Monthly Archives: July 2011

İşsizlik

İşsizliğin nedenlerini anlayabilmemiz için öncelikle bireylerin zamanlarını nasıl kullandıklarını saptamamız gerekmektedir. Makroekonomideki modellerde , zaman kullanımı iki başlık altında incelenmiştir.
Bunlar:
1.Boş vakitler

2.Piyasa işleri

Amerika’da “Bureau of Labour Statistics” http://www.bls.gov/ kurumunun saptadığı verilere gore , ne geçirilen boş zamanlar ne de piyasadaki iş süreci işsizliğin ölçüm kriterleri olabiliyor. İşsizliği ayrı bir yere koyan iki adet özellik vardır. İlk olarak işsizlik , iş aramayı gerektirir ve bu maliyetli bir süreçtir. İşsiz bireyin gerçekleştirdiği iş arayışı , masrafları da beraberinde getirir ve işsiz kişi de daha sonra daha iyi bir ekonomik düzene sahip olacağına inanarak masraf yapmaktan çekinmez. İkinci bir nokta ise , işsizler iş sahibi kişilere gore daha yoksul bir durumdadırlar.

İşsizlik zahmetli ve sancılı bir süreçtir ama ekonomide de var olması gereken bir durumdur. Aslında işsizliğe son vermek , devlet politikalarında hasara yol açacak bir eylemdir.

İşsizlik oranınınn saptanması konusunda iki modelden yararlanabiliriz (
there are two models: 1. The search model 2. The efficiency model ).Bu modellerden ilki “Araştırma modeli” , bir diğeri de “Verimlilik modeli”dir. İş araştırma modelinde, iş arayan kişiler iş buldukları takdirde , iş teklifini kabul ederler. Ama kabul etmeleri ancak verilecek maaş , iş teklifini geri çevirdikleri durumdaki refah düzeylerini aşıyorsa.

Bu modeled işsizlik oranını ve işsizleri vergilendirmenin , devlet müdahelelerinin işsizlik oranını ve işsizleri nasıl etkilediğini görebiliriz. Göz önünde bulunduracağımız ikinci model “Etkin üvret modeli”dir. İşçilerin çalışma performanslarının, aldıkları maasş miktarına bağlı olduğu düşüncesi bu modeled hakimdir.

Bu durum yansıtıyor ki , denge durumunda da firmanlar çalışanlarında daha fazla verim alabilmekte.Reelücretler sabitleyici ve işszilikte denge oluşmasına yol açılıyor. Böylece bu model Keynes’in fikirleriyle ilişkili oluyor(New Keynesian Sticky Price Model).

İşsizlik Oranındaki Belirleyiciler:
1.Toplam Ekonomik Etkinlik
2.Demografi
3.Devlet Müdaheleleri
4.Sektörel Öteleme

World Economic Forum

Takip ettiğim bir blog sayfasındaki linkten , haberdar olmadığım , bu durumdan da şu an utandığım bir bilgiye ulaştım. Hemen ardından Dünya Ekonomik Forumu’ndaki isimlere baktım. Türkiye’den yalnızca iki kişinin olduğunu ancak USA ağırlıklı bir forum olduğunu gördüm. Bu foruma sayılı insanlar katılabiliyormuş.

Yurt dışı eğitimi ağırlığını bu organizasyona da koymuş. Türkiye’den iki isim Özlem Denizmen ve Egemen Barış. Her ikisinin de eğitim bilgileri şöyle:

Egemen Bağış,
‘The Baruch College of The City University of New York’ İşletme Fakültesi İnsan Kaynakları bölümünde lisans eğitimi görüp, Kamu Yönetimi üzerine de yüksek lisans yapan Egemen Bağış, evli ve iki çocuk babasıdır.

İşte diğer isimler:

http://www3.weforum.org/docs/WEF_YGL_Honourees_2011.pdf

( )

Özlem Denizmen,
Hayatın bütününün bir eğitim olduğuna inanan Özlem Denizmen, Lisans Eğitimini Cornell Üniversitesi Endüstri İşletmeciliği bölümünde tamamlamış, sonra, MIT Sloan School of Management’ta MBA yüksek lisansı yapmıştır. Denizmen ayrıca, Stanford’ta Etkileme Teknikleri, GE Crotonville Merkezinde Liderlik, Harvard Business School’da İleri Seviye Yönetim programlarını tamamlamıstır.

İşsizlik

“O, bu işi en iyi şekilde yapar!”
“O, mükemmeliyetçidir ve her şeyin kusursuz olması için çabalar.”
Her insanın hayatının belli dönemlerinde bu iki cümleden biriyle tarif edebilecekleri arkadaşları olmuştur.Böyle arkadaşlara sahip olanlar bilirler ki bu nitelikteki kişilere sorumluluk verildiğinde , görev başarıyla sonuçlandırılacaktır.

Peki bu nitelikteki kişiler sadece kendilerine yüklenen sorumlulukları mı en iyi şekilde yapabilirler? Yoksa kendilerine hiç birşey söylenmeden sadece kafalarına koydukları için de bazı işlerini en iyi şekilde yapabilirler mi? Bu soruları kendime sormamın nedeni meslek seçimlerinde ya da seçilen meslekte, kişilerin eğitim alıp daha sonra nasıl işsiz kaldığı.. Yani ilginç değil mi? Okuyorsunuz, senelerinizi,saatlerini veriyorsunuz ve daha sonra daişsiz kalıyorsunuz. Mademki işsiz kalacaksınız o halde neden o işi seçiyorsunuz?

Madem ki işsiz kalacaksınız neden yıllarınızı, zamanınızı o alanda çalışmaya veriyorsunuz. Yanıt aslında açıktır. Kendinizi yetiştirdiğiniz alanda ne kadar uzmansınız? O alandaki olaylara ne kadar hakimsiniz? Sizinle aynı eğitimi alan diğer bireyden farklı olarak ne yarattınız ya da ondan farkınız nedir?
Türkiye’deki işsizlik sorunu her daim gündemdedir.

Ana haber bültenlerinde ya da günlük hayatta binlerce insan yakınır işsiz olma durumundan. Yalvarır, iş ister. Peki bu kadar insan mademki çalışmak için bu kadar hevesli ve şüphesiz ki iş bulduğunda o işi kaybetmemek için en iyi şekilde yapacak neden bu insanlar işsiz?
Yaşadığımız yüzyıl sürekli gelişen ve hiç durmadan her saniye ilerleyen bir periyot. Bence böyle bir zamanda sahip olduğunuz donanımı geliştirmeden işsizlikten yakınmamız çok anlamsız.

Bu gün firmalar bilgisayar kullanmayı bilmeyeni , ingilizce konuşamayanı ve kendini ifade edemeyeni görüşmeye dahi almıyor. Böyle bir zamanda nasıl oluyor da niteliklerini geliştirmeyen hatta bazı niteliklere sahip olmayan bireyler işsizlikten yakınabiliyor? Böyle düşünürken de aklıma 1950’li yıllarda doğanlar geliyor.

Onlar bütün teknolojik gelişmelerden yoksun büyümüşken nasıl olacak da bu gün 50’li 60’lı yaşlarını yaşarken kendilerini teknoloji ve gelişim çağına adapte edebilecekler? Şüphesizdir ki bunu çok az sayıdaki yetişkin yapabiliyor. Ama bu demek olmuyor ki işsizlikten yakınmalarına , refah düzeylerini yükseltmek istemelerine hakları yok.

Bu tarz çözümü zor durumlarda, devletler politikalarını öyle sistemli ve öyle başarılı şekillendirmeliler ki toplumun her kesimi refah düzeyini yükseltebilsin. Bu durum Türkiye için ne kadar mümkün diye düşünmeden olmaz.

Türkiye’deki işsizlik oranını gösteren bu grafikteki oran Mart ayıyla birlikte %9u bulmuş.İşsizlik oranının daha önceki senelere oranla düşmüş olması oldukça sevindirici ancak bu grafik işin sadece matematiksel yönünü saptamamız konusunda yardımcı olabiliyor. Çok klasik bir espiri vardır. Sabah uyanırsınız ve kişi başına düşey gelir % 8 artmıştır. Genellikle böyle durumlarda insanlar der ki “haberi gördüm ve hemen koştum içeri ceplerimi karıştırmaya başladım. Ama fazladan bir lira bile bulamadım”.

Aynı gülünç yorum bu grafik için de yapılabilir. Oranlar iyileşme olduğunu gösterse de kayıt dışı ekonomi , kaçak çalışanlar , devletin haberdar bile olmadığı işçiler bu oranın içerisine dahil olsa eminim ki %9 çok masum bir saptama olarak kalır. “Yasal olsunlar o zaman” dersek bu çok daha başka bir sorun. Ancak göz ardı edilmemeli ki verilen oranlarla reel hayatta var olan sorunlar birbirini asla tutmaz.

Şu farklı kuşaktan olanların kendilerini geliştiremedikleri için iş bulamaması konusunda bir düşünce var kafamda. Nüfus oranıyl alakalı bir saptama bu aslında. Gelişmiş ülkelerin nüfus piramitlerine bakıldığında yaşlı nüfusla genç nüfus arasında büyük bir fark göremezsiniz. Bu durumda da prtay aşöyle bir tablo çıkar. Günümüz koşullarında , teknoloji çağına adapte olamayan kişileri kalkındıran genç nüfustur.

Başarılı bir devlet politikasıyla genç nüfusdan elde edilen ekonomik verim , toplumun pasif kısmına dengeli olarak dağıtıldığında işsizlik sorunu en aza indirilmiş olur. Bu durumda da şöyle bir çıkarım yapabiliriz. Toplumun pasif kesiminin kalkındırılması için “nitelikli” genç bir kuşak gerekiyor.
İşsizlik oranlarıyla ilgili olarak ayrıntıları bu linkte bulabilirsiniz : http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_unemployment_rate