Dünya Devleri ve Ekonomi


Küresel ekonomi yoksul ülkelerin eline düştü. Avrupa ülkeleri ve ABD kötü durumda olan politik durumlarıyla ve gittikçe kötüye giden ekonomileriyle mücadele etmeye çalışıyor.
Yüksek borçlar ve olumlu bir gelişmeye sebep olmayan ekonomik büyüme Dünya devi olarak nitelendirilen ülkelerin bu gün çok zor durumda kalmalarına sebebiyet veriyor.

 
Zengin ülke olarak nitelendirilen topraklarla düşük gelire sahip fakir ülkeler arasında bu gün gelir aralığı gittikçe daralıyor. Bu olumsuz durum, benim aklıma şu soruyu getiriyor. Artık paranın değersizleşmesi,önem kaybetmesi oldukça düşük bir ihtimal hatta komik bir varsayım.

 

Dünya’nın dengesi ekonomik güçle şekillendiğine göre , günümüzde yaşanan ve piyasaları alt üst eden olumsuz durumlar gelecekte ekonomi açısından nasıl bir tabloyu şekillendirecek? Bu konuda uzun çalışmalar,analizler yapılması gerekiyor ancak bir kaç satırla kendi görüşlerimi belirtmek istiyorum.
Türkiye Avrupa Birliği’nin bir parçası olabilmek için yıllardır sosyal,ekonomik ve siyasi politikalarında değişiklikler yapıyor.Hatta kimi zaman kendine has olan özelliklerden AB’ye üye ülkelerden olabilmek için taviz vereceği düşüncesi vatandaşlarının zihinlerinde soru işaretlerinin oluşmasına bile neden olabiliyor.
Avrupa Birliği’yle ilgili kısa bir bilgi verip ardından ekonomisiyle ilgili olarak değerlendirme yapmak istiyorum.

Avusturya,Belçika,Bulgaristan,Kıbrıs,Çek Cumhuriyet, ,Danimarka,Estonya,Finlandiya,Fransa,Almanya,Yunanistan,Macaristan,İrlanda,İtalya,Letonya,Litvanya,Lüksemburg,Malta,Hollanda,Polonya,Portekiz,Romanya,Slovakya,Slovenya,İspanya,İsveç,Birleşik Krallık Avrupa Briliği’ni oluşturan ülkeler arasında yer almaktalar.

Avrupa Birliği’ni oluşturan ülkeler arasında ekonomik bir birliktelik,ortaklık söz konusu.Danimarka ve Birleşik Krallık dışında bütün AB üyesi olan ülkelerde kullanılan para birimi de Euro.Danimarka , Danimarka Kronu’nu(DKK), Birleşik Krallık ise Pound’u (£) para birimi olarak kullanmakta.Tek bir ekonomi olarak düşünülürse, AB gayri safi yurtiçi hasılasıyla dünya toplamının %31’lik bölümünü oluşturuyor.Bu Avrupa Biriği’nin dünyanın nominal gayri safi yurtiçi hasıla sırasında birinci , GYSİH bazlı satın alım gücü sırası içinde de ikinci büyük ticaret bloku olmasına neden oluyor. Ancak bu günlerde bilindiği gibi Yunanistan’ın yüksek miktardaki borcu nedeniyle AB sıkıntılı günelr yaşamakta.İspanya,İtalya gibi ülkelerde de ekonomi açısından sorunlar baş göstermeye başladı.Hatta İngiltere’de çıkan karışıklıklar Avrupa’nın finans merkezini bünyesinde barındıran bu ülkeye de oldukça büyük zararlar veriyor. Bir diğer Dünya devi de ABD. Amerika’nın GSYİH 14,657,800 olarak belirtiliyor. Amerika konusunda ekonomik açıdan ne olabileceğini tam olarak ön göremiyorum ancak Avrupa konusunda yorum yapacağım.Amerika konusunda yorum yapamamama neden olan etken de sömürgeler. Avrupa ülkelerinin de sömürgeleri olduğu doğru ancak Amerika’nın sörmürge kullanma politikası şapka çıkartılacak cinsten olduğundan yorum yapmak güç benim için.
Avrupa Birliği’ne grime çabalarımızın artık çok da önemsenmediğini düşünüyorum ve uygulanan politikalar da bunu yansıtıyor.Orta Doğu’nun sömürgeleşmeye karşı direnç göstermesi de zaten AB’nin etki alanının daraldığının sinyallerini veren bir gelişme.Avrupa ülkeleri eski ekonomik refah düzeylerini yakalamak için çaba sarfedeceklerdir elbette. Ancak bu durum sömürgeleşmeyle sağlanmaya çalışacaksa , soğuk ve hatta sıcak savaşlar yaşanabilir. Orta Doğu ülkelerinin ekonomilerini birleştirmesi gibi bir varsayım olduğunu düşünürsek eğer bu durumda AB ülkeleri belki standartlarını Orta Doğu ülkelerine uydurmaya çalışabilirler.Bu varsayım gülünç olmakla birlikte ekonomideki dengelerin değişeceği gerçeğini reddetmemize neden olamaz.

 

Teknolojide meydan agelecek gelişmelerin ABD ve Avrupa temelli olacağı gerçeği eğer olmasaydı Batı’yı ve Amerika’yı oldukça karanlık bir gelecek beklediğini söyleyebilirdik sanırım. Ancak onları ayakta tutabilecek iki büyük etken ortadan kalktığında dengelerin değişeceği tartışılmaz bir gerçek olacaktır. Teknoloji ve sömürgeler Dünya devlerini ayakta tutan iki temel taşı oluşturmaktadırlar.

Yatırımcı için ALTIN Günler

Tarihçiler kapsamlı şekilde altına hücum harekatıyla göç,ticaret,kolonileşmeyi araştırmışlar ve bu konularda yazılar yazmışlardır. Gold Rush herkes için serbest olan , heyecana neden olan bir gelir hareketi olmuştur. California Dream’de ifade edildiği gibi bir anda bereketli bir noktayı bulan kişi hemen zengin olabilirdi.Bu hücum harekatı Avusturya ve Kuzey Amerika sınırlarında dikkate değer kültür tanımlamalarına yol açmıştır ve yeni,kalıcı yerlerşim yerleri ortaya çıkmasını sağlamıştır.Altın,para arzının çok büyük bir kısmınnı oluştururken çıkarılan yeni madenler de altın alanlarının çok daha ötesinde bulunmaya başlamıştı.
Altın madenciliği Diodorus Siculus ve Pliny the Elder tarafından keşfedilmiş ve büyük olasılıkla Roma İmparatorluğu zamanlarına dayanan bir etkinlik olduğu düşünülmektedir. Ardından da Mısır gelir.

Büyük “Altın Hücumu”nun gerçekleştiği ülkeler Brezilya,Kanada,Kuzey Afrika,Amerika ve Avusturya’ydı.
19. ve 20. yüzyıllarda altına büyük ilgi gösterildi.Kalıcı göçlerin yaşanmasına neden olan bu “hücum” düşük göç maliyetleri ve sınırlarda meydana gelen zayıf önlemler sayesinde
oldukça fazla kişinin rekabete katılmasını sağladı.Gold Rush olarak bilinen bu olay ilgimi çekti çünkü bu hafta altında meydana gelen değer artışı insanları altın almaya kimi ülkelerde de vatandaşları altın satmaya teşvik etti.Amerika temelli geçmişte meydana gelen Gold Rush’ın günümüzde de benzerinin yaşandığının sinyallerini veren bir haberle karşılaştım bu gün.TRT Haber‘in sitesinde okuduğum habere göre Amerika’da insanlar yoğun bir şekilde ellerindeki altınları satmak için çaba gösteriyorlarmış. Hatta
eşinden ayrılan Amerikalı bir bayan, evliliğinden kalan altınların kendisine bu kadar fayda sağlayacağını düşünmediğini söyleyip altınlarını satmış ve 125 dolara sahip olmuş.
Türkiye’de bu hafta altın piyasasında meydana gelen gelişmeler yatırımcıların hisse senetleri alım satımından çok altın alım satımına yöneltti. Ancak altının fiyatı sürekli
değişmekte.Yani altını düşük fiyata satın almayı bekleyenler bir sonraki gün hayal kırıklığına uğramış olarak yatırım hayallerini suya düşürebilirler. Bu hafta altın piyasasında
meydana gelen değer artışının ve sabit kalmayan fiyatların basit grafiğini sayfamda görebilirsiniz.Sanırım artık düğünlerde gram altın takmak el yakacak.. Yatırım yaparken iyi
varsayımlar yapmalı ve yatırım planları doğru tasarlanmalı.

Londra

Gezilen görülen yerlerden yalnızca fotoğraflarla ve bir kaç tatil anısıyla dönmenin kişiye çok da çarpıcı bir etkisi olmadığını düşünüyorum.Okuduğum bölümden dolayı mıdır yoksa yaşadığım ülkenin sosyo-ekonomik dengesizliğinden dolayı mıdır bilinmez Londra’nın ekonomik yapısı oldukça ilgimi çekti. Londra’da Victoria National Rail Station’ı merkeze gitmek için her gün kullanıyorum. İstisnasız her gün de burada oluk oluk turist akıyor. Ellerinde valizler ülkelerine dönenler,İngiltere’ye gelenler.. O kadar çoklar ki insan durup bir düşünüyor. Bu kadar insan ne buluyor da bu ülkede,akın akın geliyor?
Şüphesiz ki İngiltere’nin pazarlama stratejisi olmasaydı bu gün belki de ekonomi alanında bu kadar güçlü bir konumu olmayacaktı. İnsan kendi ülkesiyle karşılaştırıyor doğal olarak gittiği yerleri. Türkiye bir imparatorluğun üzerinde yeşermiş bir memeleket. Türkiye’de her ırktan insan bulmak,her çeşit tarihi mekanı burada görmek kaçınılmaz.Açıkcası İstanbul’un boğazını Londra’nın Themes Nehri’ne tercih ederim,düşünmem bile. Ama buradaki sektör öyle güzel organize edilmiş ki,dibi dahi görünmeyen bir nehrin ismi ünlenmiş ve harika bir şekilde pazarlanmış.Londra’nın turistik mekanlarıyla ilgili kısa kısa değerlendirmeler yapıp ardından düşüncelerimi belirteceğim. Bilindiği gibi “United Kingdom” yani Birleşik Krallık, “Krallık” olma özelliğini kullanarak bir çok mekanı turistlerin ilgisini çekecek konuma getirebiliyor. Örneğin Westminister Abbey. Londra’ya gelip de burayı görmeyen kişi ben turistim dememeli bence. İçerisinde Krallık süresince yaşayan kralların,kraliçelerin,prenseslerin vs. Mezarlarının bulunduğu bir manastır burası.Hatta geçtiğimiz aylarda “Royal Wedding” olarak duyurulan Kate Middleton & Prince William’ın evlilik töreni de Westminister Abbey’de yapılmıştı. İçeri giren turistlerin bir “Manastır”a girme kaygısı yok. Yani “dini” niteliğini yitirmiş bir yer gibi davranılıyor çoğu kişi tarafından. Ardından Parlemento Binası, Big Ben bilindik görülmesi gereken yerler arasında. Ardından müzeler var..
Victoria&Albert Museum,Science Museum,British Museum,Natural History Museum.. Müzeleri girişde ücret kaygısı yaşamıyor insanlar..
Aslında beni bu yazıyı yazmaya iten bazı düşüncelerim var. Örneğin Westminister Abbey’in içerisinde ağabeyimle yaşadığım bir olaydan söz edeyim. Newton, Darwin gibi ünlü bilim adamlarının burada anıtları var. Newton’ın anıtını görmek isteyen ağabeyimle birlikte anıtı bulmak için manastırın içerisinde dolanırken amacımıza ulaşmıştık. Ancak nedense anıta uzaktan bakmamıza izin veriliyordu. Görevlilerden biri fotoğraf çekmeyin,sınırları geçmeyin diye uyarılar yapıyordu. Bazı yerlere girişler kapanıyor bazı yerlere girişler birden açılıyordu.Uzaktan gördüğümüz Newton anıtından sonra dolaştık ve ardından tekrar yolumuz buraya düştü. Bu kez bir grup turistin anıtın önüne kadar geçebildiği ve biraz önce uyarılar yapan görevliyle birlikte anıtla ilgili konuşup,gülüştüklerini gördük.Burada bu durumun gerçekleşmesini sağlayan PARAydı.Görevliye verilen bir miktar parayla bütün yasaklar yasallaşmıştı.Yani en azından biz böyle düşünüyoruz..
Londra’da Trafalgar Meydanı’nı gerçekten çok sevdim. Sürekli canlı,cıvıl cıvıl ve hayat dolu bir bölge. Londra’nın kalbinin attığı yer diyebilirim sanırım. Burada bir çok turistik hediyelik eşyalar satan mağaza görebilirsiniz. Ancak bu mağazalara girince de insanın aklına oldukça ilginç düşünceler geliyor. Gördüklerimi sıralarsam eğer bunlar: anahtarlıklar,kartpostallar,şemsiyeler,kolyeler,biblolar,tshirtler,kazaklar,ünlü Londra underground amblemleri,yüzükler,bardaklar.. Buraya kadar gördüklerimin İstanbul’da da olduğunu varsayıyorum. Ancak burdan sonrası insana “Adamların para için yapmayacakları şey yok!” dedirtecek cinsten. Gördüğüm diğer “turistik” eşyalar şöyle:İngiltere bayraklı pantolonlar,iç çamaşırları,Royal Wedding fotoğraflı kondomlar,peçeteler ve dahası..
Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen “Royal Wedding”in üzerinden zaman geçmesine rağmen hala düğünle alakalı eşyalar pazarlama açısından dükkan sahiplerine,İngiltere ekonomisine gelir kaynağı olurken turistlere ve kraliyet destekçilerine masraf oluyor. Bardaklara,posterlere,buzdolabı süslerine ve daha bir çok ürüne yapıştırılan kraliyet düğünü fotoğrafları muhtemelen daha uzunca bir süre bir çok dükkan sahibine gelir kaynağı olamaya devam edecek.
Greenwich gözlem evinin coğrafyadaki yerini bilenlerin akın ettiği Greenwich’den de söz etmek istiyorum. 2010 yılında Greenwich’e gidenler herhangi bir ücret ödemeden başlangıç meridyenini ve gözlem yapılan teleskopları görebiliyorlarmış. Ancak ben 2011 yazında Greenwich’e gittiğimde dah aönce ücretsiz olan unsurlar bu kez ücretlendirilmişti. Greenwich’e gelen insanlar da “ ne olacak canım görelim işte” dedikleri için yine İngiltere gelirini artırmış oldu.Bu gidişle her gün akın akın turist çeken ücretsiz müzeler de ücretlendirilirse şaşırmamak lazım.
Londra,Bromley’deki bir seyahat acentasının vitrininde inanılmaz bir ilan gördüm. Marmaris’e İngiltere’den her şey dahil seyahat(uçak bile!) 330£. Böyle bir fiyata Türkiye’de vatandaş asla tatil yapamazken nasıl oluyor da bir turist tatil yapabiliyor şaşırtıcı doğrusu.
Durup düşünmek gerek. Değer yargılarımızı,ekonomimizi gözden geçirmek gerek. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye iyi bir pazarlama stratejisi uygulayarak yalnızca tatil amaçlı ziyaret edilen bir ülke olmaktan çıkabilir. Tarihi açıdan eşi benzeri bulunmaz bir coğrafyaya sahip olan Türkiye diğer devletlerin kışkırtmasıyla oluşan iç karışıklıklardan arınarak ekonomisine odaklanarak Orta Doğu’daki birçok ülkeye örnek olabilir.

Londra’daki İsyan // London’s Shame!

Hani bir söz vardır, “Davlulun sesi uzaktan hoş gelir” derler.İşte bu sözün ne anlama geldiğini biliyordum ancak yaşaması daha vurucu oldu benim için. Avrupa’daki gençliğe eğitim olanakları açısından hep özenmişimdir. Oxford,Cambridge,London School of Economics gibi bir çok ünlü okulun yer aldığı sınırlarda yaşayan gençler benim için çok şanslı insanlardı.Ayrıca öğrendim ki bu gençler bu okullara girerken ödedikleri ücret , göçmen olarak gelen bir öğrencinin ödediği miktardan çok daha az. Türkiye’ye dönmeden önce,olayların nasıl sonuçlanacağını görmeden önce bu yazıyı yazıyorum,yani şu an Londra’dan bildiriyorum:YAZIK!
Haberlerden takip ediliyordur,biliyorum.Ama tam yanı başınızda olayların gerçekleşmesi ve aynı anda başarma hırsına kapılan göçmenlerle aynı yerde olmak durum deperlendirmesi yapmak için ele geçen nadir fırsatlardan sanırım.
09.08.2011 tarihinde marketlerin bulunduğu bölgeye yürümek ve oradan bir şeyler almak istemiştim.Yürümeye başladığımda sokakta buldukları köşe başlarında dikilen,boş banklarda oturan ve öylece duran yaklaşık 15-16-17 yaşlarında gençler ve çocuklar gördüm. İşin ilginç yanı da bu insanların hemen yanıbaşında da polisler duruyordu. Ancak ne bir itiş kakış ne de bir uyarı vardı ortalıkta. Değindiğim konu Londra’dan başlayarak bütün Birleşik Krallık’a yayılan , twitterda #londonriots olarak binlerce yoruma vesile olan ingilizler için çok önemli ama benim için acınası ve komik olay. Biraz önce söz ettiğim çocuklar ve gençler Londra’nın her yerinde kargaşaya neden olan kişilerdi.Haberlerden ve enkazlardan gördüğümüz kadarıyla oyuncakçı dükkanlarından oyuncaklar,süper marketlerden pirinç,alkol(e burası İngiltere,elektronik mağazalarından HD,İpad,İphone çalan isyancılar bu çocuklar ve gençlerdi.İngiltere’de çocuklara fiske atamazsınız çünkü bu bir suç. Coplayamazsınız,itemezsiniz,dövemezsiniz.Öyle ki polislerin büyük bir kısmının belinde silah bile yok zaten,şiddet uygulayamazsınız.Yaşanan bütün felaketler,gün boyu,günelerdir duyulan siren seslerini düşünürsek eğer bu insanların derdi nedir? Olayların çıkış noktası 3 gün önce bir zencinin vurulmasıydı. Ancak bir zenci bile olayların bu kadar büyümesine isyan etti ve işin kendi meseleleri olmaktan çıktığını ve giderek çirkinleştiğini söyledi.Burada yalnızca anneye sahip olan yeni doğan bebekler sokakta kalıp ilerde bu gün bu olaylara sebep olup “vandal” sııfatını taşımasın diye devlet onlara ev veriyor,yaşayabilme hakkı veriyor. Daha bir çok imkanları ve hakları var burada çocukların. Yaşamaya,iyi yaşamaya hakları var.Öte yandan Türkiye geliyor aklıma. Bizim ülkemizde üniversiteye girmek için servet dökenler,servet dökmeyip de bankalardan aldıkalrı krediyle çocuklarını üniversiteli yapmaya çalışanlar var.Sınavı kazanamayıp intihar edenler,canlarından olanlar var.Tinerciler,hırsızlar,sabah uyandığında ne giyeceğini düşünmek zorunda kalmayan çünkü zaten tek kıyafetiyle yatan çalışan yoksulluk seviyesinin en altında yaşayan insanlar var ülkemizde.Elimde şansım olsaydı,Oxford’da ya da LSE’de üniversite okumaya şansım olsaydı (tabiki de hepimizin şansı var ancak Londra’da yaşamak kolay değil) belki şu an çok daha farklı bir konumda çok daha farklı yerlerde ve çok daha farklı konularda fikirler üretebiliyor olabilirdim. Ancak öte yandan gelin görün ki serserilikten başka bir şey yapmayıp,elindeki olanağı değerledirmeyen buradaki gençleri görünce insan şunu düşünüyor: bu olanaklar bizim ülkemizde olsaydı ne beyin göçü olurdu ne de bu kadar dışa bağımlı olurduk.Yıllarca çalışıp,uğraşan ingilizlerin dükkanlarını yağmalayan ingiliz çocuklarına kötü bir görüş sunmak isterdim. O da şu olurdu. Göçmenlik şu an durdurulan bir uygulama İngiltere’de. Ancak bu kadar gelişmiş bir ülkeyi böyle gençlerin beyinlerine emanet edecek bir devlet olmasa gerek.Belki de böyle yaparak onlar, bizlerin önlerini açmış oluyorlar.
Bunca olanağı kötüye kullananları görünce insan çok garip hissediyor.Somali’de çocuklar açlıktan ölürken burda çocukların HD televizyon çalma amacı uğruna evler yanıyor,polisler yaralanıyor.Dünya’nın ilginç bir adaleti yok aslında. Dünya’da farklı sosyo-ekonomik olanakları yaşayan beyinlerin davranışlarıyla şekillenen adaletler var.

Economy of the Middle East and Turkey

Turkey has the world’s 15th largest GDP-PPP. and 15th largest Nominal GDP. The country is a founding member of the OECD (1961) and the G-20 major economies (1999). Turkey has been part of the EU Customs Union since 31 December 1995.

Turkey is often classified as a newly industrialized country by economists and political scientists;[ while Merrill Lynch, the World Bank and The Economist magazine describe Turkey as an emerging market economy.

Turkey is restructuring its economy in an attempt to gain full European Union membership. It began this policy in the early 1970s, abandoning its previous import substitution industrialization policy.

As privatization has taken hold in Turkey it has brought with it significant foreign direct investment. Additionally, the Baku-Tbilisi-Ceyhan pipeline has brought revenue to Turkey and enabled it to share some of the regional hydrocarbon wealth.

Turkey’s economy is currently led by its agricultural and textile sectors. It has a per capita GDP of $11,200, supplemented by some 1.2 million Turks working abroad.

Bankalar Vatandaşı Soyuyor


Milliyet gazetesinin internet sitesinde ekonomiyle ilgili olan şu haber dikkatimi çekti. Haberin tanıtımı şu cümlelerle yapılmış: Avrupa ve ABD’de yaşanan ekonomik kriz bankacılık sektöründe karları ciddi oranda eritirken, bankalar istihdamı azaltarak karlılıklarını artırma yoluna gidiyor. Bu nedenle yakın zamanda Avrupa’da toplam 75 bin bankacı işinden olacak.

Dünyada hal böyleyken Türk bankaları ise resmen düşman çatlattı. 6 aylık net karlarını açıklayan kamu ve özel bankalarının karları göz kamaştırıyor…

Bankacılık konusunun ülkemizde yeterince doğru yorumlanmadığını düşünüyorum. Avrupa’daki bankaları övmek gibi bir niyetim yok. Ama benim ve çevremdekilerin bankalarla yaşadığı sorunları gayet iyi biliyorum.

En basit eleştiriyi çok sık yaşanılan şu olayla ilgili olarak yapacağım. Bilindiği gibi bankalar müşterilerinden hesap işletim ücreti alıyor.Ancak bu davranışın etik olmadığı da biliniyor. Banka hesabı açtırırken imzaladığımız sözleşmede hesap işletim ücreti alınacağı yazılıyor. Ancak daha sonra hesap işletim ücreti alındığı takdirde kaymakamlığa başvurarak bu ücreti geri alabiliyoruz. Yurt dışındaki bankalarda ise hesap işletim ücreti alınmıyor. Üniversitede BDDK’dan bir yetkili konferans için okulumuza gelmişti.

Kendisine hesap işletim ücreti alınmasının doğru olup olmadığını bir arkadaşım sormuştu. Yetkili kişi de “bankalar işlerinizi yapıyor almaları normal laf etmek saçma” dmeişti. Ancak bu soruyu soran kişi bir “öğrenci”ydi. Aylık geliri oldukça kısıtlı olan öğrenci bankaya 150 lira biriktirip her ay koyuyorsa ya da bir yakınından bu miktardaki para her ay hesaba yatırılıyorsa , banka tarafından alınan bu para kişiyi oldukça etkiler. 150 liranın 40 lirasını alan banka o ay o öğrencinin daha kısıtlı imkanlarda yaşamasına neden olur.

Bankalar zaten bizim günlük işlermlerimizden belirli bir miktar komisyon alıyor ya da yaptığımız yatırım işlermlerinde aracı kurum olup yine belirli bir miktar kazanıyor. Kimse kusura bakmasın ama Türkiye bankaları konusunda yapılan bu haberi sadece pohpohlayıcı haber olarak görüyorum. Bankalar vatandaşı soyarken kimse demesin ki Türkiye parlak bir bankacılığa sahip. En kibar tabiriyle söyleyebilirim ki bankalar bu istatistiklere ulaşabiliyorlarsa, bunu vatandaşı soyarak yapıyorlar.