Category Archives: General

Neden Sponsor Olunur?

Neden şirketler ve uluslararası firmalar büyük organizasyonlara, çeşitli oluşumlara sponsor olurlar?

Spor salonlarında yada stadyumlarda, müzelerde ve genellikle sporcuların, ünlü kimselerin giyiminde pahalı markaların izlerine rastlanır. Spor salonlarının isminin yanında bir markanın adı yazılıyken, kimi şampiyonaların adı bir markanın ismiyle anılır. Bu gibi ayrıntıların farkına vardığınız zaman durumu irdelemesek de aslındatüm bu “ayrıntıların” ardında bir pazarlama staretiji yatmaktadır.

Coca-cola, Total Company, Türk Telekom, Lacoste, Beko gibi büyük ve güçlü kuruluşların ismini kişisel ihtiyaçlarımızı karşıladığımız (giyim, beslenme, ısınma vs.) anlar dışında da duyabiliyoruz. Örneğin İstanbul’da, 2011 yılında sporseverlerle buluşturulan ,Galatasaray Spor Kulübü’nün stadyumu olan “Türk Telekom Arena” nın isminin içerisindeki pazarlama stratejisinin farkında mıyız? Gün içerisinde defalarca tekrarlanan bu stadyumun ismi aynı zamanda telekomünikasyon şirketi olan Türk Telekom’un da bu durumdan kazançlı çıkmasını sağlıyor.

1877’den bugüne İngiltere’nin başkenti Londra’da yer alan Wimbledon isimli bölgede gerçekleştirilen tenis turnuvalarında, saha kenarında ve sporcuların üzerinde görmeye alışık olduğumuz bir marka var. René LaCoste’un kurucusu olduğu Fransız giyim markası LaCoste ününü tenis turnuvalarında duyurmaya hala devam ediyor.

Fransa’da yer alan dünyaca ünlü Versay şatosu cam galerisinin (Galerie De Glaces Versaille)girişinde de yine uluslararası tanınmış olan Amerikan petrol şirketi Total Company’nin amblemini görmek mümkün. Petrol şirketi Total’in bir cam galerisinin yenilenmesine destek vermesi tahmin edileceği gibi bir pazarlama stratejisinden ibaret.
Coca-cola & Beko’nun da ismini spor karşılaşmaları, sosyal sorumluluk çalışmaları, sürdürülebilirlik projelerinde pazarlama stratejisi bilincini göz önünde bulundurarak görebilmek mümkün.

Peki bu şirketler bu kadar bilinirken ve fazla reklama gerek duymadan artık arz-talep dengesini tutturmuşken neden çeşitli oluşumların sponsorluk görevini üstleniyorlar?

Evet ortada bir pazarlama stratejisi olduğu açık ancak bu durumun bir de yatırım penceresinden görüntüsü var. Yatırımcılar şirket hisselerinin ne kadar güvenilir, ne oranda riskli olduğunu anlamak için söz konusu şirketin bağlı bulunduğu ülkenin borsasına göz atarlar. Aracı kurumlar tarafından da gözler önüne serilebilen risk oranları yatırımcının söz konusu şirketlere olan talebini belirler. Eğer bir şirket, örneğin Coca-Cola, 2012 Londra Olimpiyatlarına sponsor oluyorsa ve bu büyük organizasyonun masraflarının büyük bir bölümünü üstleniyorsa bunun altında yatırımcıya “biz hala güçlüyüz ve birikimimizle spor aktivitelerine büyük oranda destek de olabiliyoruz. Bize güvenin ve paranızı bize yatırın!” mesajını verme arzusu yatıyor demektir.

Ancak söz konusu durumda şirketlerin hem yatırımcı bazlı hem de tüketici bazlı düşünmesi gerekiyor. Yapılan araştırmalar, üniversite ekonomistlerinin yayımladığı bazı raporlar gösteriyor ki :

1. Tüketiciler, bazı sponsorlukları saçma bulup o üründen vazgeçebiliyor. Kriz zamanı yapılan bir araştırmaya göre spor müsabakalarına büyük oranda yatırım yapan şirketler, tüketicide negatif bir izlenim bırakıyor.

2. Yatırımcılar ve tüketiciler sanat alanında sponsorluk bazında öne çıkan şirketlere daha çok güveniyor! Sosyal alanlara katkı sağlayan, kültürel etkinlikleri destekleyen şirketlerin sponsorluk girişimleri pozitif etki yaratırken söz konusu şirketin ününün de zedelenmemesine olanak veriyor.

Seyahat Ederken Para Taşımak

Seyahat ederken yaşanan zorulukların başında, eğer para birimi sizinkinden farklı olan bir ülkeyi ziyaret ediyorsanız, fazla ekonomik kayıba uğramadan, paranızı güvenli bir şekilde harcamak gelir. American Express isimli bankanın başkanı, J.C.Fargo 1892 yılında gerçekleştirdiği avrupa seyahati sırasında elinmde bulunan akreditifleri nakde çevirmekte büyük zoruluklar yaşamıştı. J.C.Fargo yaşamış olduğu bu probleme çözüm üretmeye çalışırken günümüze kadar uzanan bir yolculuğun kaptanı oldu. American Express seyahat ederken güvenlik, nakit sıkıntısı yaşanamaması için “seyahat çeklerini” ortaya çıkardı. Söz konusu çeklerin dünya çapında geçerli olduğu mağazalarda alışveriş yapaliecek olan American express kullanıcıları, bankaya olan talebin artmasına önderlik yaptılar.

Dünya çapında geçerlilik kazanan çekleri satın alabilmek için, American Express kullanıcıları belirli bir nakit karşılığında çeklerini satın alıyorlar, bu çekleri anlaşmalı olan dükkan ve markalarda kullanarak seyahatleri süresince bu girişimcilik örneğine katkıda bulunuyorlardı.

Söz konusu girişimin American Express’e negatif etkileri asla olmadı. Bunun sebebi başta maddi kaygıların garanti altına alınmasıydı. Çeklere sahip olmak isteyen kimse, öncelikle nakit olarak ödemeyi gerçekleştiriyor ardından çekleri elde ediyordu. Bu durumda American Express “acaba müşterimden paramı geri alabilecek miyim?” gibi bir soru üstüne kafa yormuyor, nakit akışını düzenli tutuyor, risksiz satışlar yapıyordu.

American Express’e güvenen işletme sahipleri de müşterilerinin çeklerini kabul etmekte sorun çıkarmazken, turistlerden daha fazla gelir elde ediyorlardı.

Bu girişimin sonunda “Visa” paranın uluslararası platformlarda seyhaat etmesine değişik bir boyut kazandırmaya devam ederken westren union gibi oluşumlar günümüze kadar gelerek “tüketmeyi” daha kolay bir hale getirmeye yardımcı oldu..

Girişimcilik-Entrepreneurship

Sanırım yaptığım kısa araştırmalar içerisinde zevkle ve ilgiyle çalıştığım konulardan biriydi bu. Girişimcilik ve Türkiye!

Açık konuşmak gerekirse, “girişimcilik” başlığı altında ve “girişimci” sıfatıyla Türkiye’de yapılan çalışmaların büyük bir bölümünün “sabun köpüğü” niteliğinde olduğu düşünüyorum. Hazırlamam gereken girişimciliğin ülkenize, ülkenizin ekonomisine etkisi konulu araştırma ödevim ile ilgili kaynak ararken Yeditepe Üniversitesi’nde bu konuda bir araştırma yapmış olan akademisyenlerden birinin raporuna ulaştım. Bu raporu okuduktan sonra herşeyin bize lanse edildiği gibi “reel” olmadığını anladım.

Herkes girişimci olduğunu iddia ederken bu durumun “gelişmekte olan ülkelerde” oldukça farklı bir boyutta olduğunu düşünüyorum. Yani eğer gelişmekte olan bir ülkede yaşıyorsanız ve parlak bir fikriniz varsa bu fikri hayata geçirdiğiniz zaman sermayenizi nasıl elde ettiğiniz, fikrinizin ne gibi oluşumlardan “esinlenerek” ortaya çıktığı çok önemli. Bu konuda kadınların da “girişimci” sıfatını taşıyıp taşımadığı da söz konusu ülkenin girişimcilik gündemine ve geçmişine farklı bir boyut kazandırıyor.

Araştırmamın içeriğine ingilizce olarak aşağıdan ulaşabilirsiniz.

>What impact does entrepreneurship have on your local, state (or province), and national economies? Use data to back up your arguments.


As a Turkish citizen, I know that Turkey has fast developing process. Because of many entrepreneurship activities, developing process is getting stronger and one of the key findings is that the early-stage entrepreneurial activities in Turkey is much lower than those that take place in other developing countries, whereas, the number of established business entrepreneurs are relatively higher in Turkey. Like many middle east countires, female participation in work force in Turkey is really low. But this participation ratios are getting higher with respect to entrepreneurship activities. I will give datas like TEA index, SME index, NEA index, NBO index, NE & OE index to reflect the impact of entrepreneurship activities to Turkey, as an example of developing country.

Innovative/creative ideas, the power of R&D, government policies, financial supports, education, rapid market changes, entrepreneurship capacity, entry barriers to the industry are the basic topics for being a leader about raising high level of entrepreneurships. These topics are getting stronger in Turkey but before giving information about this topics I will give an example about Turkish people’s understanding about entrepreneurship. With a random sampling method called CATI (Computer Assisted Telephone Interview), researchers make an observation in 16,000 individuals. Only 2416 individuals responded and considered to be a representative sample size. Participants ranged in age from 18-64, and lived in 19 cities throughtout Turkey. Thus, a standard questionnaire was asked to 2416 individuals and among those 418 respoondents fit the definition of an entrepreneur.
Total Entrepreneurial Activity Turkey Developing Countries
TEA index 6.07 14.64
NEA index 2.2 7.70
NBO index 4.01 7.68
EBO index 11.5 9.93
Ratio of TEA index to EBO index 0.53 0.67
NE index 1.79 4.39
OE index 3.7 9.97

TEA index: early stage entrepreneursh,p activities index, NEA index: Nascent entrepreneurial activities index, NBO index: New business owners index, EBO index: established business owners index, OE index: Opportunity entrepreneurs index, NE index: Necessity entrepreneurs
According to table as we can determine that, Turkey’s TEA, NEA, NBO indexes are lower than developing countries’. But Turkey’s EBO index is higher than others. As developing countries I mean India, Jamaica, Indonesia, Philippines, Peru, Colombia, Brazil, Chile, Thailand, Mexico, Uruguay, Malaysia, South Africa and Argentina. The average EBO index of Turkey (11.5%) is higher than that of the developing countries (9.93%). But why Turkey’s EBO index is higher than others? One reason is that Turkish government attention and support have been always more favourable to large firms than small firms. Effectiveness of a country’s economy can be determine by EBO index which actually shows enterpreneurial dynamism in the economy. So, Turkey has an effective economy.

Entrepreneurship has two types: opportunity entrepreneurs and necessity entrepreneurs. Opportunity entrepreneurs are taking advantage of a business opportunity but necessity entreprenurs are people who have no better options for work. According to average of the OE index Turkey (3.7 %) is 13th out of 14 developing countries. The average NE index is 1.8% that places Turkey 12th among developing countries. The ratio of OE to NE is lower than the average of the developing countries, implying that relatively more Turkish entrepreneurs have taken the entrepreneurial route out of necessity.
Entrepreneurial Framework Conditions Turkey Developing Countries
Financial support 1.76 2.40
Government regulation policy 1.89 2.02
R&D transfer 2.14 2.16
Education & Training 2.16 1.92
Fast market changes 3.4 2.86
Population composition 2.9 3.21
National culture 2.78 2.80
High growth firms 2.53 2.78
Intellectual property rights 2.4 2.47

For starting a business, entrepreneurs or ordinary people have to pass many regulations and try to arrange their cashflows, find an financial support or hire educated people to grow the firm fastly. As you can see from the table in many developing countries has high level of government support and checking system. Turkey’s economy is effecting from this regulaitons and policies positively. Entrepreneurs are able to set up a business easily.
Government’s basic problem is having a budget deficit. Usually number of imported goods exceeds exports and this create a deficit in countries budget. The majority of the new firms have no exports but 10% already have very significant exports with more than 75% of their customers in export markets. Entrepreneurs in Turkey are more export oriented than entrepreneurs in other developing countries. This means that high levels of export will reduce the gap between imports. Government’s budget deficit will be always less and GDP (gross domestic product) will be on its best level.

Entrepreneurs don’t have to be men. Women are also can be entrepreneur and this will expand country’s economy fastly. Turkey is developing Middle East Country and women did not have any chance to join the work force easily. But in India, Prof. Mohammed Yunus made a loan for 45 poor women to create their business. This manner established Grameen Mikro credit system. Starting from India, in Turkey there were women got benefit from this credit system and start many businesses as “an woman entrepreneur”! They start to work instead of being non-productive house wifes and contribute the national economy. Actually in this case, Mr. Mohammed Yunus made an entrepreneurial manner and create benefical cycle to make countries economy better. After all Turkey gets benefits of this enterprise.

References
• Autio, E., 2005, Global Entrepreneurship Monitor, 2005 Report on High-Expectation Entrepreneurship, London Business School and Babson College (from web)
• Microcredit/ http://www.microcreditsummit.org/
• Assistant Professor Esra Karadeniz, Department of Economics and Administrative Sciences, Yeditepe University Entrepreneurship report
• Long,W., 1983 “The meaning of entrepreneurship” American Journal of Small Business (from web)

Amerikalıların Harcamaları

Ayrı bir dünya orası dediğimiz bir ülkedir Amerika. Her yenilik orda test edilir, halk tarafından onaylanır, kullanılır, geliştirilir ve hemen eskir, bir üst modeline merhaba denir ve döngü bu şekilde sürer gider. Bu sürecin sonunda biz “geri kalmışlar” o ürünlerle tanışırız ve çoktan eskiyen, yenisi çıkan/çıkmak üzere olan ürünle başbaşa kalırız. Bu denli hızlı tüketen Amerikalılar acaba bütçelerinin hangi kısmını ne gibi harcamalar için kullanıyorlar diye merak ediyorum. Aklıma en başta öyle şişmanlar ki muhtemelen inanılmaz bir yemek tüketimi vardır diye düşünüyorum. Ancak konuyl a ilgili yaptığım kısa bir araştırma sonrasında anlıyorum ki aslında bütçelerinin çok küçük bi rkısmını beslenme masrafları için kullanıyorlarmış bu insanlar.

Gelir düzeyi açısından sıradan sayılabilecek bir Amerikalı’nın bütçesini en çok iki tip harcama sarsıyor: Konut edinme & Sağlık !

Sanırım sağlık konusunda yaptıkları harcamaların o denli fazla olmasına şaşırmadınız çünkü bu tüketim toplumunda konsantre yiyecekler obeziteyi adeta kaçınılmaz son olarak gösterirken, bu hastalıktan ancak ve ancak mükemmel bir tedavi süreciyle kurtulabiliyorsunuz. Yani sağlık harcamalarının bu denli yüksek olması, Amerikalıların sağlıksız ve “bolca” beslenmelerinin bir ürünü.

Amerika büyük bir ülke, hemde çok büyük bir ülke. Londra, Paris gibi metropollerde gelişen toplu taşıma Amerika’da aynı mükemmeliyette değil ne yazık ki. Bu nedenle orada insanlar, hani derler ya araban yoksa yandın, özel araçları olmadan bolca seyahat edemiyorlar. Hani kimisi der ya, markete bile gidemiyoruz diye, işte o denli vazgeçilmez bir unsur hususi araçlar. Durum böyle olunca neden bütçelerinin en büyük kısmını sağlık ve konut harcamaları kapsarken, taşıtlara harcanan masraflar göz ardı ediliyor diyebilirsiniz. Ancak unutmamak gerekir ki, petrol madenine sahip ülkelerdeki Amerika hakimiyeti sebebiyle, taşıtlara yakıt sağlamak aslında hiç de büyük bir harcama gerektirmiyor orada.. Yakıtlar ucuz, taşıtlar için yapılan harcamalar da o denli az..

Konut sektörüne gelince.. New York gibi bir şehirde yaşamak istiyorsanız gerçekten devasa bir birikiminizin yada istikrarı bir bütçenizin olması gerekiyor.Avrupa Birliği ülkelerinde de olduğu gibi , Amerika’da da eğer ev sahibi olmak istiyorsanız, yaşamınızın büyük bir bölümünde elde edeceğiniz kazancı bir bankanın kasasına doldurmak zorundasınız.

Sanırım Amerika güzellikleriyle göz boyadığı kadar, harcamaya dayalı yaşam şekliyle de vatandaşlarının büyük bir bölümünün gelirine de el koymaktan çekinmiyor…

Euro Bölgesini Kurtarın!

Sanırım 2010-2012 yılları arasında iktisat alanıyla ilgilenmeye başlayan biri için, gündemdeki haberler ders kitaplarından daha fazla yarar sağlıyor. Euro bölgesinde yaşanan karmaşık kriz ortamını çözmeye yönelik atılan adımlar, görüşülen kurtarma paketleri, belirlenen stratejiler ekonomi alanında pratik yapmak için bulunmaz fırsat!

Eylül 2012 sonu ile Ekim 2012 ortasında Euro Bölgesinde meydana gelen ilginç olaylardan söz etmek istiyorum. Avrupa Birliği’nin devleri, AB iktisadi istikrarını derinden sarsan başta Yunanistan, İspanya , İtalya gibi ülkeleri borç batağından kurtarmak için “500 milyar euro” seviyesinde kredi sağlamayı planlıyorlar.

Almanya, İngiltere ve Fransa’nın önderliğinde görüşülen kurtarma paketi’ni finanse etmek için Fransa’nın belirlemiş olduğu vergilendirme stratejisi de oldukça ilgi çekici gözüküyor. Fransa Başbakanı Jean-Marc Ayrault, geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulanan farklı vergilendirme sistemine benzeyen bir vergi politikasını uygulamaya koyacaklarını belirtti. Osmanlı İmparatorluğu’nda Şer’i ve Örf’i ana başlıklarıyla belirlenen, zekat, haraç , öşür, cizye, avarız, tekalif-i sakka gibi alt başlıklara ayrılan değişik vergilendirme sistemlerinden haberdarız. Fransa’nın belirlediği yeni vergilendirme sistemi Osmanlı’da görülen uzun soluklu bir politika olmamakla birlikte o denli kapsamlı da olmayacak gibi görünüyor.

Söz ettiğim kurtarma paketini finanse etmek için yeni politikalar geliştiren Fransa yılda 1 milyon eurodan fazla kazanan vatandaşlarına gelirlerinin %75’inin vergilendirmeye karar verdi. Söz konusu kararın Fransa’daki etkinlerini belirtmek için Fransa’daki yüksek gelirli vatandaşların avukatlığını yapan François Tripet’ten söz etmek istiyorum. Ünlü ve alanında başarılı avukat, müvekillerinin Fransa’da alınan %75’lik vergilendirme kararından sonra ülkeyi terk etme kararı aldıklarını belirtiyor. Dünyaca ünlü Fransız şirket LVMH Moët Hennessy ürettiği lüks ürünlerle modanın kalbinin attığı sayılı ülkelerden biri olan Fransa’nın prestij kaynağı. Louis Vuitton’un da bu lüks şirketler grubunda yer aldığını belirtmek istiyorum. Son zamanlarda medyada Louis Vuitton’un Fransız vatandaşlığını bırakıp Belçika’ya gideceği gündemde. Louis Vuitton’un bu kararı almasının nedeni olarak, François Hollande hükümetinin yeni vergilendirme sisteminin sebep olduğu konuşuluyor. ( Euronext borsasında MC adıyla yer alan LVMH Moet Hennessy şirketler grubunun prestij kaynaklarının başında Louis Vuitton geliyor. Belçika’ya yapmış olduğu yatırımlardan dolayı Bay Vuitton artık Fransa dışındaki bir ülkede markasının keyfini çıkarmak istiyor.)

Kurtarma paketi ile ilgili atılan adımlarda vergilendirme sistemi nedeniyle eleştirilen Fransa’nın yanında mağdur duruma düşecek devletlerden biri olan Almanya, bu paketin %27’sini finanse edecek. Krizde olan Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi ülkelerin her birinin ekonomik durumundaki olumsuzluklar farklı sebeplerden kaynaklanıyor. Her birinin mali sorunu aynıymış gibi tek bir kurtarma paketi öne sürmek sorunların çözümü olacak mı belirsiz. Farklı vergilendirme sistemiyle ekonomiyi kalkındırmaya çalışan devletler ve imparatorluklar başka mali sorunlardan dolayı şimdi tarihe karıştılar.. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu belirten kişiler, bakalım Euro bölgesi için nasıl bir değerlendirme yapacaklar?

Geçmişe Gitmek Artık Çocuk Oyuncağı

Yaşamımızın “keşif” dönemi olan çocukluk ne kadar da özeldi. Bu dönemde genelde hatalar yapar, bedel ödemez ancak ders alırdık, tecrübe edinirdik. Yaşam süremiz boyunca yaptıklarımızdan sorumlu olmayacağımız tek dönem sanırım o güzel yıllardı.

Rio de Janerio- Brezilya doğumlu olan Dünyaca ünlü yazar Paulo Coelho’nun çocukluk yıllarıyla ilgili şöyle bir sözü var:

Çocukken; herşeyin sahibi olmak için büyümek isterdik.
Büyüdük; Şimdi herşeyden uzak olmak için hep çocuk kalmak istiyoruz.

Doğru, herşeyden uzaklaşmak için çocuk kalmak istiyoruz ve bunu da bir şekilde başarabiliyoruz. Yediden yetmişe her kesime hitap eden son model oyun konsolları, binlerce oyun türü, teknoloji desteğiyle artık üç boyutlu olarak odalarımıza kadar gelen “hayal kahramanlarımız” bizleri geçmiş yıllara götürüp, geçmişimize gömülen o güzel anıları bir anlık da olsa günümüze taşıyor. Geçmişe dokunmamızı sağlayan oyunların önde gelen üreticilerinden olan Japon firması Nintendo, her geçen gün evimizin sınırlarını aşmamızı sağlayan ürünlerle bizleri şaşırtıyor. Bildiğiniz gibi Wii isimli oyun konsolu her türlü sporu ve diğer etkinlikleri evimizin sınırları içerisinde gerçekleştirmemizi sağlarken “çocukluk yıllarımıza geri dönmemize” de yardımcı oluyor.

Dört duvar arasında geçirdiğimizin sürede geçmişle geleceği bağlayan bu tür oyun konsolları artık evlerimizin dışında da güzel vakit geçirmemizi sağlayabiliyor. Aşağıdaki videoda da görebileceğiniz gibi artık çeşitli sinyallerle, oyun konsollarına uzaktan da bağlantı sağlayıp aktif ve neşeli zamanlar geçirebileceğiz. Zihnimizde şekillenen kahramanlar boyut değiştirip karşımızda olabilecek, onlarla aynı ortamı paylaşabilecek, onlarla sanal paylaşımlar gerçekleştireceğiz.

http://www.youtube.com/watch?v=NdOEJfezcs0&feature=player_embedded

Omuzlarındakiler

Dingin denizlerde seyir halinde olan gemilerin kaptanları rahattır. Hava açık, rota belli, dümen kontrol altında.. Yapılması gereken tek şey dümeni kontrol altında tutmak. Mürettebat kontrol edilebilir ve belki bir süreliğine de olsa dümen bir başkasına kısa süreliğine teslim dahi edilebilir. Rahatlığı veren dingin denizdir, gidilecek yer tek bir hedeftedir. Fırtınalarla boğuşan bir kaptana ise her yönden darbeler gelir. Dalgalar, rüzgar.. Dümeni kontrol altında tutayım derken, güverte dalgalardan nasibini alabilir. Güverteye zarar gelmesin derken, mürettebat görevlerini yerine getirmiyor olabilir. Kontrol altında olmayan birçok etken sizi zor durumda bırakabilir.

Dingin denizde rahat, dalgalı denizde panik halinde bir kaptan.. Oldukça basit bu iki örnek, günlük hayatta sizi zorluklara sürükleyen, “neden yapamıyorum hala” demenize neden olan yegane sebebin ve belki sebepler silsilesinin sıradan halini temsil etmekte. “Yapamıyorum” dediğiniz zaman durupp bir düşünün, bir koltukta kaç karpuz taşımaya çalışıyorsunuz? Kapasitenizi aşan olaylarla neden başetmeye çalışıyorsunuz? Böyle durumlarla karşılaştığımda ünlü aktör Al Pacino’nun yer aldığı “Kadın Kokusu” isimli filmdeki bir replik aklıma geliyor.. “Araba senin yüzünden ağır çekiyor evlat. Çünkü Dünya’nınn yükünü omuzlarında taşıyorsun”. Bu cümle oldukça başarılı bir lise öğrencisine söylenmişti filmde..

Hedef bul, odaklan! Bu cümle aslında sihirli.. Gerçekten. Zamanınızın büyük bir bölümünü harcamanız gereksede bu cümleyi yanıtlamaya bakın. Çünkü hedef belirlemek için zaman harcamadığınız anlarda “su testisi su yolunda kırılır” mantığıyla hareket ederseniz belki yüzlerce günü yalnızca “nedir benim hedefim” diye düşünmediğiniz bir iki gün yüzünden çöpe atmış olabilirsiniz.

Ünlü deneme ustası Michel De Montaigne’nin bir sözüyle bitiriyorum: Ne çılgınlık ne de aptallık üretirler bu çalkantı içinde. Hiçbir sağlam amaca sahip olmayan ruh, yönünü yitirir; zira, denildiği gibi, her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır.

İste-İnan-Çalış: Başar !

Ses getirmek için, dikkat çekmek için ya da daha mutlu olmak için bir adım ilerlemeniz gerektiğini düşündüğünüzde ne yapıyorsunuz? Aklınızdan ne gibi düşünceler geçiyor? Genellikle itici bir güç “yapabilirim!” derken, istikrar mekanizmanız “sürdürülebilir olmayacak, boşuna çaba gösterme” der.

Sosyal medyada tanıdığınız yada hiç tanışık olmadığınız kimseler gün boyu “olmak istedikleri” ancak “olmaya cesaret edemedikleri” ya da “olmaları kendilerine pek de yakışmayacak” karakterlere bürünürler. Kimisi kendini entellektüel göstermeye çalışırken, kimisi olmak istediği kişiyi taklit eder Ben bu tip insanları başarma kapasitesi olan ancak sürdürülebilir politikalar geliştiremeyecek kişiler olarak görüyorum.

Amaçlar önce istekle, sonra inançla ve ardından “en önemlisi” çalışmayla ürünlere dönüşürler. Ancak istek, inanç ve çalışma bir süreç olup süreklilik göstermediği takdirdeörneğin sosyal medyada, kullanıcıların internet sayfalarını süsleyen cümlelere, fotoğraflara, haberlere dönüşüverirler (hayali ürünlere).

Amaca ulaşmak konusunda inancın gücüne büyük önem veren yazar Claude Bristol “İnanmanın sihri” isimli kitabında, tecrübelerinden yola çıkarak okuyucuya adeta “sende yapabilirsin, yeterki inan!” mesajını veriyor.

Birinci Dünya Savaşı sırasında yazar, zorlu bir dönemden gecerken yaşadığı bir tecrübeyi okuyucuya şöyle aktarıyor:

“When Bristol was a soldier in World War One, there was a period in which he had no pay and couldn’t even afford cigarettes. He made up his mind that when he got back to civilian life “he would have a lot of money”. In his mind this was a decision, not a wish.”

Bristol’un seçimi savaş süresince yaşadığı zor anların ardından çok para kazanmak oldu. Bu bir seçimdi, asla bir istek olmakla sınırlı kalmadı. Claude Bristol’un istikrarlı tavırları, disiplinli çalışma temposu ve en önemlisi seçimine inanması şu an bizim onun hayat tecrübesinden haberdar olmamızı sağlıyor. Kim bilir belki istikrarlı olmak, yoğun çalışmak şu an bilgisayar başında olan size ya da benim hikayemi bir başkasının okumasıyla ödüllendirilebilir.

Eğer istemek konusunda başarılı, inanmak konusunda vasat ve çalışmak konusunda oldukça başarısızsanız, başınızdan Birinci Dünya Savaşında asker olmak gibi felaket geçmediyse yani itici bir gücün eksikliğini yaşıyorsanız o halde ünlü bilim adamlarının, yazarların birkaç sözünü zihninize kazıyıni bir kağıta yazın cüzdanınıza, cep telefonunuza, bilgisayarlarınızın bir köşesine iliştirin.

Benim ilham kaynağım dahi bilim insanı Albert Einstein..

Yazımı onun birkaç sözüyle sonlandırmak istiyorum.

Dehanın 10’da 1’i yetenek 10’da 9’u da çalışmaktır.

Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır.

Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum.

Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.

Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim.

Eğer ne yaptığımızı biliyor olsaydık, buna araştırma denmezdi öyle değilmi?

3. Dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşında taş ve sopalar olacağını biliyorum.

Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.

Neden beni hiç kimse anlamıyor, ama herkes beni seviyor?

Dünyanın Kainat’taki biricik meskûn yer olduğunu farz etmek bile düpedüz cehalettir. Yetkili kişileri – uçan daireler yoktur – iddiasına sürükleyen tabii bir korku veya beşeri bir kibir ve azamettir…

Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.

(İSTEK-İNANÇ-ÇALIŞMA)XSÜRDÜRÜLEBİLİRLİK=MUTLULUK veya OLMAK İSTEDİĞİNİZ İNSAN

Uyuşturucu ve Ülkeler

Piyasalarda sürekli alım-satım eylemlerinin gerçekleşmesi ekonominin canlı tutulmasının en basit yoludur denilebilir. Satışı, üretimi gerçekleştirilen ürünler “yasal” nitelikte olup tüketicinin kolay ulaşabileceği bir konumda ise ürün hakkında fazla irdeleme yapmaz, tüketmenin keyfini çıkarmaya çalışırız.

Ancak kimi ürünler vardır ki devlet kontrolü altında sayılı kuruluşlara, az sayıda gönderilerek tüketimi kontrol altına alınır. Söz konusu ürünlerin ekonomiye katkısı ya da ekonomide oynadığı rol ekonomistler tarafından “esneklik” kavramı ile ölçülerek ayrı bir konu niteliğinde bir kenara kaldırılır.

Peki, devlet kontrolünde kısıtlı sayıda, belirli kurumlara ulaştırılan, üretimi kontrol altında tutulan ürünler hangileridir? Akla gelen ilk ürün uyuşturucu maddeler olurken bunlar sigaranın içerisinde bulunan nikotini, kahvenin içerisinde bulunan kafeini kapsayacak kadar yaygın ürünleri içerebilirler.

Dünyaca ünlü haftalık ekonomi dergisi “The Economist”, internet sayfası üzerinden gerçekleştirdiği oylamada ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaştırılması/yasallaştırılmaması konusunda okuyucularının fikrini alıyor. (Oy vermek için tıklayın)

Daha önce sigara kullanımıyla ilgili istatistikleri yayımlayan “The Economist”, Türkiye başta olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkedeki sigara tüketiminin oldukça yüksek olduğunu saptamıştı.

Orta Doğu ülkelerinde tüketimin yüksek düzeylerde olması, zor şartlar altında yaşayan insanların sigarayı çözüm-çıkış yolu olarak görüyor olabileceğini akıllara getiriyor. Ancak şu an uyuşturucu maddelerle ilgili yapılan oylamada (Türkiye’den katılım henüz gerçekleşmemiş olsa da) Norveç, Almanya, Polonya gibi ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaşması gerektiğini yansıtan oylar vermiş.

Öncelikle uyuşturucu neden kullanılır diye düşünelim. Eğitim seviyesinin düşük olduğu, refah seviyesinin pek de parlak olmadığı ülkelerde uyuşturucu kullanımı zaten yasal verilerin dışında kalarak artıyor. Ancak uyuşturucunun yaygın olarak kullanıldığı refah seviyesi yüksek ülkelerde (Hollanda) eğitim seviyesinin hiç de düşünüldüğü kadar olumsuz düzeylerde seyretmediği görülüyor.

Ortada ekonomi politikaları mı var, psikolojik etkenler mi yoksa sağlık ile ilgili endişeler mi henüz bilemiyorum.En başarılı korku, gerilim romanlarının en “huzurlu” ülkelerden çıktığı (Norveç) bu günlerde uyuşturucu-sigara kullanımı ile ilgili akıl yürütmeler yapan köşe yazılarını okumak gerekiyor.Her ne kadar ülkemizde böyle konular gündemi meşgul etmediği zamanlarda konuşulmuyor olsa da okumak gerek..

A Manager In Unilever

To become successful in different market structures, a manager has to determine completely different strategies. As we learned in university about monopoly, oligopoly, perfect competition, monopolistic competition I will choose a company who is in monopolistic competition. This type of market is enjoyable than others because in many departments (financial, sales, human resources etc.) have to be aware of rivalry in the market and differentiate company’s products all the time. Being innovative is the basic success point in the monopolistic competition. I will specify my position with a famous company and I’ll try to explain concepts.

Unilever is the company where I really desire to work. Unilever is a British–Dutch multinational consumer goods company. Its products include foods, beverages, cleaning agents and personal care products. If I become Unilever’s manager, before making pricing decisions, I have to consider Nestle and P&G who are my strong rivals. Measuring the concentration of the industry we can look the following chart.

Industry C4 (%) HHI
Breweries 91 NA
Electronic computers 81 2662
Jewelry 22 195
Luggage 34 580
Motor vehicles 81 2324
Soap and detergent 63 2308
Soft drinks 52 896
Ready-mix concrete 11 63

Unilever basically sells soap, shampoo, detergent. As we can see from chart this industry’s market concentration is %63. It is close to 1 so it means that except Unilever there is a few huge firms producing soap & detergent. As a manager I have to consider rivalry and encourage the production of highly differentiated products.

Four-firm concentration index is based on market shares of four largest firms but HHI is based on all firms market index. As stated in the chart, HHI of soap and detergent industry is 2308. It’s the highly concentrated one among industries. Unilever is labor-intensive company so human resource department has importance at this point. But as a manager, I have to promote workers with a desirable wage level.

May be I can give high amount of money if every single worker work an additional hour (As I learned this strategy in chapter four called the theory of individual behavior). In concentrated industries firms coordinate between each other to raise prices, or to agree to not invest in new products, technology or quality improvements – hence they may behave like an oligopoly. Demand & market conditions for Unilever represent most important factors because it’s rivals are really powerful to differentiate products. As a manager I can determine market conditions, such as is there any substitute goods or not and I can understand if I increase prices what will happened demand, with Rothschild index.

Assume that own rpice elasticity of market demand for soap, shampoo and detergent industry is -1.0 and own price elasticity of demand for Unilever’s products is -3.8. With calculating Rothschild index it’s 0.25. What does it mean? I will understand when I see the value of 0.25 that, there are many close substitute products exist in the market and I have to differentiate them more than others swiftly. Unilever’s manager, me, who make pricing decisions have to aware of market conditions and substitute goods to do not decrease it revenues. If there are many close substitutes, this means that Rothschild index is close to zero, as a manager I do not have to increase prices because consumers may switch to other products instead of my company’s products. This will really hurt profits.

Potential for entry in an industry is the basic factor for determining power of rivals. There are barriers like capital requirements, patents, economies of scale and so on. These barriers stopped entry to the market and competition will become stronger with a few firms.

Products Foods, beverages, cleaning agents and personal care products

Revenue €46.467 billion (2011)
Operating income
€6.901 billion (2011)
Net income
€4.623 billion (2011)
Employees 171,000 (2012)

Mark-up factor has huge effect (positively) on firms’ profits. A manager has to maximize company’s revenue with increasing mark-ups. For determining pricing behavior and considering the power of mark-up factor I will give an example. Assume that Unilever’s foods such as Ben & Jerry’s, Knorr, Becel/Flora, lerner index is 0.26 and it’s mark-up factor is 1.35.

These values represent Unilever collects low level of mark up (profit) from foods’. In my opinion Nestle has great power in food industry and that’s a problem for Unilever because Unilever is strong in cleaning tools. Unilever’s operating income was €6,901 billion, net income was €4,623 billion and it’s revenue was €46,467 billion. It earns much but there are many internal expenditures that minimize it’s income.

Unilever can increase types of products which it has least power like as I stated foods. In this way may net income increase. In five or ten years natural resources become weaklier because environmental pollution and Unilever has huge impact on it because of detergents, soaps and other cleaning stuff which include high level of chemicals and plastics. Consumers are aware of nature has important place in their life expectancy.

They will choose products which are nature friendly. Now Unilever has a sustainability policy’s which make consumers happy. Recycling and damage nature less than others are the powerful fields of Unilever. Researches states that consumers are choosing products which do not damage the nature, their health and future generations. As a manager I can merge with nature friendly organizations such as GREENPEACE, TEMA. In this way consumers will be aware of that Unilever is different than other because it protect nature and their prosperity.

References:

• Unilever.com
• P&g.com
• Managerial Economics and Business Strategy, Michael R.Baye, 6/e