Monthly Archives: August 2012

Omuzlarındakiler

Dingin denizlerde seyir halinde olan gemilerin kaptanları rahattır. Hava açık, rota belli, dümen kontrol altında.. Yapılması gereken tek şey dümeni kontrol altında tutmak. Mürettebat kontrol edilebilir ve belki bir süreliğine de olsa dümen bir başkasına kısa süreliğine teslim dahi edilebilir. Rahatlığı veren dingin denizdir, gidilecek yer tek bir hedeftedir. Fırtınalarla boğuşan bir kaptana ise her yönden darbeler gelir. Dalgalar, rüzgar.. Dümeni kontrol altında tutayım derken, güverte dalgalardan nasibini alabilir. Güverteye zarar gelmesin derken, mürettebat görevlerini yerine getirmiyor olabilir. Kontrol altında olmayan birçok etken sizi zor durumda bırakabilir.

Dingin denizde rahat, dalgalı denizde panik halinde bir kaptan.. Oldukça basit bu iki örnek, günlük hayatta sizi zorluklara sürükleyen, “neden yapamıyorum hala” demenize neden olan yegane sebebin ve belki sebepler silsilesinin sıradan halini temsil etmekte. “Yapamıyorum” dediğiniz zaman durupp bir düşünün, bir koltukta kaç karpuz taşımaya çalışıyorsunuz? Kapasitenizi aşan olaylarla neden başetmeye çalışıyorsunuz? Böyle durumlarla karşılaştığımda ünlü aktör Al Pacino’nun yer aldığı “Kadın Kokusu” isimli filmdeki bir replik aklıma geliyor.. “Araba senin yüzünden ağır çekiyor evlat. Çünkü Dünya’nınn yükünü omuzlarında taşıyorsun”. Bu cümle oldukça başarılı bir lise öğrencisine söylenmişti filmde..

Hedef bul, odaklan! Bu cümle aslında sihirli.. Gerçekten. Zamanınızın büyük bir bölümünü harcamanız gereksede bu cümleyi yanıtlamaya bakın. Çünkü hedef belirlemek için zaman harcamadığınız anlarda “su testisi su yolunda kırılır” mantığıyla hareket ederseniz belki yüzlerce günü yalnızca “nedir benim hedefim” diye düşünmediğiniz bir iki gün yüzünden çöpe atmış olabilirsiniz.

Ünlü deneme ustası Michel De Montaigne’nin bir sözüyle bitiriyorum: Ne çılgınlık ne de aptallık üretirler bu çalkantı içinde. Hiçbir sağlam amaca sahip olmayan ruh, yönünü yitirir; zira, denildiği gibi, her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır.

İste-İnan-Çalış: Başar !

Ses getirmek için, dikkat çekmek için ya da daha mutlu olmak için bir adım ilerlemeniz gerektiğini düşündüğünüzde ne yapıyorsunuz? Aklınızdan ne gibi düşünceler geçiyor? Genellikle itici bir güç “yapabilirim!” derken, istikrar mekanizmanız “sürdürülebilir olmayacak, boşuna çaba gösterme” der.

Sosyal medyada tanıdığınız yada hiç tanışık olmadığınız kimseler gün boyu “olmak istedikleri” ancak “olmaya cesaret edemedikleri” ya da “olmaları kendilerine pek de yakışmayacak” karakterlere bürünürler. Kimisi kendini entellektüel göstermeye çalışırken, kimisi olmak istediği kişiyi taklit eder Ben bu tip insanları başarma kapasitesi olan ancak sürdürülebilir politikalar geliştiremeyecek kişiler olarak görüyorum.

Amaçlar önce istekle, sonra inançla ve ardından “en önemlisi” çalışmayla ürünlere dönüşürler. Ancak istek, inanç ve çalışma bir süreç olup süreklilik göstermediği takdirdeörneğin sosyal medyada, kullanıcıların internet sayfalarını süsleyen cümlelere, fotoğraflara, haberlere dönüşüverirler (hayali ürünlere).

Amaca ulaşmak konusunda inancın gücüne büyük önem veren yazar Claude Bristol “İnanmanın sihri” isimli kitabında, tecrübelerinden yola çıkarak okuyucuya adeta “sende yapabilirsin, yeterki inan!” mesajını veriyor.

Birinci Dünya Savaşı sırasında yazar, zorlu bir dönemden gecerken yaşadığı bir tecrübeyi okuyucuya şöyle aktarıyor:

“When Bristol was a soldier in World War One, there was a period in which he had no pay and couldn’t even afford cigarettes. He made up his mind that when he got back to civilian life “he would have a lot of money”. In his mind this was a decision, not a wish.”

Bristol’un seçimi savaş süresince yaşadığı zor anların ardından çok para kazanmak oldu. Bu bir seçimdi, asla bir istek olmakla sınırlı kalmadı. Claude Bristol’un istikrarlı tavırları, disiplinli çalışma temposu ve en önemlisi seçimine inanması şu an bizim onun hayat tecrübesinden haberdar olmamızı sağlıyor. Kim bilir belki istikrarlı olmak, yoğun çalışmak şu an bilgisayar başında olan size ya da benim hikayemi bir başkasının okumasıyla ödüllendirilebilir.

Eğer istemek konusunda başarılı, inanmak konusunda vasat ve çalışmak konusunda oldukça başarısızsanız, başınızdan Birinci Dünya Savaşında asker olmak gibi felaket geçmediyse yani itici bir gücün eksikliğini yaşıyorsanız o halde ünlü bilim adamlarının, yazarların birkaç sözünü zihninize kazıyıni bir kağıta yazın cüzdanınıza, cep telefonunuza, bilgisayarlarınızın bir köşesine iliştirin.

Benim ilham kaynağım dahi bilim insanı Albert Einstein..

Yazımı onun birkaç sözüyle sonlandırmak istiyorum.

Dehanın 10’da 1’i yetenek 10’da 9’u da çalışmaktır.

Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır.

Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum.

Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.

Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim.

Eğer ne yaptığımızı biliyor olsaydık, buna araştırma denmezdi öyle değilmi?

3. Dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşında taş ve sopalar olacağını biliyorum.

Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.

Neden beni hiç kimse anlamıyor, ama herkes beni seviyor?

Dünyanın Kainat’taki biricik meskûn yer olduğunu farz etmek bile düpedüz cehalettir. Yetkili kişileri – uçan daireler yoktur – iddiasına sürükleyen tabii bir korku veya beşeri bir kibir ve azamettir…

Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.

(İSTEK-İNANÇ-ÇALIŞMA)XSÜRDÜRÜLEBİLİRLİK=MUTLULUK veya OLMAK İSTEDİĞİNİZ İNSAN

Uyuşturucu ve Ülkeler

Piyasalarda sürekli alım-satım eylemlerinin gerçekleşmesi ekonominin canlı tutulmasının en basit yoludur denilebilir. Satışı, üretimi gerçekleştirilen ürünler “yasal” nitelikte olup tüketicinin kolay ulaşabileceği bir konumda ise ürün hakkında fazla irdeleme yapmaz, tüketmenin keyfini çıkarmaya çalışırız.

Ancak kimi ürünler vardır ki devlet kontrolü altında sayılı kuruluşlara, az sayıda gönderilerek tüketimi kontrol altına alınır. Söz konusu ürünlerin ekonomiye katkısı ya da ekonomide oynadığı rol ekonomistler tarafından “esneklik” kavramı ile ölçülerek ayrı bir konu niteliğinde bir kenara kaldırılır.

Peki, devlet kontrolünde kısıtlı sayıda, belirli kurumlara ulaştırılan, üretimi kontrol altında tutulan ürünler hangileridir? Akla gelen ilk ürün uyuşturucu maddeler olurken bunlar sigaranın içerisinde bulunan nikotini, kahvenin içerisinde bulunan kafeini kapsayacak kadar yaygın ürünleri içerebilirler.

Dünyaca ünlü haftalık ekonomi dergisi “The Economist”, internet sayfası üzerinden gerçekleştirdiği oylamada ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaştırılması/yasallaştırılmaması konusunda okuyucularının fikrini alıyor. (Oy vermek için tıklayın)

Daha önce sigara kullanımıyla ilgili istatistikleri yayımlayan “The Economist”, Türkiye başta olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkedeki sigara tüketiminin oldukça yüksek olduğunu saptamıştı.

Orta Doğu ülkelerinde tüketimin yüksek düzeylerde olması, zor şartlar altında yaşayan insanların sigarayı çözüm-çıkış yolu olarak görüyor olabileceğini akıllara getiriyor. Ancak şu an uyuşturucu maddelerle ilgili yapılan oylamada (Türkiye’den katılım henüz gerçekleşmemiş olsa da) Norveç, Almanya, Polonya gibi ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaşması gerektiğini yansıtan oylar vermiş.

Öncelikle uyuşturucu neden kullanılır diye düşünelim. Eğitim seviyesinin düşük olduğu, refah seviyesinin pek de parlak olmadığı ülkelerde uyuşturucu kullanımı zaten yasal verilerin dışında kalarak artıyor. Ancak uyuşturucunun yaygın olarak kullanıldığı refah seviyesi yüksek ülkelerde (Hollanda) eğitim seviyesinin hiç de düşünüldüğü kadar olumsuz düzeylerde seyretmediği görülüyor.

Ortada ekonomi politikaları mı var, psikolojik etkenler mi yoksa sağlık ile ilgili endişeler mi henüz bilemiyorum.En başarılı korku, gerilim romanlarının en “huzurlu” ülkelerden çıktığı (Norveç) bu günlerde uyuşturucu-sigara kullanımı ile ilgili akıl yürütmeler yapan köşe yazılarını okumak gerekiyor.Her ne kadar ülkemizde böyle konular gündemi meşgul etmediği zamanlarda konuşulmuyor olsa da okumak gerek..

A Manager In Unilever

To become successful in different market structures, a manager has to determine completely different strategies. As we learned in university about monopoly, oligopoly, perfect competition, monopolistic competition I will choose a company who is in monopolistic competition. This type of market is enjoyable than others because in many departments (financial, sales, human resources etc.) have to be aware of rivalry in the market and differentiate company’s products all the time. Being innovative is the basic success point in the monopolistic competition. I will specify my position with a famous company and I’ll try to explain concepts.

Unilever is the company where I really desire to work. Unilever is a British–Dutch multinational consumer goods company. Its products include foods, beverages, cleaning agents and personal care products. If I become Unilever’s manager, before making pricing decisions, I have to consider Nestle and P&G who are my strong rivals. Measuring the concentration of the industry we can look the following chart.

Industry C4 (%) HHI
Breweries 91 NA
Electronic computers 81 2662
Jewelry 22 195
Luggage 34 580
Motor vehicles 81 2324
Soap and detergent 63 2308
Soft drinks 52 896
Ready-mix concrete 11 63

Unilever basically sells soap, shampoo, detergent. As we can see from chart this industry’s market concentration is %63. It is close to 1 so it means that except Unilever there is a few huge firms producing soap & detergent. As a manager I have to consider rivalry and encourage the production of highly differentiated products.

Four-firm concentration index is based on market shares of four largest firms but HHI is based on all firms market index. As stated in the chart, HHI of soap and detergent industry is 2308. It’s the highly concentrated one among industries. Unilever is labor-intensive company so human resource department has importance at this point. But as a manager, I have to promote workers with a desirable wage level.

May be I can give high amount of money if every single worker work an additional hour (As I learned this strategy in chapter four called the theory of individual behavior). In concentrated industries firms coordinate between each other to raise prices, or to agree to not invest in new products, technology or quality improvements – hence they may behave like an oligopoly. Demand & market conditions for Unilever represent most important factors because it’s rivals are really powerful to differentiate products. As a manager I can determine market conditions, such as is there any substitute goods or not and I can understand if I increase prices what will happened demand, with Rothschild index.

Assume that own rpice elasticity of market demand for soap, shampoo and detergent industry is -1.0 and own price elasticity of demand for Unilever’s products is -3.8. With calculating Rothschild index it’s 0.25. What does it mean? I will understand when I see the value of 0.25 that, there are many close substitute products exist in the market and I have to differentiate them more than others swiftly. Unilever’s manager, me, who make pricing decisions have to aware of market conditions and substitute goods to do not decrease it revenues. If there are many close substitutes, this means that Rothschild index is close to zero, as a manager I do not have to increase prices because consumers may switch to other products instead of my company’s products. This will really hurt profits.

Potential for entry in an industry is the basic factor for determining power of rivals. There are barriers like capital requirements, patents, economies of scale and so on. These barriers stopped entry to the market and competition will become stronger with a few firms.

Products Foods, beverages, cleaning agents and personal care products

Revenue €46.467 billion (2011)
Operating income
€6.901 billion (2011)
Net income
€4.623 billion (2011)
Employees 171,000 (2012)

Mark-up factor has huge effect (positively) on firms’ profits. A manager has to maximize company’s revenue with increasing mark-ups. For determining pricing behavior and considering the power of mark-up factor I will give an example. Assume that Unilever’s foods such as Ben & Jerry’s, Knorr, Becel/Flora, lerner index is 0.26 and it’s mark-up factor is 1.35.

These values represent Unilever collects low level of mark up (profit) from foods’. In my opinion Nestle has great power in food industry and that’s a problem for Unilever because Unilever is strong in cleaning tools. Unilever’s operating income was €6,901 billion, net income was €4,623 billion and it’s revenue was €46,467 billion. It earns much but there are many internal expenditures that minimize it’s income.

Unilever can increase types of products which it has least power like as I stated foods. In this way may net income increase. In five or ten years natural resources become weaklier because environmental pollution and Unilever has huge impact on it because of detergents, soaps and other cleaning stuff which include high level of chemicals and plastics. Consumers are aware of nature has important place in their life expectancy.

They will choose products which are nature friendly. Now Unilever has a sustainability policy’s which make consumers happy. Recycling and damage nature less than others are the powerful fields of Unilever. Researches states that consumers are choosing products which do not damage the nature, their health and future generations. As a manager I can merge with nature friendly organizations such as GREENPEACE, TEMA. In this way consumers will be aware of that Unilever is different than other because it protect nature and their prosperity.

References:

• Unilever.com
• P&g.com
• Managerial Economics and Business Strategy, Michael R.Baye, 6/e