Category Archives: Economics

Yüksek Getirili Şirketler


Yatırım yapmak, bir şirket sahibinin şirketinin değerini artırmak için yapabileceği en basit ekonomik etkinlik olsa gerek. Şirket sahibi olmayanlar bile bu aktiviteyle mevcut gelirlerini ikiye katlayabilir, finansal okur-yazarlığını geliştirebilir, hedeflediği yaşam standartlarına bilinçli yatırım araçlarıyla sahip olabilir. Mademki yatırım yapmak için yüksek gelir düzeyine, şirket sahibi olmaya gerek yok öyleyse ortalama bir gelire sahip kimseler hangi şirketlerin hisselerine yatırım yaparak kazanç sağlayabilirler?

Yüksek gelir düzeyine sahip kimselerin seçtiği ilk beş şirket servetlerine servet katarken, sıradan bir gelir düzeyine sahip kimseler de bu şirketlerin hisselerine sahip olabilirler.

İlk beş şirketin başında tahmin edebileceğiniz gibi son yıllarda ürünleri hayranlıkla ve ilgiyle kullanılan Apple isimli şirket var. Steve Jobs’un vefatından sonra piyasaya sürülen İphone 5 ile bilrilikte şirketin hisseleri hızla değer kazanmaya devam ediyor. İkinci sırada, internette bir kelimeyi aramak anlamına gelen, Cambridge sözlüğüne kadar girebilen Google var. Google’ın izlemiş olduğu stratejiler öylesine güçlü ki rakipleri bugün, onun ulaşmış olduğu seviyeye yetişmek için çaba bile sarfedemez duruma geldiler..

İlk beşte üçüncü sırada yer alan şirket Microsoft. Yazılım sektöründe emin adımlarla ilerleyen şirketin başarısız olması zaten beklenemezdi. Şirketin hisseleri istikrarlı bir şekilde değerini koruyorken rakiplerine zirveyi teslim etmek istemeyen şirket her geçen gün innovasyonlar yapmaya çalışıyor.

ABD’de yaşanan hareketli seçim süreci adaylardan Barack Obama ile Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Mitt Romney’in çekişmesi News Corporation’ın hisselerinin değer kazanmasına sebep oldu. Başkan adaylarının seçim süresince reklama önem vermesi şirketin bir sure daha yüksek gelirli kimselerin vazgeçilmez hisselerinden biri olacakmış gibi görünüyor.
İlk beşin sonunda yer alan şirket ise QualComm.. QualComm cihaz ve hizmetleri kişiselleştirerek, daha ekonomik olarak tüketicilere ulaştırmayı amaçlayan, oldukça yüksek firma değerine sahip olan bir şirket.

Amerikalıların Harcamaları

Ayrı bir dünya orası dediğimiz bir ülkedir Amerika. Her yenilik orda test edilir, halk tarafından onaylanır, kullanılır, geliştirilir ve hemen eskir, bir üst modeline merhaba denir ve döngü bu şekilde sürer gider. Bu sürecin sonunda biz “geri kalmışlar” o ürünlerle tanışırız ve çoktan eskiyen, yenisi çıkan/çıkmak üzere olan ürünle başbaşa kalırız. Bu denli hızlı tüketen Amerikalılar acaba bütçelerinin hangi kısmını ne gibi harcamalar için kullanıyorlar diye merak ediyorum. Aklıma en başta öyle şişmanlar ki muhtemelen inanılmaz bir yemek tüketimi vardır diye düşünüyorum. Ancak konuyl a ilgili yaptığım kısa bir araştırma sonrasında anlıyorum ki aslında bütçelerinin çok küçük bi rkısmını beslenme masrafları için kullanıyorlarmış bu insanlar.

Gelir düzeyi açısından sıradan sayılabilecek bir Amerikalı’nın bütçesini en çok iki tip harcama sarsıyor: Konut edinme & Sağlık !

Sanırım sağlık konusunda yaptıkları harcamaların o denli fazla olmasına şaşırmadınız çünkü bu tüketim toplumunda konsantre yiyecekler obeziteyi adeta kaçınılmaz son olarak gösterirken, bu hastalıktan ancak ve ancak mükemmel bir tedavi süreciyle kurtulabiliyorsunuz. Yani sağlık harcamalarının bu denli yüksek olması, Amerikalıların sağlıksız ve “bolca” beslenmelerinin bir ürünü.

Amerika büyük bir ülke, hemde çok büyük bir ülke. Londra, Paris gibi metropollerde gelişen toplu taşıma Amerika’da aynı mükemmeliyette değil ne yazık ki. Bu nedenle orada insanlar, hani derler ya araban yoksa yandın, özel araçları olmadan bolca seyahat edemiyorlar. Hani kimisi der ya, markete bile gidemiyoruz diye, işte o denli vazgeçilmez bir unsur hususi araçlar. Durum böyle olunca neden bütçelerinin en büyük kısmını sağlık ve konut harcamaları kapsarken, taşıtlara harcanan masraflar göz ardı ediliyor diyebilirsiniz. Ancak unutmamak gerekir ki, petrol madenine sahip ülkelerdeki Amerika hakimiyeti sebebiyle, taşıtlara yakıt sağlamak aslında hiç de büyük bir harcama gerektirmiyor orada.. Yakıtlar ucuz, taşıtlar için yapılan harcamalar da o denli az..

Konut sektörüne gelince.. New York gibi bir şehirde yaşamak istiyorsanız gerçekten devasa bir birikiminizin yada istikrarı bir bütçenizin olması gerekiyor.Avrupa Birliği ülkelerinde de olduğu gibi , Amerika’da da eğer ev sahibi olmak istiyorsanız, yaşamınızın büyük bir bölümünde elde edeceğiniz kazancı bir bankanın kasasına doldurmak zorundasınız.

Sanırım Amerika güzellikleriyle göz boyadığı kadar, harcamaya dayalı yaşam şekliyle de vatandaşlarının büyük bir bölümünün gelirine de el koymaktan çekinmiyor…

Euro Bölgesini Kurtarın!

Sanırım 2010-2012 yılları arasında iktisat alanıyla ilgilenmeye başlayan biri için, gündemdeki haberler ders kitaplarından daha fazla yarar sağlıyor. Euro bölgesinde yaşanan karmaşık kriz ortamını çözmeye yönelik atılan adımlar, görüşülen kurtarma paketleri, belirlenen stratejiler ekonomi alanında pratik yapmak için bulunmaz fırsat!

Eylül 2012 sonu ile Ekim 2012 ortasında Euro Bölgesinde meydana gelen ilginç olaylardan söz etmek istiyorum. Avrupa Birliği’nin devleri, AB iktisadi istikrarını derinden sarsan başta Yunanistan, İspanya , İtalya gibi ülkeleri borç batağından kurtarmak için “500 milyar euro” seviyesinde kredi sağlamayı planlıyorlar.

Almanya, İngiltere ve Fransa’nın önderliğinde görüşülen kurtarma paketi’ni finanse etmek için Fransa’nın belirlemiş olduğu vergilendirme stratejisi de oldukça ilgi çekici gözüküyor. Fransa Başbakanı Jean-Marc Ayrault, geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulanan farklı vergilendirme sistemine benzeyen bir vergi politikasını uygulamaya koyacaklarını belirtti. Osmanlı İmparatorluğu’nda Şer’i ve Örf’i ana başlıklarıyla belirlenen, zekat, haraç , öşür, cizye, avarız, tekalif-i sakka gibi alt başlıklara ayrılan değişik vergilendirme sistemlerinden haberdarız. Fransa’nın belirlediği yeni vergilendirme sistemi Osmanlı’da görülen uzun soluklu bir politika olmamakla birlikte o denli kapsamlı da olmayacak gibi görünüyor.

Söz ettiğim kurtarma paketini finanse etmek için yeni politikalar geliştiren Fransa yılda 1 milyon eurodan fazla kazanan vatandaşlarına gelirlerinin %75’inin vergilendirmeye karar verdi. Söz konusu kararın Fransa’daki etkinlerini belirtmek için Fransa’daki yüksek gelirli vatandaşların avukatlığını yapan François Tripet’ten söz etmek istiyorum. Ünlü ve alanında başarılı avukat, müvekillerinin Fransa’da alınan %75’lik vergilendirme kararından sonra ülkeyi terk etme kararı aldıklarını belirtiyor. Dünyaca ünlü Fransız şirket LVMH Moët Hennessy ürettiği lüks ürünlerle modanın kalbinin attığı sayılı ülkelerden biri olan Fransa’nın prestij kaynağı. Louis Vuitton’un da bu lüks şirketler grubunda yer aldığını belirtmek istiyorum. Son zamanlarda medyada Louis Vuitton’un Fransız vatandaşlığını bırakıp Belçika’ya gideceği gündemde. Louis Vuitton’un bu kararı almasının nedeni olarak, François Hollande hükümetinin yeni vergilendirme sisteminin sebep olduğu konuşuluyor. ( Euronext borsasında MC adıyla yer alan LVMH Moet Hennessy şirketler grubunun prestij kaynaklarının başında Louis Vuitton geliyor. Belçika’ya yapmış olduğu yatırımlardan dolayı Bay Vuitton artık Fransa dışındaki bir ülkede markasının keyfini çıkarmak istiyor.)

Kurtarma paketi ile ilgili atılan adımlarda vergilendirme sistemi nedeniyle eleştirilen Fransa’nın yanında mağdur duruma düşecek devletlerden biri olan Almanya, bu paketin %27’sini finanse edecek. Krizde olan Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi ülkelerin her birinin ekonomik durumundaki olumsuzluklar farklı sebeplerden kaynaklanıyor. Her birinin mali sorunu aynıymış gibi tek bir kurtarma paketi öne sürmek sorunların çözümü olacak mı belirsiz. Farklı vergilendirme sistemiyle ekonomiyi kalkındırmaya çalışan devletler ve imparatorluklar başka mali sorunlardan dolayı şimdi tarihe karıştılar.. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu belirten kişiler, bakalım Euro bölgesi için nasıl bir değerlendirme yapacaklar?

A Manager In Unilever

To become successful in different market structures, a manager has to determine completely different strategies. As we learned in university about monopoly, oligopoly, perfect competition, monopolistic competition I will choose a company who is in monopolistic competition. This type of market is enjoyable than others because in many departments (financial, sales, human resources etc.) have to be aware of rivalry in the market and differentiate company’s products all the time. Being innovative is the basic success point in the monopolistic competition. I will specify my position with a famous company and I’ll try to explain concepts.

Unilever is the company where I really desire to work. Unilever is a British–Dutch multinational consumer goods company. Its products include foods, beverages, cleaning agents and personal care products. If I become Unilever’s manager, before making pricing decisions, I have to consider Nestle and P&G who are my strong rivals. Measuring the concentration of the industry we can look the following chart.

Industry C4 (%) HHI
Breweries 91 NA
Electronic computers 81 2662
Jewelry 22 195
Luggage 34 580
Motor vehicles 81 2324
Soap and detergent 63 2308
Soft drinks 52 896
Ready-mix concrete 11 63

Unilever basically sells soap, shampoo, detergent. As we can see from chart this industry’s market concentration is %63. It is close to 1 so it means that except Unilever there is a few huge firms producing soap & detergent. As a manager I have to consider rivalry and encourage the production of highly differentiated products.

Four-firm concentration index is based on market shares of four largest firms but HHI is based on all firms market index. As stated in the chart, HHI of soap and detergent industry is 2308. It’s the highly concentrated one among industries. Unilever is labor-intensive company so human resource department has importance at this point. But as a manager, I have to promote workers with a desirable wage level.

May be I can give high amount of money if every single worker work an additional hour (As I learned this strategy in chapter four called the theory of individual behavior). In concentrated industries firms coordinate between each other to raise prices, or to agree to not invest in new products, technology or quality improvements – hence they may behave like an oligopoly. Demand & market conditions for Unilever represent most important factors because it’s rivals are really powerful to differentiate products. As a manager I can determine market conditions, such as is there any substitute goods or not and I can understand if I increase prices what will happened demand, with Rothschild index.

Assume that own rpice elasticity of market demand for soap, shampoo and detergent industry is -1.0 and own price elasticity of demand for Unilever’s products is -3.8. With calculating Rothschild index it’s 0.25. What does it mean? I will understand when I see the value of 0.25 that, there are many close substitute products exist in the market and I have to differentiate them more than others swiftly. Unilever’s manager, me, who make pricing decisions have to aware of market conditions and substitute goods to do not decrease it revenues. If there are many close substitutes, this means that Rothschild index is close to zero, as a manager I do not have to increase prices because consumers may switch to other products instead of my company’s products. This will really hurt profits.

Potential for entry in an industry is the basic factor for determining power of rivals. There are barriers like capital requirements, patents, economies of scale and so on. These barriers stopped entry to the market and competition will become stronger with a few firms.

Products Foods, beverages, cleaning agents and personal care products

Revenue €46.467 billion (2011)
Operating income
€6.901 billion (2011)
Net income
€4.623 billion (2011)
Employees 171,000 (2012)

Mark-up factor has huge effect (positively) on firms’ profits. A manager has to maximize company’s revenue with increasing mark-ups. For determining pricing behavior and considering the power of mark-up factor I will give an example. Assume that Unilever’s foods such as Ben & Jerry’s, Knorr, Becel/Flora, lerner index is 0.26 and it’s mark-up factor is 1.35.

These values represent Unilever collects low level of mark up (profit) from foods’. In my opinion Nestle has great power in food industry and that’s a problem for Unilever because Unilever is strong in cleaning tools. Unilever’s operating income was €6,901 billion, net income was €4,623 billion and it’s revenue was €46,467 billion. It earns much but there are many internal expenditures that minimize it’s income.

Unilever can increase types of products which it has least power like as I stated foods. In this way may net income increase. In five or ten years natural resources become weaklier because environmental pollution and Unilever has huge impact on it because of detergents, soaps and other cleaning stuff which include high level of chemicals and plastics. Consumers are aware of nature has important place in their life expectancy.

They will choose products which are nature friendly. Now Unilever has a sustainability policy’s which make consumers happy. Recycling and damage nature less than others are the powerful fields of Unilever. Researches states that consumers are choosing products which do not damage the nature, their health and future generations. As a manager I can merge with nature friendly organizations such as GREENPEACE, TEMA. In this way consumers will be aware of that Unilever is different than other because it protect nature and their prosperity.

References:

• Unilever.com
• P&g.com
• Managerial Economics and Business Strategy, Michael R.Baye, 6/e

Managerial Economics

A manager has to make demand analysis, anticipate time value of money, detemine supply and demand levels, create a goal for his/her firm and understand the importance of profits, use his/her company’s products’ elsaticity tendencies before produce them in large quantities, maximize it’s profits and minimize production costs. A firm can be merge with another one because of profit maximization target and minimizing it’s cost. Experiences are also important factor for firms’ managers. Dividing it’s departments professionally and observing their working quality and criticizing their actions are the assignment of the manager. Studying “Industrial or Managerial Economics” we can determine basic concepts about industry and understand how to manage a firm successfully.

There are many market places exist and many industries’ try to do with others and this manner creates competitiveness. A great manager has to focus on it’s firm’s weaknesses, strenghts, opportunities in market. Focusing on this basic concepts surface others and these are explained by a Harvard Professor called Micheal Porter who is a leading authority on comapny strategy and the competitiveness of nations and regions. Mr.Porter generate a simply “The five forces framework” and we can simply understand power of buyers and input suppliers, industry rivalry, importance of types of goods and requirements to enter market. How these forces influence industry profitability is the important factor that a manager has to focus on. But the basic point of a firm is that maximize it’s profits and to do that a manager has to know “time value of money” concept. Let’s give an example about time value of money. For instance a firm make good investment and receive $10,000 cash prize from a supplier. Assume that a manager has two options, he/she can receive $10,000 now or he/she can receive $10,000 in three years. Like mmost of us, a manager as an ordinary person, he/she can receive that money today cause there is purchasing power exist right now and waiting make no sense. But using a simple formula a manager can make decision about receiving money today or in the future.

For option A, by receiving $10,000 today, you are secure to increase the future value of your money by investing and receiving interest in a period of time. For option B, the payment received in three years would be your future value. To illustrate, I have created a timeline:

Another important concepts are market forces called demand and supply. When a firm make pricing decisions it has to consider the law of demand. Law of demand states that, if a product’s price increases, the demand for that product will decreases.Of course this law is accepted when there is elasticity exist on that product. Demand is effected from consumers’ income level, price of related goods and from advertising. These three factors shift the demand curve and it change quantity demand for products.Products can be normal or inferior. Normal and inferior goods are related with income and it also effect demand concept directly. If consumers’ income increase and they still demand for a good more than before, so that good is called normal. But if consumers’ income increase and demand for particular goods decrease, these goods are called inferior.

A manager has to consider market manners, input suppliers and consumers behavior during the production process. For the explain market forces: Supply and demand, I will give an example. There is a bread producer called X who has great reputation in the industry. X company supply it’s inputs from a huge farm which produce great wheats. Because of the global warming this farm cannot produce same amount of wheat and X company cannot produce same level of bread. This situation will decrease the number of outputs and bread prices will increase fastly. Because of the high prices and with respect to law of demand, consumers will decrease their demand for X company’s breads. But in this industry the most important factor is the existence substitute of that product. If there is no bread company exist in the industry consumers have to pay the amount that X company stated.

Quantity demand analysis can explain the importance of elasticity and elasticity has three fundamental types like followings: Income elasticity, cross-price elasticity and own price elasticity. These concepts help to a manager about making pricing decisions. As I stated before, normal and inferior goods are related with income. So the income elasticity is about purchasing tendency of a good which will be normal or inferior. In my opinion cross-price elasticity is the most powerful decision making factor for a manager because it’s related with other goods and services which can be substitute of firm’s products. Own-price elasticity is represent the law of demand and if firm change current prices how will demand effect from this decision.

Using elasticity concepts a manager can increase firm’s revenue but the most important point for a firm is profits. As I stated before, a manager has to understand importance of profits. Maximizing profits and minimizing costs is the way to make a firm “valuable”. If there is high profits, the firm will have good reputation (surely sustainable profits is the basic requarment) and it will be valuable. How can a manager maximize profits? Using scarce resources efficiently and using them with less amounts is the way of maximizing profits. But as a manager we have to know that where marginal revenue is equal to marginal cost there is the profit maximization point (MR=MC).
Constructing confidence interval we can use econometrics. Making regression analysis is the assistant of a manager. Briefly explanation of an regression analysis chart can help a manager to make efficient decisions about production process or changing incentives about inputs etc.

Until now a manager benefit from being aware of time value of money, bond between market conditions and elasticity, using regression analysis to understand production process and significancy. Revenue factor effecting from elasticity concept. A manager has to know cross, own or income elasticity for focus on increasing revenue and profits.
Factors of production is the basic concept of an industry. As we learned that production function is : Y=F(K,L). Capital is fixed factor for short run but in long run, the role of these two notions will change. I will use labor factor to explain the theory of individual behavior.Indifferece curve and budget line reflect aspects of demand analysis. Indifference curve represents, how the change in the wage rate will affect the choice between leisure time and work time. The budget line represents all the possible combinations of two goods that can be purchased at given prices and for a given consumer budget. These two concepts’ graph are like the following:

How can a manager use these concepts to increase the value and production of a firm? In our book there is a great case study which explain these two concepts with simple combination. Firstly, wage determiantion process is the most important process to make efficient production. Wage motivate people and change their desire about working process. A rational manager determine wage level with a specific time period but an the price of an additional working hour have to make his/her workers more motivate because they fail leisure time to work. In our textbook the manager pay more if a worker stay more than 8 hours in the firm and every hour he/she pay him/her more than overtime period. Like supply and demand curve, indifference curve and budget line has an equilibrium point where is called consumer equilibrium. From these two curves’ and consumer equilibrium point, a manager can understand for purchasing which rate of product X does a consumer give up from product Y. These simple proportions can rearrange production process and supply of product X & Y.

The point A represents consumer equilibrium. It’s the most efficient point where indifference curve and budget line are intercept. The slope of the indifference curve is called marginal rate of substitution. As I stated that, consumers give up a specific amount of X to purchase more Y. We can say that X & Y are create a bundle and where is more X & Y exist, the consumers will choose that bundle. That’s why A is the point where consumers reach an equilibrium. MRS has an equation like the following:

MRS=Px/Py
To maximize profits a manager has to find a way to minimize costs. The production process and costs is related with average & marginal costs, economies of scale, fixed and sunk costs, time period like short run and long run. To interpreting cost factor like indifference curve and budget line we have isoquant and isocost curves. Converting inputs into output by firm is a production process and during this process a manager has to consider isoquant, isocosts, indifference curves, budget lines etc.

The slope of the isocost line is an area where there is cost minimization exist. Marginal rate of technical substitution (MRTS) has an equilibrium like marginal rate of substitution which is the slope of indifference curve.

MRTS=w/r

Using Cobb-Douglas, Leontief and Linear functions like regression line analysis we can interpret them with statistical techniques to make efficient production process decisions and minimizing costs. Algebratic forms of production functions can measure the amount of inputs and the output level. This informations have importance for manager cause production process is th ekey thing for determining manager is skillful or not. Production processis related with market structure like firms’ size, ,ndustry concentration, technology, demand and market conditions and potential for entry. Cause this factors determine the rivalry and the value of outputs.
To sum up, managerial economics gives informations to a candidate of a manager about production, market and creating a difference during in a competitive market conditions. Using algebratic forms of productivity and interpreting those informations, considering concepts that I briefly mentioned is the important point of the managerial economics. Combining capital, labor and othet input factors (wage, resource prices, advertising etc.) will be more efficinet using managerial economics’ concepts and considering marginal decisions a manager can be more rational. With respect to a principle which says that”rational people think at the margin”, a manager has to be rational and use those concepts to make prodoction process more efficient and use inputs benefically.

References:
• Foundations of Finance, 7/E
Arthur J. Keown, Virginia Polytechnic Instit. and State University
John D. Martin, Baylor University
J. William Petty, Baylor University
• Michael R. Baye, Managerial Economics and Business Strategy, 3e. ©The McGraw-Hill Companies, Inc. , 1999 “Powerpoint slides”

Eğitim Sistemi & Ekonomik Kriz

“Real change can only be achieved through persistent, consistent implementation year after year, with careful attention to capacity building for improvement.” Anna Diamantopoulou

Euro2012’de bile ekonomik krizin futboldan daha çok konuşulduğu, Almanya – Yunanistan karşılaşmasını karikatürlere taşıyan böylesi bir dönemde, krize sebebiyet verdiği düşünülen Yunanistan ile ilgili “eğitim” temalı bir rapor okudum. #OECD

PASOK vekillerinden biri olan eğitimden sorumlu bakan Anna Diamantopoulou Yunanistan’ın içinde bulunduğu kötü durumdan eğitim sistemini geliştirerek kurtulabileceğini belirtmiş. Konu ilgi çekici gibi görünüyor ancak böylesi bir dönemde eğitim sistemini geliştirmeye önem verilir mi pek emin değilim..

Yunanistan’ın eğitim sistemini irdeleyen raporda baştan sona ilgimi çeken ve bence en önemli nokta olan öğretmen maaşları ve öğretim süresiydi. OECD ülkeleri içerisinde yer alan Yunanistan, eğitim politikaları ve öğretmen maaşlarıyla OECD ülkelerin oldukça gerisinde kalıyor. Bu durumu yaşadığım ülkeyi göz önünde bulundurarak değerlendirmek istiyorum.

Türkiye’de eğitim demek sınav demek. Şimdilerde oldukça küçük yaşlardan itibaren sınavlara giriliyor, çalışma disiplini kazanılmaya çalışılıyor.

Ailelerin büyük bir bölümü çocuklarının iyi bir okulda okumasını isterken bu isteklerini sağlam temellere oturtup eğitim için gerekli harcamaları yapmaktan da çekinmiyor. Türkiye’de üniversite hazırlık sınıfıyla birlikte minimum 5 yıldabitiriliyor.

Zaten üniversiteden önce de 12 yıl boyunca eğitim alınıyor. Öğrenciler çalışkan, öğrenciler yaşam şartlarının farkında, öğrenciler gündemi sıkı takip ediyor. En azından başbakanının kim olduğunu biliyor…
Çoğu Avrupa ülkesinde dahi olarak karşılanabilecek Türkiye’de öğrenim görmüş öğrenciler oldukça düşük masala çalışan öğretmenler tarafından yetiştirilmiyor. Herkes biliyor ki en iyi okullarda okuyan kişiler Devlet okullarından gelmiyorlar. Devlet okullarından gelenler de özel öğretmenlerle kendilerini geliştiriyorlar. Burada söz konusu başarı ailenin ilgisinden, öğrencinin de daha iyiyi istemesinden geliyor.

Şimdi Yunanistan cephesine bakalım. Krize kurban giden Yunanistan’da öğretmen maaşları oldukça düşük olmasına ragmen ders saatleri ve eğitime harcanan seneler de oldukça kısa. Şayet öğretmenseniz size verilen maaşa gore performans göstereceksiniz şüphesiz. Zaten maaş kavramı çalışanın motivasyon düzeyini belirlediği için bu kavramın verimlilik üzerindeki etkisi tartışılmaz gibi görünüyor.

Kriz ülkesinde sınıflardaki kişi sayısı, öğretmen yeterliliği ve eğitim süresi birbirini karşılayamıyor. Ancak benim ilgimi çeken nokta öğretmenlerin maaşları. Çünkü bizim ülkemizde de söz konusu maaş miktarı hiç de iç açıcı seivyelerde seyretmiyor. Aşağıdaki tabloları incelemenizi öneriyorum.

Yunanistan’ın eğitim konusunda girişimlerde bulunması gerektiği gerçeğini destekliyoruz. Ancak krizin sona ermesini beklemek ve bu konuda hiçbir girişimde bulunmamak, ülkeyi dah akötü etkileyecektir şüphesiz. Bu nedenle kriz süresinde eğitim sistemindeki bozuklukları gidermeye çalışmak ardından kriz sona erdiğinde de eğitim sisteminde “reformlar” yapmak verimli sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

Güvenilir ve Hızlı: Geleceğin Parası

Eğitimin geleceği, doğanın geleceği, şirketlerin geleceği, insanlığın geleceği ve nihayet paranın geleceği. Bir an olsun duraksamadan ilerlemeyi sürdüren teknoloji, günümüz trendlerinde olumlu gelişmelerin yaşanmasına, insanlığın bir adım daha ileriye yönelmesine, geleceği pozitif yönde etkilemeye devam ediyor. Bu süreklilik içerisinde üretimin yanında çoğu zaman tüketim için kullanılan para artık somut halinden arınıp pratik olarak kullanılabilecek bir hale bürünüyor!

Gelecek trendleri konuşulurken genellikle para kavramıyla ilgili ilk akla gelen “icat” çeşitli cihazları ( cep telefonu, saat, müzik çalar ) ilgili alana doğru uzatıp tüketmenin zevkine daha hızlı ve pratik olarak varma düşüncesidir. Ancak meydana gelecek pratik tüketimin aksine para kavramının gelecekte ne gibi durumlarla yüzleşebileceği üzerine fikir yürütmek daha yapıcı gibi görünüyor.

Ekonomi tarihine bakıldığında dolar ve altını ilişkilendiren “Gold exchange standard” olarak bilinen bir uygulama başlatılmıştı. Söz konusu uygulamanın yapıldığı dönemde Viyetnam savaşında yorgun düşen ABD ve müttefik devletler ekonomiye can vermek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunuyorlardı. Aynı dönemlerde ünlü ekonomist John Maynard Keynes tüm dünyada tek bir para birimi olsun diye çeşitli stratejiler geliştirmişti ve hatta bu para birimine “bancor” ismini vermişti. Uygulama açısından pek de mümkün görülmeyen bu girişimi bu günün yaşam koşulları göz önünde bulundurarak değerlendirirsek gelecek için ne gibi çıkarımlarda bulunabiliriz? Hız çağındayız ve her an internet üzerinden bilgi, fikir ve ürün paylaşımını gerçekleştirebiliyoruz. Globalleşme de hız kazanarak, dünyanın en ilkel bölgesinde bile hakimiyetini kurma yolunda ilerliyor. Böyle bir dönemde herhangi bir para biriminin tüm dünyada kullanılabilmesi mümkün olabilir mi? Enflasyon ve rekabet etkenlerini düşünürsek pek gerçekçi bir yargıya vardığımı söyleyemesem de gelecekte böyle bir kavramın piyasada nefes alabileceği olasılığı da globalleşme kavramıyla birleşerek “acaba olabilir mi?” sorusunu da akıllara getiriyor.

Para gelecekte somut olan karakterini yitirecek gibigörünüyor. Yani en başta banka hesabınıza yatırmış olduğunuz bir miktar para, sanal platformlarda, yazılımcıdan tüketiciye, Facebook’ta oyun oynamak için kredi satın alan bir çocuktan, e-ticaret sitelerini kullanan bir firmanın reklam afişlerinin yayımlaması için kullanılabilecek düzeyde hızla tüketilip kullanılabilecek.

Para konusunda gerçekleştirilecek gelişmelerde en büyük pay sahibi şüphesiz bankalar olacak. Bu gün bile T.C. kimlik numaranızı göndermenizin kredi almak için yeterli olduğu düzeyde hız kazanmış olan para akışı, henüz somut olarak elinize geçmeyen para miktarı, borçlarınız ya da sanal ortamlarda .

Bir süper markette alışveriş yaparken aniden yanınıza oldukça kirli kıyafetlerle, savurgan el kol hareketleriyle gezinen bir insan geliyor. Söz konusu kişi paltosunun içerisine markette bulunan bazı ürünleri sıkıştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de dikkat çekmemeye çalışsa da sizin gözünüzden bu şüpheli davranışlar kaçmıyor elbette. Eyvah diyorsunuz, bu bir hırsız! Marketin her yanı kameralarla çevrili olduğu için aslında fazla endişelenmenize gerek olmasa bile yine de tedirgin oluyorsunuz. Şüpheli kişi marketin çıkış kapısına yönelirken paltosunun içerisine sıkıştırmış olduğu ürünleri çekinmeden dışarı çıkarıyor. Kameralar, güvenlik görevlileri ya da yetkili personel içerideki müşterilerden çoğunun “hırsız” olarak nitelendirdiği kişiye müdahale bile etmden görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar.

Özetlemiş olduğum olayın görüntülerine aşağıdaki videodan ulaşmanız mümkün. IBM’in “paranın geleceği” temasına uygun olarak hazırlamış olduğu görüntüler, biz fütüristlere ya da fütürist adaylarına geleceğin çok daha masum suçlara sahne olacağını ve maddi yönden firmaların zarara uğramasının oldukça güçleşeceğini gözler önüne seriyor.

Güvenlik kavramı öncelikle insanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünün, düzeninin bozulmaması için kullanılırken, çoğu zaman da maddi niteliği olan varlıklarımızın korunması için de kullanılıyor.

Bugün evlerden iş yerlerine, depolardan bankalardaki kasalara, yaşamın her alanında inanılmaz bir güvenlik altyapısı kurulmuş halde birbirimizden şüphelenerek varlıklarımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Bu güvensizlik ortamı içerisinde yapıcı çözümler üretmek gelecek kaygısı olan kişilerin en önemli görevleri içerisinde yer almaktadır. Maddiyatın en güçlü simgesi olan “paraya” odaklanırsak, kredi ya da banka kartları içerisinde muhafaza edilebilen “paralar” gelecekte daha az yer kaplayarak ve daha “güvenli” şekilde nasıl saklanabilir? Cep telefonlarımızda mı yoksa dijital saatlerimizin içerisinde mi? Tek bir dokunuşla yapmış olduğumuz alışverişin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Paranın daha güvenilir şekilde piyasada dolaşması aynı zamanda dolaşımın hızlı olmasını da sağlayacaktır.

Dünyaca ünlü fizikçi ve fütürist Michio Kaku’nun Türkiye’ye yapmış olduğu ziyaret esnasında biz fütüristlere aktardığı bilgiler arasında yer alan “dijital, hızlı, güvenilir para” sloganı ve ardından bu sayfada izleyeceğiniz videoya benzer görüntüleri bizlerle paylaşması, geleceğin maddi açıdan da olumlu sonuçlara sahne olacağı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Eurozone Crisis

European Union is an economic and political union or confederation of 27 members which are located in Europe. EU is an also monetary union but as currency based not 27 members are joint the union. A monetary union, the eurozone, using a single currency comprises 17 members. Austria, Belgium, Cyprus, Estonia, Finland, France, Germany, Greece, Ireland, Italy, Luxembourg, Malta, Netherlands, Portugal, Slovakia, Spain are the members of eurozone.

During 2010-2012 period, Eurozone crisis stated in worldwide news and it’s effect on global economies. Global economies effected from Eurozone crisis because eurozone countries export many goods and services around the world and during the recession period, importers face difficulties about those goods and services which are provided from eurozone countries. Eurozone crisis erupt with Greece, which create reactions worldwide. After Greece, Spain, Italy and Ireland faced with crisis but it never effect these two countries’ economy like Greece. This crisis is about sovereign debts and it’s really hurts economies like Greece, Italy, Spain, Iceland which are not powerful as Germany, England and France. But what happended during a globalization period to Greece and other countries, which faced with great recession in their economies’? The European Sovereign debt crisis has resulted because of the many factors and I will state them with my opinions.

The European sovereign debt crisis has resulted from a combination of complex factors like followings:

1) Easy credit conditions during the 2002-2008 period that encouraged high-risk lending.
2) International trade imbalances exist.
3) Real-estate bubbles that have since “burst”!
4) Slow economic growth in 2008 and later
5) Fiscal policy ( G, T ) choices related to government revenues and expenses.
6) Approaches used by nations to bailout trouble banking industries and private sectors

The causes of the crisis begins with the great increase in savings available for investment during 2000-2007 period when the global pool of fixed income securities increased from $36 trillion in 2000 to $70 trillion by 2007. With savings people do not consume and keep economy alive. High interest rates cause saving which hurt eurozone economy. As I stated in 3rd factor of european sovereign debt crisis, real-estate bubbles that have burst, I will give an example about that. For instance, Ireland’s banks lent the money to property developers, generating a massive property bubble.

When the bubble burst, Ireland’s government and taxpayers assumed private debts. In Greece, the government increased it’s commitments to public workers in the form of huge generous pay and pension benefits. Iceland’s banking system grew and creating debts to global investors. In European Union, single country’s manner effect the others like contagion effect. There the contagion is not like the sickness but it’s like “financial contagion”. In my opinion as a union, it’s not have to be political or monetary union, every single manner that members of that union create will effect the others and at the beginning of the making being union decision, members or union makers consider this factor. Yes, in EU there is “financial contagion” exist. For instance, in October 2011 Italian borrowers owed French banks $366 billion. Should Italy be unable to finance itself but the French banking system and economky could make pressure which effect France’s creditors and so on. The “financial contagion” is not remain limited in European Union. As I stated at the beginning of my essay, many European countries export goods & services.

With respect to foreign trade and globalization, this financial contagion effect importers ( from EU ). France export goods and get $578,400 million, Italy earn $522,000 million, Belgium earn $332,000 million and Greece earn $26,640 million. But these “millions” fly away with crisis and importers also effected from EU crisis.

Eurozone leaders have agreed to a strong set of rules that will limit their governments “structural” borrowing to only 0,5% of their economies’ output each year. It will also limit their total borrowing to 3%. In 1997, they agreed the same 3% borrowing limit, when the euro was being set up. But, Italy was the worst offender about limiting it’s borrowing by 3%. It regularly broke the 3% annual borrowing limit. But actually Germany was the first big country to break the 3% rule. It’S really interesting that Germany break the rule as a big country because initially Germany present 3% borrowing limit rule but it break it fastly. About 3% limit, the table below shows us countries contribution of this “crime”.

Europe’S economic geography also effect the Eurozone crisis. Averape GDP per capita is not same even approximately around the European Union. Countries monetary policies and as Eurozone show themselves like “great economies” but the reality is not same as they stated in papers or economic reports. Europe highly centralised in terms of economic activity. For instance Western Germany, Benelux, N.E. France and S.England has high GDP but there is also “peripheries” exist. They have high poverty, high youth unemployment and we cannot expect from them huge developments in term of economic activity. An I firmly believe that Eurozone monetary policies are not fixed for periphery regions and this manner obviously cause crisis. Income distribution even more uneven at regional level. In 2002 GDP per capita in Luxembourg was 207% of EU average and in Bulgaria 29% of EU average. With these variables it’s obvious that economic, specifically GDP balance is not exist between EU countries and strong economies like Germany, France and England are damaged from poor economies like Greece, Slovakia, Ireland etc.

As I stated in complex factors of the European sovereign debt crisis, international tarde balance is the cause of crisis. Financial Times journalist Martin Wolf have stated that the root of the crisis was growing trade balances and I really agree with him. From 1999 to 2007, Germany had a considerably better public debt and fiscal ( Government and tax factor ) deficit relative to GDP than the most affected Eurozone memebers. In some period, these countries ( like Portugal, Ireland, Italy and Spain ) had negative balance of payments positions. Trade imbalance, loss of confidence, monetary policy inflexibility and rising government debt levels are the main causes of Euro-zone crisis but the basic factor is “trade imbalances”. From following table I can determine current account imbalances in EU. As we can see Germany and Netherlands have great current account imbalances in terms of EU countries.

To sum up whole variables that I stated during the paper, the worst effected country from crisis in Eurozone is Greece. It has €0.4 trillion foreign debt ( Italy: €2.8 billion, Portugal: €7.5 billion, France: €41.4 billion, U.S.: €6.2 billion, U.K.: €9.4 billion, Germany: €15.9 billion ). An economist, Zderek Kudina states that “European union only takes action after the facts. They only address a situation when it has already become a problem”. In my opinion Mr. Zderek Kudina absolutely right because a few year ago we even don’t know anything about Greece economy’s weaknesses. Europe’s finance ministers on 9 May 2010 to approve a rescue package which is worth €750 billion aimed at ensuring financial stability across Europe by creating the European Financial Stability Facility ( FSF ). European countries nowadays make agreements or create bailouts for rescuing Eurozone but it’s too late for creating packages for weak economies. The most important point for Europe’s recovery package has to focus on “trade imbalances” and balance of payments situation in term of whole European union countries. 17 members of EU using Euro (€) currency but they don’t know anything about eachothers spendings but nowadays EU policy makers states that Greece and other critical economies ,which can collapse, have to report their transactions every three months to other members. It’s obvious that if there is 17 different fiscal policies exist, financial crisis will erupt. In my opinion for saving Eurozone countries from crisis, these 17 countries have to create a fiscal policy which can reflect the whole economic situation to eachother. Germany, England and France can understand the economic situation from those variables which are tated in new fiscal policy of weak economies. And the most interesting point is Germany’s manner. Germany as leading country, they want to limit their governments “structural” borrowing to just 0.5% of their economies’ output a year and they take a limit for 3% total borrowing but they disobey the rule. As storng economy,Germany and France cannot help other EU countries as a leader because they have high level of total debt ( stated in the graph below ).

I have an assumption about recovering Eurozone from crisis. With respect to simple GDP formula,

Y= C + G + I + (X – M) if Greece increase it’s government spending, GDP will also increases. In United States, during 1929 economic crisis for rescuing U.S. from recession govenrment increased it’S spending for instance with building new bridge. In my opinion Greece and other bad economies’ govenrments can make expenditures to make better off their economies.

As concequences fixing trade imbalance problem, creating new fiscal policy which reflect whole situation in eurozone countries and making fiscal policy choices related to government revenues and expenses are important factors for recovering Eurozone from crisis.

E-Ticarette Bekletinler Yüksek!

21.yüzyılın trendleri arasında yer alan e-ticaret sanal ortamı kasıp kavururken, söz konusu yapılanmayla ilgili girişimlerde bulunan firmalar “kalıcı” olabilmek ve “sürdürülebilir” startejiler geliştirmek için neler yapmalılar. Öncelikle tabiki tüketicinin taleplerine üst düzeyde yanıt verebilmeleri gerekiyor. E-ticarette atılması gereken adımlarla ilgili olarak bir kaç madde sıralamak istiyorum.

İlk olarak şüphesizdir ki e-ticaret global ekonomik rekabette kritik önem taşıyacak. Ülkelerin ekonomi alanında uygulamak için geliştirdikleri politikalar e-ticaretten bağımsız olursa, o zaman bir çöküş yaşanma olasılığı oldukça yüksek olacak. Sanırım bir ülkenin e-ticaret konusunda kendini geliştirmesi, çeşitli sektörlere e-ticaret bilincini aşılama çalışmalarıyla başlayabilir. Artan üretim ve ticari faaliyetler ülke ekonomisini pozitif yönde etkileyecekken, refah düzeyinde de bir artış görülecektir.

İkinci adımda da sanal ortamlarda alışveriş yaparken ya da ürünler hakkında fikir edinip markalar konusunda eleme çalışmaları gerçekleştirilirken, en çok neye ihtiyaç vardır diye düşünelim. Elbette danışacak birine! Ancak söz konusu alan “sanal” olduğundan herhangi bir açılış ya da kapanış saati söz konusu olmayacağından tüketicinin her an ziyaret edebileceği bu ortamlarda danışma hizmeti verebilmek oldukça önemli.

Haftanın 7 günü, 7-24 danışma hizmeti vermeyi başarabilen firmalar büyüme aşamasındaysa gelişim gösterecek, eğer zaten gelişmiş bir firmaysa tüketicinin gözündeki yeri daha da sağlamlaşacaktır. E-ticaret biraz da müşteri memnuniyetine dayanır. Bu sebeple söz konusu alanda atılımlar yapmayı planlayanlar 7-24 hizmet verebilecek altyapıyı oluşturmak zorunda olacaklar.

Tüketici olarak sizi ne cezbeder? Süslü paketler mi ya da güzel sözleirn yer aldığı tebrik kartları mı? Yoksa tamamen size yansıtan, fikirlerinizle bezenmiş bir ürüne sahip olmak mı? İşte e-ticaret ürünlerin tüketicinin isteğine gore şekillendirmeyi de başarabilmek zorundadır! Hani özel günlerde insanlar sevdikleri için tshirtler ya da bardaklar yaptırırlar.. E-ticarette söz konusu fikirlerle bezenmiş ürünler verdiğim örnekten çok daha üst düzeyde olmalıdır. Tüketici kendini özel hissetmeli, “bu firma benim istediğimi tam olarak algıladı ve tam da istediğim gibi bir ürün meydana geldi” diyebilmeli.

Söz konusu ürünlerden biri olarak yürüme engelli kişiler için özel olarak üretilen ayakkabılar aklıma geliyor. Bu tür ayakkabıları yaptırmak için kişiyi ya mağazanıza çağırıyorsunuz ya da uzun saatler sürebilecek ölçümler yapıyor, kalıplar almak zorunda kalabiliyorsunuz. Ancak e-ticaret alanında “herkesten farklı bir ayakkabı firması” olmak istiyorsanız, ayakkabıları konusunda çok daha özel olan kişiye online hizmet verebilecek alt yapıya sahip olmanız gerekiyor. Düşünsenize, engelli kişi bir kaç tıkla ayakkabısını sanal ortamda oluşturup kapısında teslim alabiliyor.

Müşteri kitlesi mağazanın karakterini yansıtır dersem çok mu acımasız bir cümle kurmuş olurum? Piyasada yer alan “kaliteli” ve “kalitesiz” ayrımını oluşturan bir toplum söz konusuysai var olan bir ayrımı tek bir cümleyle yansıtıyorsam sanırım çok da yanlış bir saptama yapmış olmayacağım. Müşteir kitlesini geliştirmek, genişletmek firmanın başarısıdır. Her geçen gün gelişerek ilerleyen müşteri kitlesi saptama çalışmaları üreticinin deneyimlerini artıracaktır. Genişleyen müşteri kitlesi firmaya yeni hedefler koyduracak ve ürünlerinde yenilikler yapmasını sağlayacaktır.

Maliyeti etkileyen stratejiler, üreticilerin üretim, pazarlama, dağıtım ya da hizmet sektöründe yeni arayışlara girmesine sebep olacaktır.

E-ticaretle birlikte tüketiciler çok daha fazla seçeneğe sahip olurken bu seçeneklerin varlığı, ekonomideki geleneksel arz-dalep düzenini değiştirecektir. Bu konuyla ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Ekonominin Geleceği 1: Arz-Talep-Rekabet Problemi

Gelecek odaklı yorumları dinlemek ve bu yorumlar üstüne düşünmek beni daima heyecanlandırmıştır. Hele bir de bu yorumlar ilgi duyduğum alanlar baz alınarak yapılıyorsa o zaman gerçekten içim içime sığamıyor ve mevcut düşünceyi geliştirebilmek için çaba göstermeye çalışıyorum. Ünlü futurist ve fizikçi Michio Kaku’yu İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde dinleme fırsatı buldum. Michio Kaku, benim fazlasıyla ilgi duyuyor olduğum, ekonominin geleceği konusunda yapmış olduğu yorumlardan oldukça etkilendim. Ekonomiye giriş derslerinde öğretilen arz-talep ilişkisini temel alan yorum, piyasalarıni tüketimin dolayısıyla “kapitalizmin” geleceğini gözler önüne seriyordu.

Her geçen gün biraz daha gelişen teknolojiyle birlikte insanlar hangi ürünün ne gibi özelliklere sahip olduğunu, bir marketten iceri girdikleri anda hangi markanın diğerinden daha kaliteli ve ucuz olduğunu anlayabilecek düzeye ulaşmaya başlayacaklar. Michio Kaku’nun anlattıklarına gore insanlar “akıllı gözlükler” veya “akıllı lensler” sayesinde etraflarıyla ilgili her türlü bilgiyi anında algılayabilecek ve seçimlerini bu verilere gore yapabilecekler. Öyleyse düşünelim. Bir süpermarketten içeri girdiğinizde eğer gözünüzde bu lenslerden ya da gözlüklerden varsa, size ulaşan bilgiye gore yöneleceğinin reyondaki “en ucuz ürün” piyasada müthiş talepler alacakken diğer markaların üreticileri ne yapacaklar? Normal şartlarda piyasadaki ürünler “denge fiyatında” satılırlar ve genel olarak ürünlerin fiyatları birbirine yakın, karları da birbirlerini baltalamayacak düzeylerde olurlar. Söz konusu durumda diğer markaların üreticileri, talebin fazla olduğu ürünlerle yarışabilmek için fiyatları sürekli olarak indirerek maliyetle satış fiyatını neredeyse aynı seviyeye getirecekler. Böyle bir durumda “tüketici” avantajlı olurken “üretici” dibe vuracaktır.

Söz konusu senaryonun gerçekleşmeyecek olması gibi bir olasılık olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle durumu nasıl çözebileceğimize odaklanmak istiyorum. Aynı fiyatta birçok ürün varken ve maliyetler satış fiyatını aşmaya başlamışken, söz konusu zarar nasıl azaltılabilir. Elbette hiçbir üretici zararına satış yapmak gibi bir hata yapmayacaktır. Bu durumda “ortak birşeyler” oluşturmak aklıma geliyor. Ünlü economist John Maynard Keynes, sabit döviz kuru sisteminin konu edildiği Bretton Woods sistemi zamanlarında, tüm dünyaya likidite sağlayacak ve milli gelirleri dengeye sokacak “ortak para birimi” sistemini getirmeyi amaçlamıştı. Bancor ismini verdiği ortak para biriminin varlığıyla birlikte İngiltere Merkez Bankası, Amerika Merkez Bankası gibi mali kurumların varlığı sona erecek ve tek bir merkez bankası mevcut olacaktı. Ancak bu durum enflasyon oranlarının dünyayı kasıp kavuracağı gerçeği düşünülerek elbette uygulamaya geçirilmemişti.


Bir fütüristin yaptığı yoruma geri dönersek, ortak bir çözüm bulmamız gerekirse ürünleri yalnızca tek bir marka arzedebilir mi sorusu akıllara gelebilir. Yani mevcut şirketlerin hepsi ortak sermayeyle hareket edip rekabet ortamını sıfıra indirip tüketiciye “masal diyarı” sunabilir mi? Aynı tek para birimi gerçeğinde olduğu gibi, tek bir piyasa oluşturma çabası ekonomiyi ve refah düzeyini olumsuz yönde etkileyecektir. Globalleşmenin sert etkilerinin, pozitif etkilerini örttüğü gibi futurist bir bakış açısını tamir edebilecek bir çözüm yolu bulunması zor gibi görünüyor.

Devlet politikalarıyla önlenebilecek düşük fiyatlı arzların tüketiciye yararı yüksek miktarlarda seyredecekse de, ülkelere genel olarak büyük zararlar verecektir.Michio Kaku’nun futurist yorumunu alkışlıyor, durumun doğuracağı negative sonuçlara çözüm getirecek yorumlarını okumak için sabırsızlanıyorum.