Monthly Archives: April 2012

Dünyanın Yeni Düzeni ve Değerler Üstüne

Kişisel değerlerimizin yanında toplumsal değerlerimiz, kültürümüz, alışkanlıklarımız ve hatta sahiplendiğimiz kavramlar, eylemler vardır. Bunlarla ilgili olarak kimi zaman taviz vermektense “ölmeyi” kendimize görev ediniriz! Varlığımızı sanki o kavrama, değere borçluymuşuz gibi sanki.. Ancak yavaş yavaş dikkatimi çekiyor okuyacağınız cümlelerimin içeriği, nasıl fark edemedim bunca zaman diyorum ve nasıl fark edemediniz, fark edemedik..Ya da fark ettik de birşeyler yapmaya yeltenmedik…

Gün içerisinde niteliğinizi yanıstan eylemlerinizi gerçekleştirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Bir öğrenci olarak ben gün boyu toplu taşıma araçlarından, üniversiteme oradan da eğer yapmam gereken şeyler yoksa bir kafe ziyaretinden sonra evime dönüyorum. Tüm bunları gerçekleştirirken benim değerlerimi şekillendiren toplumsal bakış açısı çerçevesinde hareket ediyorum ( mesela bağırmıyorum konuşurken ya da dikkat çekici kıyafetler giyinmiyorum ).

Bunları gün boyunca milyonlarca kişi yapıyor, bu unsurlara dikkat ederek yaşıyor. Ancak konuya manevi açıdan bakmak yerine neden maddi açıdan bakmıyoruz? Ortada maddiyat diye bir kavram varken kim umursayacaktır o çok önemli(!) kuralları merak ediyorum. Milliyetçilik kavramına gireceğim biraz, çünkü bu kavram bünyesinde adetleri, gelenekleri de barındırıyor ve taviz vermiyor,verdirmiyor. Milliyetçi kimseleri tanırsınız, saygı da duyarsınız ( en azından ben saygı duyuyorum böyle kimselere.

Düşünmekte özgürüz nihayetinde! ). Eğer nüfus yoğunluğu fazla olmayan ve de yok olma tehlikesi yaşayan toplulukları ele alırsak bu tip toplumlarda milliyetçilik üst sıralarda gezinir. Böyle toplumların yaşadıkları topraklarda “el değmemiş, yabancılar buralara hiç girmemiş” havası vardır. Peki sizce bu gün böyle bir toplumun refah içerisinde yaşama şansı var mı?

Değerlerimizi yitirdiğimize inanlardanım. Bunun da en büyük sebebinin ekonomik kaygılar olduğunu düşünüyorum. Hangi ırkın savunucusuysanız, hangi milletin destekçisiyseniz malesef refah içerisinde yaşamak için sizden “daha iyi” durumda olan ve sizin “hükmedemeyeceğiniz” ülkenin kanatları altına gitmekten kaçamazsınız.

Bu günlerde ekonomi derslerinde sıkça gündeme gelen, müfredatın baş taçı globalleşme bence değerlerin yitirilmesinin sebebi, paranın gücünün kanıtıdır.

Aklıma şöyle bir soru geliyor: hangisi daha iyi peki? Dilini, kültürünü, yaşama tarzını, çalışma biçimini koruyup globalleşmenin getirilerine karşı koymak mı yoksa tek tip insan olma yolunda giderken çok daha az uyuyup çok daha az eğlenip çok daha az dinlenip refah içinde yaşamak mı?

E-Ticaret

İnternet üzerinden yapılan satışlardan haberdardık. Ancak bu gün firmalarla müşteriler arasındaki ilişki neredeyse tamamen internet üzerinden sağlanarak satışlar yapılıyor. “E-commerce” olarak bilinen bu ticari mekanizma günümüzde girişimcilerin ilgisini çekiyor. Tahim edileceği gibi “zaman değişiyor” ve bu süreç ile birlikte belki de alışveriş merkezleri alım-satım yaptığımız mekanlar olmaktan çok, boş zaman aktivitelerimizi gerçekleştirdiğimiz yerler arasına girmekle yetinecekler.

Amazon, Chapters, Ebay, Bol, Markafoni, Morhipo, Grupfoni, Şehirfırsatı gibi daha ismini yazmadığım birçok internet sitesi aracılığıyla, ihtiyaçlarınızı piyasadaki fiyatların aksine çok daha düşük ücretler ödeyerek giderebiliyorsunuz. İndirimli menüler, piyasada az bulunan giysiler, fiyatı oldukça yüksek olan çantalar, ülke sınırlarındaki yüksek vergilerden dolayı satın alamadığınız ancak internette ikinci elini gördüğünüz teknolojik cihazlar gibi birçok seçeneğe e-ticaret sayesinde sahip olma imkanınız var!

Her yeniliğin avantajlı taraflarının yanında dezavantajları da göze çarpar. Öncelikle e-ticaret yoluyla satın alma, ürün satma eylemlerini gerçekleştirirken sizi ne gibi avantajlar bekliyor?

-Öncelikle piyasadaki fiyatlar sizi o üründen uzaklaştırdıysa, ürünü görmüş olduğunuz internet sitesindeki cazip fiyatlarla ihtiyacınızı ( ya da isteğinizi ) giderebilirsiniz.

-İnternetten gerçekleşen birçok alım-satım eylemi sonunda eğer üründe bir hata, bozukluk varsa iade etme hakkına sahipsiniz. Kimi zaman ticari işletmelerden almış olduğunuz hatalı ürünü iade etmeniz güçleşirken, e-ticaret sayesinde böyle bir sorununuz kalmıyor!

-Piyasada nadiren bulunan bir kitaba ihtiyacınız var ancak bir türlü satıldığı yeri keşfedip, ona ulaşamadınız! İdefix, Amazon gibi sitelerden kitabı bulabilirsiniz. Söz konusu e-ticaret sitesi talep ettiğiniz kitabın yayın eviyle irtibata geçerek talebe göre basım işleminin gerçekleşmesini sağlar!

-Yapmış olduğunuz online alışverişlerin istatistiklerine sahip olan internet siteleri, ilgi duyduğunuz ürünler hakkındaki yenilikleri, gelişmeleri, kampanyaları size haberdar edebilir!

-Bir işletme kurmaksızın öğrenci, ev hanımı, emekli vs. Bile olsanız satmak istediğiniz ürünü e-ticaret siteleri aracılığıyla satabilirsiniz!

-Merkez-şube-depo ilişkisi ortadan kalkıyor! Bu günlerde çoğu firma yetkilisi satışlarını yalnızca internet aracılığıyla yapacaklarını ve şubelerden vazgeçip yalnızca depoları kullanacaklarını bildiriyor.

Şimdi de bu sitelerin olumsuz taraflarını inceleyelim.

-Alım-satım işlemini gerçekleştirdiğiniz ülkenin sunucuları çeşitli ve güvenilir değilse maddi zarara uğrama durumunuz söz konusudur. Sunucu güvenliğiyle ilgili olarak ülkelere göre
çıkarılan istatistikleri aşağıdaki tablodan görebilirsiniz. Sunucuların mevcut altyapıları sitelerin güvenilirliğini işaret etmekteyken, alıcı ve satıcıların siteye olan rağbetini de etkileyen bir faktördür. Örneğin Amerika’da yer alan bir e-ticaret platformunun bir sunucusunun yalnızca 4000 nüfusu var. Bu demek oluyorki yoğun tıklanma oranlarına karşı sitede meydana gelebilecek olumsuz bir durum en aza indirgenmeye çalışılıyor. ( Sunuculara verilen önem ve sunucuların güvenilirliği ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle de ilişkilidir ).

-Söz konusu siteleri kullanan nüfus mevcut işletmelere ilgi göstermeyerek somut piyasa değerlerini olumsuz yönde etkileyerek iç pazara ilgi göstermeyebiliyor. Türkiye’yi baz alırsak esnaf kavramı e-ticaretten olumsuz yönde etkilenen taraf oluyor.

-E-ticaretle ilgilenen kişilerin dışında kalan meslek gruplarının değerini yitimesi ve işsizlik oranlarının artması durumu söz konusu olumsuz durumlar arasında yer alabilir.

-E-ticaret sebebiyle ülkelerde “üretim toplumlarının egemenliği” yerine “tüketim toplumlarının egemenliği” söz konusu olabilir.
Globalleşmeyle birlikte e-ticaretin olumlu ve olumsuz yönlerinin artacağı tartışılmaz bir gerçek olsa da bu hıza ayak uydurmayı başarabilecek insan topluluklarının var olup olmayacağı merak konusu..

Günlük Sigara Kullanım Değerleri

Yukarıda yer alan tabloda ülkelerin yılda ortalama tükettikleri günlük sigara miktarı yer almaktadır. Birinci sırada bir Avrupa Birliği ülkesi olan Yunanistan yer alırken ikinci sırada Rusya görülmektedir. İlk 15 ülkenin yer aldığı tablonun ilerleyen sıralarında Asya ve Afrika ülkeleri görülmektedir.

Sigara tüketiminin refah seviyesiyle ilişkisini göz önünde bulunduralım. Genel olarak gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde sıkça görülen yoğun sigara tüketimi eğilimi nasıl oluşmuştur? Tüketilen sigara miktarının ekonomiye olan etkisi ne gibi sonuçlar doğurmaktadır?

Gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla görülen uzun mesai saatleri, yoğun çalışma temposu kişinin motivasyonunu düşürmekte ve kişiyi kısa süreli, motive edici eylemler aramaya yöneltmektedir. Bu eylemler arasında uyuşturucu kullanımı gibi olumsuz durumlar bireyin performansını düşürmekte etkili olduğu için yaygın olarak “daha masum” gibi görülen sigara kullanımı tercih edilmektedir.

Kişilerin gelir düzeyleri her ne olursa olsun gerçekleştirdikleri sigara tüketimi, otonom tüketimlerinden ödün vermelerine ve buna ek olarak ilerleyen senelerde sağlık sektörüne büyük miktarda harcama yapmalarına sebep olmaktadır.

Sigara kullanım oranlarına bakıldığında günlük tüketimin 8 gibi rakamlara ulaşması kişilerin otonom tüketimlerinden çok sağlıksız aktivitelere harcama yaptıklarını göstermektedir. Bu durumun sonucu olarak sağlık sektöründe nitelikli elemanlara duyulan ihtiyaç artarken, sağlıklı ve çalışan bireylerin varlığı her geçen gün azalmaktadır.

Sigara tüketme eğilimiyle eğitim düzeyi arasında da bir bağlantı yer almaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça bilinçlenen toplumlar, genel kanı olarak “sigara içmenin zararlı olduğu” sonucunu benimsemektedirler. Sigara tüketim oranları sağlıklı toplum izlenimi vermekten de öte artık refah düzeyi yüksek ve gelişmiş toplum olmanın da bir ölçütü sayılabilmektedir.

Çocuk, Ebeveyn, Yetişkin

Psikoloji alanında okuyorsanız “ego-süper ego,id” üçlüsünün hakim olduğu davranışlarınızın sonuçlarını yorumlamanız mümkündür. Ancak ben bu denli teknik terimlerden bahsetmek yerine geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde katılmış olduğum “Hayatının direksiyonuna geç!” isimli etkinlikten yola çıkarak söz konusu üçlünün dah abasit boyutlarla irdelenmesi konusuna değineceğim. Koç Holding sponsorluğunda Kemal İslamoğlu isimli konuşmacının gerçekleştirmiş olduğu etkinlikte hepimizin aşina olduğu dönemlerden yola çıkarak hayatımızın “direksiyonuna” geçmeye çalıştık!

Çocuk-Yetişkin ve Ebeveyn üçlüsünün başını çektiği direksiyon mekanizmasında hangi yöne gidiyoruz? Arzu ettiğimiz yön mü şu an gidiyor olduğumuz yoksa başkalarının komutlarına uyarak mı haritamızı çiziyoruz?

Eğer eleştirmekten hoşlanıyorsanız ve gün boyu karşınızdakini dinlemeden, kendi değer yargılarınıza göre kişileri eleştiriyorsanız o zaman “ebeveyn” psikolojisinin esiri olma yolunda hızla ilerliyorsunuz demektir. Ama belki de durumları alaya alıyorsunuzdur ve ne olacak ki zaten oyun gibi bir yapıya sahip değil mi hayat diyorsunuzdur. O zaman yaramaz bir haberin sinyallerini duyma vaktiniz gelmiş demektir: Müjde! Çocuk psikolojisinin etkisi altına girmiş bulunuyorsunuz.

Eğer hayatın her alanında;içsel yolculuğunuzda, eğitim hayatınızda, ikili ilişkilerinizde, iş yaşamınızda başarıya ve huzura ulaşmak istiyorsanız ne çok “çocuk” ne de çok “ebeveyn” psikolojisinde yaşamanız gerekmiyor. Bildiğiniz üzere yetişkinlik, çocuklukla ebeveyn psikolojisinin harmanlanmış halini temsil etmektedir. Olaylar karşısında segileyeceğiniz tavır, geçmiş tecrübelerinize ya da olacakları önceden kestirebilme yeteneğinize göre şekillenir. Tam da bu noktada olgun bir tavırla “ben yetişkinim” demenizde hiçbir sakınca yoktur.

Sizi fazla yıpratmayacak, aynı zamanda sosyal yaşamınızı da olumlu yönde etkileyecek davranış methodlarını sergileyebilmeyi alışkanlık haline getirmeniz gerekiyor. Öncelikle klasik bir ebeveyn tavrı olan “ben sana söylemiştim, eğer beni dinlemiş olsaydın böyle olmazdı, sen zaten hep aynı şeyi yapıyorsun” gibi cümleleri sarfetmeniz empati kurmakla ilgisi dahi olmayıp yapıcı sonuçların doğmasına sebebiyet veremeyecek düzeyde yanlış cümleler silsilesidir.

Eğer sürekli eleştiri yapıyorsanız ve yapmış olduğunuz eleştirileri “eğer ben onun yerinde olsaydım ne yapardım?”sorusundan uzak akıl yürütmelerle gerçekleşiyorsanız yanlış yoldasınız demektir.
Size verilmiş olan sorumluluğu bir çocuk edasıyla yerine getirmeye çalışmanız da en az ebeveyn davranışı kadar olumsuz sonuçlar doğuracaktır. (Meydana gelebilecek durumların “sorumluluğu yerine getirememiş olma” durumuyla kısıtlayamayız )

Yaşanan olaylar karşısında yapıcı sonuçlar almak istiyorsanız sergilemeniz gereken tavır şöyle olmalıdır:

1. Öncelikle “empati” yapabilmek konusunda usta olmanız gerekiyor!

Günlük yaşamda başınıza gelen talihsiz bir olayı bil değerlendirirken yargılama yapmadan önce olaya sebebiyet veren kişiye “belki de niyeti kötü değildi!” cümlesi çerçevesinden bakabiliyor olmanız olayın gidişatını değiştirecektir.
İş, aile, okul ya da aşk yaşamında bile ikili ilişkilerde meydana gelebilecek küçük çatlakların arasını deşmektense “empati” kurarak meydana gelen boşlukları doldurabilmek aslında hiç de zor değildir.


2. Tecrübelerinizden yararlanın

Talihsiz olayların meydana gelme olasılığını daha önceki tecrübelerinizden yola çıkarak bu gün saptama olanağınız var!
Eğer daha önce sözüne sadık olmayan bir arkadaşınıza borç verip daha sonra borcunuzu alamadıysanız, “sözünün eri olmayan insan profilini” az çok çözümlemiş olmanız beklenir. Bu çözümleme size ders olacak ve ilerde aynı zor durumları yaşamanız olasılığını düşürecektir!

Yıkıcı hükümleri doğuranlar çoğunlukla yanlış yerde ve yanlış zamanda sergilediğiniz ebeveyn & çocuk davranışlarıdır. Ancak yapıcı sonuçları genellikle yerinde ve zamanında sergilediğiniz yetişkin davranışı pozisyonunda elde edebilirsiniz.

Jacobs Certificated Bailiffs

Bankadan kredi çekmiş ancak ödeme yapamamışsanız ya da bir senet imzalayıp ödeme tarihlerinizi geciktirdiyseniz prosedürün işleyişi sıradandır. İkametkahınıza gelecek uyarı mektupları, mahkemeye verildiğinize dair belgeler ve sonunda da icra memurları sizi ziyaret edeceklerdir. Ancak krediyi alırken ya da bir senedi imzalarken yükümlülüklerinizi yerine getirmediğiniz takdirde başınıza gelecekleri önceden bilirsiniz. Peki ya bu borçlanma durumu resmi olarak belgelenmediyse ve borçlu sizden ödeme yapmanızı istiyorsa ne yapabilir?

Akıllara ilk gelen zor kullanmadan gidip alacaklının borçludan gerekli miktarı talep etmesi durumudur. Ancak eğer bu mekanizma fayda etmiyorsa yasa dışı yollara başvurmak da yanlış da olsa bir çözüm yoludur. Yasa dışı yollara başvurmadan & zor kullanmadan bu işi sizin için yapan bir kuruluştan bahsetmek istiyorum.

“Debt recovery company” yani borçlarınızı size geri kazandıran şirket olarak bilinen bir kuruluş var. “Jacobs Certificated Bailiffs” olarak bilinen şirket icra memurlarının hafifletilmiş versiyonunu temsil ediyor diyebiliriz.

Jacobs, 1959 ylında “Sorgulama & Dedektiflik Ajansı” olarak Alan Jacobs ve babası tarafından kurulmuştur. 1959 tarihinden sonra Jacobs ailesinin üyeleri bu girişimden etkilenmiş olacak ki “Ajansın” faaliyetlerine ortak olmaya başlamışlar. 1988 yılında Jacobs ailesinin kız evladı Paula Jacobs ve 1989 yılında da Simon Jacobs şirket faaliyerlerinin içerisinde yer almaya başlamış.

Jacobs Certificated Bailiffs olarak bilinen kuruluş sizin borçlarınızı, size borçlu olan isimlerden yasal sınırlar çerçevesinde almayı hedefliyor.