dünyaya geldi. Doğumundan önce babasının hayatını kaybettiği kayıtlarda yer almakta. İlginçtir ki Adam 4 yaşlarındayken bir çingene çetesi tarafından kaçırılmış. Ardından amcasının onu kurtarmasıyla bu kötü durum son bulmuş.
Adam, 14 yaşlarındayken Glasgow Üniversitesi’nde ahlak felsefesi konusunda, Francis Hutcheson’dan eğitimler almaya başlamış. Sanırım Adam Smith’in benim için en ilgi çekici yanı da felsefe konusunda kendini yetiştirmiş ve ekonomik saptamalarını da felsefe ilkelerine göre yapmış olmasıdır. İlerleyen yıllarda Adam Smith’in David Hume’la olan dostluğu onu bilgi bakımından daha da zenginleştirmiştir.1740 yılında Oxford’daki Balliol Koleji’nde okumaya başlamış fakat 1746 yılında okulu terkedip Oxford’un imtiyaz denetimi konusunda eleştirmenlik yapmaya başlamıştır. 1748 yılında Edinburgh’da Lord Kames’in koruması altında kamu konferansları vermiş, konuşma sanatı ve belles-lettres konularına değinmiştir. Sonraları “servet yönetimi” konusunu ele almış ve bu dönemde, yani yirmili yaşlarının sonlarına doğru, daha sonra ‘Inquiry into the Nautre and Causes of the Wealth of Nations’ adlı kitabında dünyaya açıklayacağı “doğal özgürlüğün açık ve basit sistemi” konusuna el atmıştır. 1750 yılı civarlarında ileride çok yakın arkadaş olacağı David Hume ile tanışmıştır. İskoçya Aydınlanması’nın ortaya çıkışında önemli rol oynayan diğer arkadaşkarı ile Edinburgh The Poker Klübü’nün müdavimi olmuştur.

Smith ile David Hume sayesinde tanışan Charles Townshend, 1763 yılı sonunda Smith’ten üvey oğlu genç Buccleuch Dükü’ne özel ders vermesini rica etti. Smith, gelecek iki sene boyunca talebesi ile, çoğunlukla Fransa’da yaptığı yolculuklar sırasında Turgot, Jean D’Alembert, André Morellet, Helvétius, ve özellikle çalışmalarına itibar ettiği fizyokratik düşüncenin başkanı François Quesnay gibi öncü aydınlarla tanıştı. Kirkcaldy’ye döndükten sonrataki 10 seneyi An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations (Yaratılışın Sorgulanması ve Ulusların Zenginliğinin Nedenleri) adlı, 1776’da yayımlanan başyapıtı üzerinde çalışarak geçirdi. Kitap büyük çoğunluk tarafından hüsnükabul gördü ve revaçta kalarak Smith’in meşhur olmasını sağladı. 1778’de Smith İskoçya’da vergiden sorumlu bir devlet bakanı olarak atandı, Edinburgh’ya annesinin yanına yerleşti. 17 Haziran 1790 yılında ağır bir hastalık sonrası yaşamını yitirdi. Bilindiği kadarıyla gelirinin büyük bir kısmını gizli yardım fonlarına bırakmıştır.

Ulusların zenginliği adlı kitabın türkçe çevirisini okumaya çalıştım. Okumaya çaıştım diyorum çünkü çeviriden midir bilinmez insanı çok sıkıyor. Dikkat toplayıp notlar alarak okumaya çalıştıysam da yarısına bile gelemeden kitabı bırakmam benim sıkıntıya gelemememden midir burasını bilemem. Ancak kuşkusuzdur ki Adam Smith’in bu kitapta yaptığı bazı saptamalar oldukça ilgi çekiciydi. Örneğin. bu gün hepimizin bildiği gibi iş bölümü yapmak çok önemli. Adam Smith de iş bölümünün ekonomik etkinliklere nasıl yansıdığını ve iş bölümünün faydalarından Ulusların Zenginliği adlı kitabında sıkça söz etmiştir.

Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB)

4 Şubat 2005  tarihinde İzmir ‘de işleme açılan Vadeli İşelmler ve Opsiyon Borsası (VOB) bir Türev Araçlar Piyasasıdır.Türev Araçlar Piyasalarında işlem gören Vadeli İşlem Sözleşmeleriyle taraflara bugünden belirlenen ileri bir tarihte, üzerinde anlaşılan fiyattan, standartlaştırılmış miktar ve kalitedeki bir malı, kıymeti veya finansal  göstergeyi alma veya satma yükümlülüğü getiren sozlesmelerdir.

Peki Türev araçlar nedir?

Getirisi başka bir kıymetin getirisine bağlanmış diğer bir deyişle başka bir kıymetin getirisinden türetilmiş mali araçlardır.

  • Forward
  • Snap
  • Futures
  • Opsiyon        Türev piyasaları bu işlemleri içeriyor.
Çeşitli amaçlara yönelik her yatırımcı (risk yönetimi, spekülasyon, arbitraj) spot piyasaya oranla daha düşük bir maliyetle bu piyasalarda işlem yapabilecektir.  Ancak bu piyasanın kaldıraç özelliğinden dolayı, özellikle spekülasyon amaçlı işlemlerde, potansiyel yüksek getiriye karşılık, ters yönde hareket eden bir piyasada potansiyel yüksek bir risk olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
Peki nedir Spekülasyon?
Arbitrajın aksine,mevcut piyasa yapısının değerlendirilmesi sonrasında oluşan beklentiler dikkate alınarak ve risk üstlenilerek kazanç sağlayabilme çabasıdır.
Arbitraj nedir?
Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para,kıymetli maden,tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.
Menkul kıymetlerin ucuz olduğu piyasadan alınıp pahalı olduğu piyasada satılmasıdır.Arbitrajcılar bu durumdan nasıl kazanç sağlıyor dersek;malın satış fiyatı ile alış fiyatı arasındaki pozitif fark arbitrajcı karı olarak adlandırılıyor.

Spekülasyonla Arbitrajcı birbirine benzeyen kavramlar ancak aralarında oldukça belirgin olan bir fark var.

Spekülatör risk üstlendiğinden dolayı arbitrajcıdan farklı bir konumda yer alıyor.Spekülasyon,spekülatörün bilgisine ve birikimine dayandığından dolayı arbitrajdan daha riskli oluyor.