Monthly Archives: June 2012

Eğitim Sistemi & Ekonomik Kriz

“Real change can only be achieved through persistent, consistent implementation year after year, with careful attention to capacity building for improvement.” Anna Diamantopoulou

Euro2012’de bile ekonomik krizin futboldan daha çok konuşulduğu, Almanya – Yunanistan karşılaşmasını karikatürlere taşıyan böylesi bir dönemde, krize sebebiyet verdiği düşünülen Yunanistan ile ilgili “eğitim” temalı bir rapor okudum. #OECD

PASOK vekillerinden biri olan eğitimden sorumlu bakan Anna Diamantopoulou Yunanistan’ın içinde bulunduğu kötü durumdan eğitim sistemini geliştirerek kurtulabileceğini belirtmiş. Konu ilgi çekici gibi görünüyor ancak böylesi bir dönemde eğitim sistemini geliştirmeye önem verilir mi pek emin değilim..

Yunanistan’ın eğitim sistemini irdeleyen raporda baştan sona ilgimi çeken ve bence en önemli nokta olan öğretmen maaşları ve öğretim süresiydi. OECD ülkeleri içerisinde yer alan Yunanistan, eğitim politikaları ve öğretmen maaşlarıyla OECD ülkelerin oldukça gerisinde kalıyor. Bu durumu yaşadığım ülkeyi göz önünde bulundurarak değerlendirmek istiyorum.

Türkiye’de eğitim demek sınav demek. Şimdilerde oldukça küçük yaşlardan itibaren sınavlara giriliyor, çalışma disiplini kazanılmaya çalışılıyor.

Ailelerin büyük bir bölümü çocuklarının iyi bir okulda okumasını isterken bu isteklerini sağlam temellere oturtup eğitim için gerekli harcamaları yapmaktan da çekinmiyor. Türkiye’de üniversite hazırlık sınıfıyla birlikte minimum 5 yıldabitiriliyor.

Zaten üniversiteden önce de 12 yıl boyunca eğitim alınıyor. Öğrenciler çalışkan, öğrenciler yaşam şartlarının farkında, öğrenciler gündemi sıkı takip ediyor. En azından başbakanının kim olduğunu biliyor…
Çoğu Avrupa ülkesinde dahi olarak karşılanabilecek Türkiye’de öğrenim görmüş öğrenciler oldukça düşük masala çalışan öğretmenler tarafından yetiştirilmiyor. Herkes biliyor ki en iyi okullarda okuyan kişiler Devlet okullarından gelmiyorlar. Devlet okullarından gelenler de özel öğretmenlerle kendilerini geliştiriyorlar. Burada söz konusu başarı ailenin ilgisinden, öğrencinin de daha iyiyi istemesinden geliyor.

Şimdi Yunanistan cephesine bakalım. Krize kurban giden Yunanistan’da öğretmen maaşları oldukça düşük olmasına ragmen ders saatleri ve eğitime harcanan seneler de oldukça kısa. Şayet öğretmenseniz size verilen maaşa gore performans göstereceksiniz şüphesiz. Zaten maaş kavramı çalışanın motivasyon düzeyini belirlediği için bu kavramın verimlilik üzerindeki etkisi tartışılmaz gibi görünüyor.

Kriz ülkesinde sınıflardaki kişi sayısı, öğretmen yeterliliği ve eğitim süresi birbirini karşılayamıyor. Ancak benim ilgimi çeken nokta öğretmenlerin maaşları. Çünkü bizim ülkemizde de söz konusu maaş miktarı hiç de iç açıcı seivyelerde seyretmiyor. Aşağıdaki tabloları incelemenizi öneriyorum.

Yunanistan’ın eğitim konusunda girişimlerde bulunması gerektiği gerçeğini destekliyoruz. Ancak krizin sona ermesini beklemek ve bu konuda hiçbir girişimde bulunmamak, ülkeyi dah akötü etkileyecektir şüphesiz. Bu nedenle kriz süresinde eğitim sistemindeki bozuklukları gidermeye çalışmak ardından kriz sona erdiğinde de eğitim sisteminde “reformlar” yapmak verimli sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

İlk Kez : Temamın Dışındayım Bu Sefer

Herkesin bir melodisi vardır bende, herkesin bir şarkısı. Çocukluğumdan beri böyledir bu. Kimselere söylemem bendeki şarkısını, bana çağırıştırdığı melodiyi, bendeki notalarını. İlk izlenim gibi birşeydir bu aslında. Ustayımdır bu konuda açıkcası, tam da yerine oturturum yakışan şarkıyı. Yakın ya da uzak, dost ya da tanıdık, öğretmen ya da sekreter olması benim için önemli değildir melodiler seçerken. Notalarım bir yolunu bulur zihnime o kişinin ismiyle birlikte kazınır. Bazen “Esra nerede?” demek yerine “Ah şu papatya falları, çaresiz yüreğim fala mı kaldı şarkısını söylemeyeli çok oldu, sahi o nerede?” diyesim gelir.

Böylesi ilginç bir özelliği nereden kaptım inanın bilmiyorum ama eğlenceli bazen. Ama bazen de kulaklarımı tıkamama neden olabilecek kadar acı verici oluyor bu yönüm. Sevmiyorsam eğer birini, onu aklımdan tamamen silmek istiyorsam ve zaman geçtikten sonra onun şarkısı çalarsa bulunduğum yerde çılgına dönerim. Orayı hemen terk edesim, hoparlörleri kırasım, mırıldanan kişiye bir tokat atasım gelir. Tahammül edemem.

Sokaklarda yürürken, bizler küçükken, kaldırım taşlarının çizgilerine basmamaya çalışmaca ya da her karenin içine yalnızca bir kez basmaca oynamışızdır. Kimisi kendien göre şekiller çizerek yürürken kimisi bambaşka takıntılar oluşturur kendi kendine. Şarkılarla ilgili benimkinden çok daha ilginç takıntılara sahip olan bir karakterin yer aldığı harika bir roman okumuştum zamanında. Elif Şafak’ın Araf isimli romanıydı bu. Söz konusu kitaptaki karakter eğer Sarıyer’den Bağdat Caddesi’ne gidecekse bu yol kaç dakika sürer sorusunun yanıtını rakamlarla süslemek yerine “ 13 tane Hüdayda” demeyi alışkanlık haline getirmişti. Eğer Hüdayda şarkısını 13 defa ardarda dinlerse kendini Bağdat Caddesi’nde bulacağından emindi; eğer trafik varsa bu rakam 16’ya da çıkabilirdi elbet.

Oyun olsun diye mi böyle alışkanlıklar ediniyoruz yoksa yaradılışımızdan gelen bir hediye midir bu huylar bilinmez. Ama ne yalan söyleyeyim böyle olmak, böyleleriyle olmak, bu gibi kişilerin valrığını bilmek, duymak bana neşeli geliyor.

Gülümsetiyor galiba.

Güvenilir ve Hızlı: Geleceğin Parası

Eğitimin geleceği, doğanın geleceği, şirketlerin geleceği, insanlığın geleceği ve nihayet paranın geleceği. Bir an olsun duraksamadan ilerlemeyi sürdüren teknoloji, günümüz trendlerinde olumlu gelişmelerin yaşanmasına, insanlığın bir adım daha ileriye yönelmesine, geleceği pozitif yönde etkilemeye devam ediyor. Bu süreklilik içerisinde üretimin yanında çoğu zaman tüketim için kullanılan para artık somut halinden arınıp pratik olarak kullanılabilecek bir hale bürünüyor!

Gelecek trendleri konuşulurken genellikle para kavramıyla ilgili ilk akla gelen “icat” çeşitli cihazları ( cep telefonu, saat, müzik çalar ) ilgili alana doğru uzatıp tüketmenin zevkine daha hızlı ve pratik olarak varma düşüncesidir. Ancak meydana gelecek pratik tüketimin aksine para kavramının gelecekte ne gibi durumlarla yüzleşebileceği üzerine fikir yürütmek daha yapıcı gibi görünüyor.

Ekonomi tarihine bakıldığında dolar ve altını ilişkilendiren “Gold exchange standard” olarak bilinen bir uygulama başlatılmıştı. Söz konusu uygulamanın yapıldığı dönemde Viyetnam savaşında yorgun düşen ABD ve müttefik devletler ekonomiye can vermek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunuyorlardı. Aynı dönemlerde ünlü ekonomist John Maynard Keynes tüm dünyada tek bir para birimi olsun diye çeşitli stratejiler geliştirmişti ve hatta bu para birimine “bancor” ismini vermişti. Uygulama açısından pek de mümkün görülmeyen bu girişimi bu günün yaşam koşulları göz önünde bulundurarak değerlendirirsek gelecek için ne gibi çıkarımlarda bulunabiliriz? Hız çağındayız ve her an internet üzerinden bilgi, fikir ve ürün paylaşımını gerçekleştirebiliyoruz. Globalleşme de hız kazanarak, dünyanın en ilkel bölgesinde bile hakimiyetini kurma yolunda ilerliyor. Böyle bir dönemde herhangi bir para biriminin tüm dünyada kullanılabilmesi mümkün olabilir mi? Enflasyon ve rekabet etkenlerini düşünürsek pek gerçekçi bir yargıya vardığımı söyleyemesem de gelecekte böyle bir kavramın piyasada nefes alabileceği olasılığı da globalleşme kavramıyla birleşerek “acaba olabilir mi?” sorusunu da akıllara getiriyor.

Para gelecekte somut olan karakterini yitirecek gibigörünüyor. Yani en başta banka hesabınıza yatırmış olduğunuz bir miktar para, sanal platformlarda, yazılımcıdan tüketiciye, Facebook’ta oyun oynamak için kredi satın alan bir çocuktan, e-ticaret sitelerini kullanan bir firmanın reklam afişlerinin yayımlaması için kullanılabilecek düzeyde hızla tüketilip kullanılabilecek.

Para konusunda gerçekleştirilecek gelişmelerde en büyük pay sahibi şüphesiz bankalar olacak. Bu gün bile T.C. kimlik numaranızı göndermenizin kredi almak için yeterli olduğu düzeyde hız kazanmış olan para akışı, henüz somut olarak elinize geçmeyen para miktarı, borçlarınız ya da sanal ortamlarda .

Bir süper markette alışveriş yaparken aniden yanınıza oldukça kirli kıyafetlerle, savurgan el kol hareketleriyle gezinen bir insan geliyor. Söz konusu kişi paltosunun içerisine markette bulunan bazı ürünleri sıkıştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de dikkat çekmemeye çalışsa da sizin gözünüzden bu şüpheli davranışlar kaçmıyor elbette. Eyvah diyorsunuz, bu bir hırsız! Marketin her yanı kameralarla çevrili olduğu için aslında fazla endişelenmenize gerek olmasa bile yine de tedirgin oluyorsunuz. Şüpheli kişi marketin çıkış kapısına yönelirken paltosunun içerisine sıkıştırmış olduğu ürünleri çekinmeden dışarı çıkarıyor. Kameralar, güvenlik görevlileri ya da yetkili personel içerideki müşterilerden çoğunun “hırsız” olarak nitelendirdiği kişiye müdahale bile etmden görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar.

Özetlemiş olduğum olayın görüntülerine aşağıdaki videodan ulaşmanız mümkün. IBM’in “paranın geleceği” temasına uygun olarak hazırlamış olduğu görüntüler, biz fütüristlere ya da fütürist adaylarına geleceğin çok daha masum suçlara sahne olacağını ve maddi yönden firmaların zarara uğramasının oldukça güçleşeceğini gözler önüne seriyor.

Güvenlik kavramı öncelikle insanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünün, düzeninin bozulmaması için kullanılırken, çoğu zaman da maddi niteliği olan varlıklarımızın korunması için de kullanılıyor.

Bugün evlerden iş yerlerine, depolardan bankalardaki kasalara, yaşamın her alanında inanılmaz bir güvenlik altyapısı kurulmuş halde birbirimizden şüphelenerek varlıklarımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Bu güvensizlik ortamı içerisinde yapıcı çözümler üretmek gelecek kaygısı olan kişilerin en önemli görevleri içerisinde yer almaktadır. Maddiyatın en güçlü simgesi olan “paraya” odaklanırsak, kredi ya da banka kartları içerisinde muhafaza edilebilen “paralar” gelecekte daha az yer kaplayarak ve daha “güvenli” şekilde nasıl saklanabilir? Cep telefonlarımızda mı yoksa dijital saatlerimizin içerisinde mi? Tek bir dokunuşla yapmış olduğumuz alışverişin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Paranın daha güvenilir şekilde piyasada dolaşması aynı zamanda dolaşımın hızlı olmasını da sağlayacaktır.

Dünyaca ünlü fizikçi ve fütürist Michio Kaku’nun Türkiye’ye yapmış olduğu ziyaret esnasında biz fütüristlere aktardığı bilgiler arasında yer alan “dijital, hızlı, güvenilir para” sloganı ve ardından bu sayfada izleyeceğiniz videoya benzer görüntüleri bizlerle paylaşması, geleceğin maddi açıdan da olumlu sonuçlara sahne olacağı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Gelecek Şekillenirken

Okuyacağınız yazım “İstanbul AKTÜEL” dergisi Mayıs ayı sayısında yayımlanmıştır.

Hevesle, istekle ve büyük bir merak duygusuyla satın aldığınız yeni tabletinizle ilgilenirken, gerçekleştirmiş olduğunuz bu teknolojik yatırım anlamsızlaşıyorsa, değerini yitiriyorsa, üzüntü duymanıza neden oluyorsa bu durumun sorumlusu doymak bilmeyen istekleriniz değildir. Kendini sürekli bir adım daha ileriye götüren, innovasyon kavramını ilke edinen şirketlerin, son derece yaratıcı mühendisleri ve tasarımcıları sizin isteklerinizi umursamadan, gereksinimleri, maliyetleri, refahı göz önünde bulundurarak çeşitli aygıtların üretiminde, birçok fikrin geliştirilmesinde listelerin ilk sıralarında yer alabiliyorlar. Sizin doymak bilmeyen isteklerinizin devreye girmesi, geliştirilen aygıtlara yüklediğiniz anlamlara bağlı olarak innovasyon sahnesinin pazarlama stratejilerine replikler oluşturabiliyor. Öyleyse gelecek yıllarda karşılaşacağımız yenilikler, üretilecek cihazlar hangileri olacak ve toplumların hangi kesimine hitap edecek diye düşünürsek çeşitli görüşler ileri sürebiliriz.

Şüphesizdir ki dizüstü bilgisayarlar, tabletler, LCD ekran televizyonlar, kişinin kontrolü olmadan kendi kendini park edebilen araçlar ve daha birçok innovatif oluşum gelecekteki gelişmelerin habercisi oluyorlar. Dünya çapında yazılım alanında önemli bir yer edinmiş olan Microsoft, gelecekte kullanılabilecek, ihtiyaç duyabileceğimiz “Microsoft Surface” programını günümüzde geliştirmiştir ve bu programı gelecek yıllarda daha erişilebilir bir düzeyde bizlere sunmak için hala programı geliştirmek konusunda çaba sarfetmektedir. Microsoft Surface programı ile şu an bize yabancı gelmeyen dokunmatik klavyelerdeki özelliklerin sosyal hayata uygulanması durumu söz konusudur. Bu program ile müşterilerine daha ilgi çekici şekilde ürünlerini tanıtmak isteyen pazarlamacıların, hamile bir kadına karnındaki bebeğin fotoğraflarını yalnızca tek bir kareyle sınırlamadan birçok kareyle gösterebilecek olan doktorların, kimlik tespitini şüphelinin yalnızca ekrana dokunarak oluşturduğu parmak iziyle gerçekleştirebilecek olan polislerin hayatı kolaylaşacak, hata payı minimuma indirilecek ve çağın gerekleri yerine getirilebilecek.

Günümüzde enerji kaynaklarının verimli kullanılması gerektiği gerçeği vurgulanıyor ve hatta vurgulanmakla kalmayıp yaptırımların uygulanmasına bile sebebiyet verebiliyor. Bu durumda da çağa ayak uydurup gelecek nesillere yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını aşılamak ve tükenebilen kaynakların verimliliğinin korunması gerektiği gerçeğinin aşılanması gereken bir dönemden geçiyoruz. Gelişen teknoloji ve değişen dünya her zaman bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak eğilimde olmamalı, bu gelişme çabasını var olan kaynakların verimli kullanımı doğrultusunda da göstermelidir. Küresel ısınmanın sebep olduğu yüksek sıcaklıkların klime kullanımını arttırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında sıkça açıp kapattığımız, dereceylerini düşürüp yükselttiğimiz klima ayarlarına teknoloji desteğinin geleceği gerçeği de önümüzdeki senelerde beklenen yenilikler arasında yer alıyor. Günlük yaşamın telaşıyla açık unuttuğunuz klimanızdan cep telefonunuza gelecek olan tek bir mesajla, boşa harcanan enerjinin yükselen faturasını düşürmeniz yapılacak yeniliklerle hiç de uzak gibi görünmüyor.

Arabaların arka koltuklarına emanet ettiğiniz çocuklarınıza gelecekten güzel haberler var. Hatta bu gibi haberler uçak yolculuklarında da gökyüzünü seyrederken sizin bile seyahatinizi daha keyifli kılabilecek özellikte olabilirler. General Motors tarafından desteklenen araştırmalar ve desteklenen projeler sonucunda, Israil Bezalel Academy of Art and Design öğrencileri sundukları projeyle yolculuklara keyifli dakikalar katacak fikirler üretiyorlar. The Windows of Opportunity (WOO) isimli projede arka koltukta seyahat süresince ebeveyinlerin dikkatini dağıtabilen çocukların, araçların camlarından yol süresinde manzaraya uyumlu olarak hareket edebilen çizgi film kahramanlarının yer alması durumu söz konusu. Araçlarda yer alan mini televizyonların, kulak ve müzik ekipmanlarının varlığının yetersiz kalmdığı zamanlarda, manzarayla uyum içerisinde seyahati renklendirebilecek çizgi film kahramanları şoförün de dikkatini dağıtmayacak şekilde konumlandırılabiliyor.

Bilgi saklamanın lüks haline geldiği günümüzden on yıl ileri gidersek, karşılaşacağımız manzara günümüzden daha karmaşık ve gizlilik kavramının hüküm sürmediği bir yaşamı bizlere gösteriyor olacak. Facebook, Twitter, LinkedIn gibi sosyal paylaşım sitelerinde var olan hesaplar, bireylerin yaşamlarını yitirdikten sonra nasıl bir uygulamayla muhafaza edilecek şimdilik belirsiz. Sosyal medyanın, teknolojik gelişmelerin yeni iş sahaları oluşturduğu bu yıllarda daha çok iş sahası oluşacağı gerçeği de gelecekte meydana gelecek olan gelişmelerden bir tanesi olacak.

Geleceği şekillendirmek mühendislerin, tasarımcıların, girişimcilerin fikirleriyle, üretimiyle gerçekleşiyor gibi görünsede aslında her basamağın üzerinde farklı bir güç var. Bu güç, insanlığın mevcut ürünleri, innovasyonları nasıl kullandığı ve nasıl geliştirdiğiyle ilgilidir. Eğer bu güç basamaklarda ilerlerken nasıl adım atacağını bilemezse, sonuçlar felaket tabloları da gösterebilirler ya da sonsuz güzellikleri de gözler önüne serebilirler.

Geleceğin için: Sürdürülebilirlik

Yenilik peşindeki markalar, piyasadaki artan rekabetle birlikte doğaya duyarlı olup tüketicinin ilgisini çekmeye çalışırken bu tavırlarını sosyal sorumluluk bilinci göstererek değişik boyutlara ulaştırabiliyorlar. Mevcut dönemin trendleri arasına giren “sürdürülebilirlik” kavramı, firmaları “fark yaratmaya” doğru koşaradım sürüklüyor. Sınırlı kaynakları verimli düzeyde kullanmaya çalışan üreticiler, sürdürülebilirlik çalışmaları yaparken tüketicilere de adeta ortaklık teklif ediyorlar. Geleceğini güvence altına almayı hedefleyen bilinçli bireyler doğa dostu ürünleri seçerken Dünya’da bıraktıkları karbon ayak izlerini ise silmek için azami gayret gösteriyorlar. Günümüzde sürdürülebilirik önemi geç algılanmış ancak gelişme göstererek ilerleyen bir kavram. Bu kavram, geleceğini bilinçli bir şekilde tasarlayan ve koruyan kimselerin can simidi olacak projelerin çıkış noktası olacak gibi görünüyor. Öyleyse öncelikle sürdürülebilirliğin basit bir tanımını yaptıktan sonra, gerçek ve tüzel kişilerin gelecek için ne gibi çalışmalar yaptıklarından söz edelim.


SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK NEDİR?

Eğer Dünya insanların yuvası olmaya devam etmeliyse, bu amaca ancak sürdürülebilir bir alt yapı hazırlayarak destek olabiliriz. Dünya’da kalıcı olmak, doğayı her daim kullanabilmek çevresel temizliğe önem verirler, kısıtlı kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasıyla gerçekleşebilir. Yani en kısa açıklamasıyla “ günü kurtarmak yerine yarın için pozitif değerler simgeleyen çalışmalar yapmak” sürdürülebilirlik için atılan bir adımı temsil eder.

NEDEN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK?

Doğayı temel alarak sürdürülebilirlik çalışmalarını değerlendirmek eksik bir yaklaşımı temsil eder. Firmalar çalışanlarının verimliliğini, müşterileriyle iş birliği yapabilmeyi ve en önemlisi geleceği önemsemeyi, gelecek farkındalığını geniş kitlelere aşılamayı göz önünde bulundurmalılar. Eğer bu noktalar doğrultusunda çizilen bir yolun varlığı söz konusuysa, bu durumun etkileri finansal, çevresel, toplumsal ve global düzeylerde başarı elde edilecektir.

KABUL EDİYORUZ, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÖNEMLİ!

Ancak bireysel kabullenmeler genellikle Dünya’yı kurtarmak için pek yeterli olmuyor. Sürdürülebilirlik bir ortaklık işidir. Firmalar geliştirdikleri yaratıcı iş stratejileriyle tüketiciyle ortak çalışmalar yapmak için kolları sıvar. Bu girişimin başarıyla sonuçlanabilmesi için iyi tespitlerin yanında kaliteli çalışmaların varlığı önem teşkil eder. Küresel ısınma ile gelen susuzluk tehdidi ürkütücü senaryolarla gözler önüne seriliyor ancak hala tüketiciler bu senaryolardan etkilenip etkili girişimlerde bulunmuyor. Peki bu umursamazlık kimin eseri? Malesef seçilen strateji “herşey felaket olacak” mesajını verdiği için pek de etkili olamıyor. Türkiye’de bazı firmalar söz konusu olumsuz mesajın doğruluğunu kabul ederken, pozitif yaklaşımlarda bulunarak “daha iyisini yapabiliriz!” sloganını adeta varlık amaçları haline getiriyorlar.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İÇİN NELER YAPILIYOR?

31 Mayıs 2012 tarihinde “Sürdürülebilir Markalar Konferansı”na katılma fırsatı buldum. Söz konusu konferansa damgasını vuran bir marka olan Unilever sürdürülebilirlik çalışmalarıyla ilgili gerçekleştirdiklerini bizlere aktararak “daha iyisini yapabiliriz!” sloganıyla günü sonlandırmamıza vesile oldu.
Öncelikle karbon ayak izi kavramının açıklamasıyla başlayalım.

KARBON AYAK İZİ NEDİR?

Karbon Ayak izi miktarı, karbondioksit cinsinden ölçülen ve insanlar, çoğunlukla firmalar tarafından üretilen sera gazı miktarı açısından çevreye verilen zararın ölçüsüdür.

Küresel ısınmaya neden olan ve yüksek seviyelerde gezinen karbon ayak izi su kaynaklarımızın erkenden tükenmesine yol açabilecek etkili bir yapıya sahiptir. Global bazda karbon ayak izinin yüksek seviyelerde seyretmesine sebep olan ülkeler başta Çin olmak üzere, ABD, Avrupa Birliği, Rusya, Brezilya şeklinde sıralanabilir. Sıralanan ülkelerin ticaret potansiyellerine bakıldığında üretimin ve tüketimin maksimum düzeylerde olduğu sonucuna varabiliriz.

Türkiye açısından durumu değerlendirirsek doğaya zarar veren birçok firma, doğurdukları olumsuz sonuçları azaltabilmek adına iş stratejileri oluşturmaya çalışıyor. Unilever 2008-2009 yılları arasında 7 farbikasında gerçekleşen CO2 salınımının azalmasına vesile olmuştur. 2008 yılında karbon salınımı 85,80 kg/ton iken 2009 yılında bu rakamlar 84,38 kg/ton düzeylerinde seyretmiştir. Söz konusu azalma tüketiciyle üreticinin ortaklaş hareket etmesinin bir eseri olup firmanın çevreye olan duyarlılığını da gözler önüne sermektedir.

Günlük hayatta tüketittiğimiz birçok ürünü ambalajından çıkartıyoruz ve söz konusu ambalajları atık olarak evimizden uğurlarken bu vedanın sonuçlarını hiç de umursamıyoruz. Ambalaj atıkları bitki düşmanı olmakla birlikte toprakta yaşayan birçok canlının da hayatının sonlanmasına neden olabilecek kadar tehlikeli materyaller barındırıyor. Yine bu konuyla ilgili olarak Türkiye’de yapılan bir çalışmaambalaj atıklarının azaltılması yolunda atılan adımların sevindirici haberlerini veriyor.

2009 yılında 411 ton Plastik, 222 ton Alüminyum, 15 ton Çelik-Teneke ve 20 ton Karton-Kağıt atığı Ar-Ge çalışmaları sonucu Unilever girişimiyle azaltıldı.

GELECEĞİNİZ İÇİN HAREKETE GEÇMEK İSTİYORSANIZ İŞE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKLE BAŞLAYIN!

Firmalar sermayelerinin bir bölümüyle Dünya’nın mevcut kaynaklarını kalıcı kılmaya çalışırken biz ne yapabiliriz ki diye düşünmemeliyiz. Günlük yaşantımızda gerçekleştireceğimiz küçük girişimlerle bizler de kaynakların kalıcı olması için firmalarla ortak çalışabiliriz. Bu durumda mobilya düzenimizden, aydınlatmamıza, temizlik alışkanlıklarımızdan, ısınmaya birçok alanda yapacağımız radikal eylemler geleceği verimli kılabilir.

Enerji tasarrufu sağlayan ampuller hem çevre için hem de göz sağlığımız için hayatımızda yer almalılar. Değiştireceğiniz ampuller %80 oranında tasarruf sağlarken hem kendiniz için hem de Dünya için bir adım atmış olacaksınız!

Oturma odaları, çalışma alanları genellikle kişinin zevkine ve motivasyon şekline gore düzenlenirken artık bu etkenlerin yanına bir de aydınlatma kavramını eklemelisiniz. Gün ışığından maksimum düzeyde faydalanmak için yeniden tasarlayacağınız yaşam alanlarınız, geleceğin verimli yaşam alanlarının habercisi olabilir!

Elde yıkanan bulaşık ve çamaşırlar kişiyi bedenen yıpratırken, su kaynaklarının da adeta kökünü kurutabiliyor. Böylesi olumsuzluklardan kaçınmak için sürdürülebilirlik adına atacağınız adımlar kurtarıcınız olabilir! Tam olarak doluyken çalıştırılan çamaşır ve bulaşık makineleri hem zamandan tasarruf etmenizi, hem bedenen daha zinde olmanızı hem de kaynakların akıllıca kullanılmasına yardımcı olacaktır.

Olası bir elektrik kesintisinde açık konumda olan elektronik cihazlar siz evde yokken dahi yeniden elektrik bağlantısına kavuştuklarında zarar görebilirler. Bu nedenle kullanılmayan her elektronik alet mutlaka kapalı durumda bırakılmalıdır. Gerçekleştireceğiniz bu eylem hem ekonomik açıdan bütçenize olumlu bir etki yapacak hem de sürdürülebilirlik adına atılan öenmli bir adım olacaktır.

Çeşitli firmaların sürdürülebilirlik adına gerçekleştirdiği eylemlerin rekabet halinde olması dah akaliteli girişimlerin daha faydalı sürdürülebilirlik çalışmalarının ortaya çıkmasına vesile olacaktır. Tüketiciler olarak bu rekabette ortaklarımıza destek vermeil, geleceğimiz için birşeyler yapmaya başlamalıyız.

Bu yazıya Türkiye Fütüristler Derneği’ne bağlı bulunan Genç Fütüristlerin web sayfasından da ulaşabilirsiniz.

Reklamlar: Tipp-ex

Her alanda yenilik!

Tüketicinin ilgisini çekebilmek!

Süreklilik, sürdürülebilirlik!

Bu üç cümle her üreticinin varoluş amacı, ulaşmaya çalıştığı hedef ve bir başarı hikayesi konusu! Her geçen gün piyasaya birbirine benzer ürünler farklı markalar ve etiketlerle sürülüyor. Söz konusu ürünler arasında seçim yapmak tüketicinin fiyat filtresini çalıştırmasına neden oluyor. Düşük fiyata sahip ürünler rekabette galip gelirken, diğerlerinden pek de farkı olmayan markalar ( eğer marka değerleri yoksa ) yalnızca raflarda yer kaplıyorlar.

Basit bir ürün düşünelim.

Örneğin tükenmez kalemle yazı yzaraken yaptığınız hatayı düzeltmek için kullanmanız gereken bir sıvıyı ele alalım. Kırtasiyeye gittiğinizde söz konusu ihtiyacınızı karşılamak için en düşük fiyata sahip olan sıvıdan satın alıp işinizi halletmeye çalışabilirsiniz. Ancak markalar bu alanda devreye girerek “beni seç!” diye haykırıyorlar.

Tipp-ex kırtasiye piyasasında fark yaratıyor ve oldukça ilgi çekici bir reklamla tüketicilere ulaşıyor. Bence fark yaratmak, yenilikçi olmak ve pazarlama konusunda diğerlerinden üstün olmak bu reklamla tanımlanabiliyor.

Eurozone Crisis

European Union is an economic and political union or confederation of 27 members which are located in Europe. EU is an also monetary union but as currency based not 27 members are joint the union. A monetary union, the eurozone, using a single currency comprises 17 members. Austria, Belgium, Cyprus, Estonia, Finland, France, Germany, Greece, Ireland, Italy, Luxembourg, Malta, Netherlands, Portugal, Slovakia, Spain are the members of eurozone.

During 2010-2012 period, Eurozone crisis stated in worldwide news and it’s effect on global economies. Global economies effected from Eurozone crisis because eurozone countries export many goods and services around the world and during the recession period, importers face difficulties about those goods and services which are provided from eurozone countries. Eurozone crisis erupt with Greece, which create reactions worldwide. After Greece, Spain, Italy and Ireland faced with crisis but it never effect these two countries’ economy like Greece. This crisis is about sovereign debts and it’s really hurts economies like Greece, Italy, Spain, Iceland which are not powerful as Germany, England and France. But what happended during a globalization period to Greece and other countries, which faced with great recession in their economies’? The European Sovereign debt crisis has resulted because of the many factors and I will state them with my opinions.

The European sovereign debt crisis has resulted from a combination of complex factors like followings:

1) Easy credit conditions during the 2002-2008 period that encouraged high-risk lending.
2) International trade imbalances exist.
3) Real-estate bubbles that have since “burst”!
4) Slow economic growth in 2008 and later
5) Fiscal policy ( G, T ) choices related to government revenues and expenses.
6) Approaches used by nations to bailout trouble banking industries and private sectors

The causes of the crisis begins with the great increase in savings available for investment during 2000-2007 period when the global pool of fixed income securities increased from $36 trillion in 2000 to $70 trillion by 2007. With savings people do not consume and keep economy alive. High interest rates cause saving which hurt eurozone economy. As I stated in 3rd factor of european sovereign debt crisis, real-estate bubbles that have burst, I will give an example about that. For instance, Ireland’s banks lent the money to property developers, generating a massive property bubble.

When the bubble burst, Ireland’s government and taxpayers assumed private debts. In Greece, the government increased it’s commitments to public workers in the form of huge generous pay and pension benefits. Iceland’s banking system grew and creating debts to global investors. In European Union, single country’s manner effect the others like contagion effect. There the contagion is not like the sickness but it’s like “financial contagion”. In my opinion as a union, it’s not have to be political or monetary union, every single manner that members of that union create will effect the others and at the beginning of the making being union decision, members or union makers consider this factor. Yes, in EU there is “financial contagion” exist. For instance, in October 2011 Italian borrowers owed French banks $366 billion. Should Italy be unable to finance itself but the French banking system and economky could make pressure which effect France’s creditors and so on. The “financial contagion” is not remain limited in European Union. As I stated at the beginning of my essay, many European countries export goods & services.

With respect to foreign trade and globalization, this financial contagion effect importers ( from EU ). France export goods and get $578,400 million, Italy earn $522,000 million, Belgium earn $332,000 million and Greece earn $26,640 million. But these “millions” fly away with crisis and importers also effected from EU crisis.

Eurozone leaders have agreed to a strong set of rules that will limit their governments “structural” borrowing to only 0,5% of their economies’ output each year. It will also limit their total borrowing to 3%. In 1997, they agreed the same 3% borrowing limit, when the euro was being set up. But, Italy was the worst offender about limiting it’s borrowing by 3%. It regularly broke the 3% annual borrowing limit. But actually Germany was the first big country to break the 3% rule. It’S really interesting that Germany break the rule as a big country because initially Germany present 3% borrowing limit rule but it break it fastly. About 3% limit, the table below shows us countries contribution of this “crime”.

Europe’S economic geography also effect the Eurozone crisis. Averape GDP per capita is not same even approximately around the European Union. Countries monetary policies and as Eurozone show themselves like “great economies” but the reality is not same as they stated in papers or economic reports. Europe highly centralised in terms of economic activity. For instance Western Germany, Benelux, N.E. France and S.England has high GDP but there is also “peripheries” exist. They have high poverty, high youth unemployment and we cannot expect from them huge developments in term of economic activity. An I firmly believe that Eurozone monetary policies are not fixed for periphery regions and this manner obviously cause crisis. Income distribution even more uneven at regional level. In 2002 GDP per capita in Luxembourg was 207% of EU average and in Bulgaria 29% of EU average. With these variables it’s obvious that economic, specifically GDP balance is not exist between EU countries and strong economies like Germany, France and England are damaged from poor economies like Greece, Slovakia, Ireland etc.

As I stated in complex factors of the European sovereign debt crisis, international tarde balance is the cause of crisis. Financial Times journalist Martin Wolf have stated that the root of the crisis was growing trade balances and I really agree with him. From 1999 to 2007, Germany had a considerably better public debt and fiscal ( Government and tax factor ) deficit relative to GDP than the most affected Eurozone memebers. In some period, these countries ( like Portugal, Ireland, Italy and Spain ) had negative balance of payments positions. Trade imbalance, loss of confidence, monetary policy inflexibility and rising government debt levels are the main causes of Euro-zone crisis but the basic factor is “trade imbalances”. From following table I can determine current account imbalances in EU. As we can see Germany and Netherlands have great current account imbalances in terms of EU countries.

To sum up whole variables that I stated during the paper, the worst effected country from crisis in Eurozone is Greece. It has €0.4 trillion foreign debt ( Italy: €2.8 billion, Portugal: €7.5 billion, France: €41.4 billion, U.S.: €6.2 billion, U.K.: €9.4 billion, Germany: €15.9 billion ). An economist, Zderek Kudina states that “European union only takes action after the facts. They only address a situation when it has already become a problem”. In my opinion Mr. Zderek Kudina absolutely right because a few year ago we even don’t know anything about Greece economy’s weaknesses. Europe’s finance ministers on 9 May 2010 to approve a rescue package which is worth €750 billion aimed at ensuring financial stability across Europe by creating the European Financial Stability Facility ( FSF ). European countries nowadays make agreements or create bailouts for rescuing Eurozone but it’s too late for creating packages for weak economies. The most important point for Europe’s recovery package has to focus on “trade imbalances” and balance of payments situation in term of whole European union countries. 17 members of EU using Euro (€) currency but they don’t know anything about eachothers spendings but nowadays EU policy makers states that Greece and other critical economies ,which can collapse, have to report their transactions every three months to other members. It’s obvious that if there is 17 different fiscal policies exist, financial crisis will erupt. In my opinion for saving Eurozone countries from crisis, these 17 countries have to create a fiscal policy which can reflect the whole economic situation to eachother. Germany, England and France can understand the economic situation from those variables which are tated in new fiscal policy of weak economies. And the most interesting point is Germany’s manner. Germany as leading country, they want to limit their governments “structural” borrowing to just 0.5% of their economies’ output a year and they take a limit for 3% total borrowing but they disobey the rule. As storng economy,Germany and France cannot help other EU countries as a leader because they have high level of total debt ( stated in the graph below ).

I have an assumption about recovering Eurozone from crisis. With respect to simple GDP formula,

Y= C + G + I + (X – M) if Greece increase it’s government spending, GDP will also increases. In United States, during 1929 economic crisis for rescuing U.S. from recession govenrment increased it’S spending for instance with building new bridge. In my opinion Greece and other bad economies’ govenrments can make expenditures to make better off their economies.

As concequences fixing trade imbalance problem, creating new fiscal policy which reflect whole situation in eurozone countries and making fiscal policy choices related to government revenues and expenses are important factors for recovering Eurozone from crisis.