Monthly Archives: November 2013

Yatırımcı: yerli mi yabancı mı?

Geçtiğimiz günlerde Borsa İstanbul’dan bir yetkilinin “kimler kazanıyor kimler kaybediyor?” başlıklı 75 dakikalık seminerini dinledim. Bu seminerde bize aktarılan araştırma davranışsal finansın bariz yansımasının, ustalıkla yapılan analizini resmediyordu.

Yerli yatırımcılar yabancı yatırımcılara göre ne kadar da sabırsızmış bu seminerde anladım. Şöyle ki bugün yerli bir yatırımcının 100 liraya satın aldığı hisse senedini, ertesi gün satması, yüksek devir hızıyla birlikte düşük getiri yada yatırımcıyı zarara sürükleyen bir davranışı doğuruyor. Bu duruma Türkiye’de o kadar sık rastlanıyormuş ki piyasadaki yatırımcılar %70 oranında kayba uğruyorlarmış. Yabancı yatırımcılar ise yüklü miktarda parayla piyasaya girip, hisse senelerini satın alıp yaklaşık olarak 58,2 hafta bekliyorlarmış.

Yerli yatırımcının yaptığı hatalar :

Az parayla birkaç hisse senedi satın almak

Hisse senetlerini hemen satıp getiri sağlamadan zarar etmek

İçeriden bilgi aldım bu hisse senedi çok değerlenecek/değer kaybedecek gibi efsanevi söylentilere inanarak hareket etmek

Yabancı yatırımcının piyasada yaptığı doğru hamleler:

Yüklü miktarda parayla piyasaya girmek

Çok sayıda hisse senedi satın almak (buradaki sayı hem hisse senedi
çeşitliliğini hem de miktarını simgeliyor. Tavsiye edilen miktar 15 hisse senediyle bir portföy oluşturmak)

Hisse senetlerini satmak için acele etmemek, BEKLEMEK

İçeriden bilgi alınma durumunun sadece kendilerine özgü olmadığını bilerek hareket etmek yabancı yatırımcının genel özellikleri arasında yer alıyor.

Yatırım yapmaya başlamadan önce, yatırım yapmanın inceliklerini kavramak gerekiyor

Hedeflerinle Başbaşa Mısın?

Yaşam koyduğunuz hedeflere ulaşabilme ümidinizi koruduğunuz kadar anlamlı oluyor bazen.

Sevgiden yada huzurdan elinizi, eteğinizi çekmiş olduğunuz dönemlerde, amaçlarınız uğruna döktüğünüz terdir sizi ellerinizden tutup göklere çıkaran. Yani eylemlerinize olan inancınız ve “yapabilirim!” diye haykırma cesaretiniz kasıp kavurur bulunduğunuz coğrafyayı ve elbette azminizdir sizi parlak bir yıldız yapacak olan.

Ancak yalnızca başarabilmek midir sizi mutlu kılan yoksa hedefinize giderken yaşadıklarınız mı başarı serüveninize değer katan? Bence hikayenizi yazarken ellerinizi kirlettiğiniz kadar paha biçilir işinize yada vazgeçtikleriniz kadardır sevgisiz ve huzursuz geçen sürenin kıymeti. Yapayalnız olduğunuzu hissettiğiniz ve hayatınızın dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz dönemleri hayal edin. Ne kadar da yalnız ve bencil, ne kadar da hırslı ve istikrarlı olduğunuzu düşleyin. Böyle dönemlerde çıkar insanın karşısına “keşke şimdi şöyle bir fırsata sahip olabilseydim” cümlesini destekleyen mucizevi tesadüfler. Aslında mucizedir içinizdeki azmin ve isteğin çekim gücü sizi sürprizlere, tesadüflere iten.

Alman edebiyatçı ve politikacı Johann Wolfgang von Goethe, insanın istek ve arzuları doğrultusunda harekete geçmesine eşlik eden olaylar zincirini şu cümlelerle açıklamış.

“Kişi kendini adayana kadar geri çekilme olasılığını içeren kararsızlık hüküm sürer. Bu her zaman verimsizliğe yol açar, girişimciliği ve yaratıcılığı olumsuz yönde etkiler. Temel bir gerçek vardır ki, bunun yadsınması sayısız düşünceyi ve harika planı öldürür; kişi kendini bir amaca adadığında, evren onunla işbirliği yapar. Başka her türlü asla oluşmayacak güçler ortaya çıkarak kişiye yardım eder. Kişinin verdiği karar sonucunda kendini destekleyen bir olaylar zinciri gerçekleşir; aklının ucundan bile geçmeyen her türlü beklenmedik olay ve yardımla karşılaşır. Düşleyeceğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz. Yüreklilik, içinde zekayı, gücü ve büyüyü barındırır. Hemen başlayın!”

Sizi heyecanlandıran hayallerinize ve hedeflerinize ulaşmaya çalıştığınızda yalnız olduğunuzu asla düşünmeyin. Çünkü karşınıza çıkan her fırsat ne bir tesadüf ne de bir şans unsuru. Bu fırsatlar sizin hedefe yada hayallere bağlanmanızın sonucunda gelişen bir oluşumdur.