«

»

Apr 05

Çocuk, Ebeveyn, Yetişkin

Psikoloji alanında okuyorsanız “ego-süper ego,id” üçlüsünün hakim olduğu davranışlarınızın sonuçlarını yorumlamanız mümkündür. Ancak ben bu denli teknik terimlerden bahsetmek yerine geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde katılmış olduğum “Hayatının direksiyonuna geç!” isimli etkinlikten yola çıkarak söz konusu üçlünün dah abasit boyutlarla irdelenmesi konusuna değineceğim. Koç Holding sponsorluğunda Kemal İslamoğlu isimli konuşmacının gerçekleştirmiş olduğu etkinlikte hepimizin aşina olduğu dönemlerden yola çıkarak hayatımızın “direksiyonuna” geçmeye çalıştık!

Çocuk-Yetişkin ve Ebeveyn üçlüsünün başını çektiği direksiyon mekanizmasında hangi yöne gidiyoruz? Arzu ettiğimiz yön mü şu an gidiyor olduğumuz yoksa başkalarının komutlarına uyarak mı haritamızı çiziyoruz?

Eğer eleştirmekten hoşlanıyorsanız ve gün boyu karşınızdakini dinlemeden, kendi değer yargılarınıza göre kişileri eleştiriyorsanız o zaman “ebeveyn” psikolojisinin esiri olma yolunda hızla ilerliyorsunuz demektir. Ama belki de durumları alaya alıyorsunuzdur ve ne olacak ki zaten oyun gibi bir yapıya sahip değil mi hayat diyorsunuzdur. O zaman yaramaz bir haberin sinyallerini duyma vaktiniz gelmiş demektir: Müjde! Çocuk psikolojisinin etkisi altına girmiş bulunuyorsunuz.

Eğer hayatın her alanında;içsel yolculuğunuzda, eğitim hayatınızda, ikili ilişkilerinizde, iş yaşamınızda başarıya ve huzura ulaşmak istiyorsanız ne çok “çocuk” ne de çok “ebeveyn” psikolojisinde yaşamanız gerekmiyor. Bildiğiniz üzere yetişkinlik, çocuklukla ebeveyn psikolojisinin harmanlanmış halini temsil etmektedir. Olaylar karşısında segileyeceğiniz tavır, geçmiş tecrübelerinize ya da olacakları önceden kestirebilme yeteneğinize göre şekillenir. Tam da bu noktada olgun bir tavırla “ben yetişkinim” demenizde hiçbir sakınca yoktur.

Sizi fazla yıpratmayacak, aynı zamanda sosyal yaşamınızı da olumlu yönde etkileyecek davranış methodlarını sergileyebilmeyi alışkanlık haline getirmeniz gerekiyor. Öncelikle klasik bir ebeveyn tavrı olan “ben sana söylemiştim, eğer beni dinlemiş olsaydın böyle olmazdı, sen zaten hep aynı şeyi yapıyorsun” gibi cümleleri sarfetmeniz empati kurmakla ilgisi dahi olmayıp yapıcı sonuçların doğmasına sebebiyet veremeyecek düzeyde yanlış cümleler silsilesidir.

Eğer sürekli eleştiri yapıyorsanız ve yapmış olduğunuz eleştirileri “eğer ben onun yerinde olsaydım ne yapardım?”sorusundan uzak akıl yürütmelerle gerçekleşiyorsanız yanlış yoldasınız demektir.
Size verilmiş olan sorumluluğu bir çocuk edasıyla yerine getirmeye çalışmanız da en az ebeveyn davranışı kadar olumsuz sonuçlar doğuracaktır. (Meydana gelebilecek durumların “sorumluluğu yerine getirememiş olma” durumuyla kısıtlayamayız )

Yaşanan olaylar karşısında yapıcı sonuçlar almak istiyorsanız sergilemeniz gereken tavır şöyle olmalıdır:

1. Öncelikle “empati” yapabilmek konusunda usta olmanız gerekiyor!

Günlük yaşamda başınıza gelen talihsiz bir olayı bil değerlendirirken yargılama yapmadan önce olaya sebebiyet veren kişiye “belki de niyeti kötü değildi!” cümlesi çerçevesinden bakabiliyor olmanız olayın gidişatını değiştirecektir.
İş, aile, okul ya da aşk yaşamında bile ikili ilişkilerde meydana gelebilecek küçük çatlakların arasını deşmektense “empati” kurarak meydana gelen boşlukları doldurabilmek aslında hiç de zor değildir.


2. Tecrübelerinizden yararlanın

Talihsiz olayların meydana gelme olasılığını daha önceki tecrübelerinizden yola çıkarak bu gün saptama olanağınız var!
Eğer daha önce sözüne sadık olmayan bir arkadaşınıza borç verip daha sonra borcunuzu alamadıysanız, “sözünün eri olmayan insan profilini” az çok çözümlemiş olmanız beklenir. Bu çözümleme size ders olacak ve ilerde aynı zor durumları yaşamanız olasılığını düşürecektir!

Yıkıcı hükümleri doğuranlar çoğunlukla yanlış yerde ve yanlış zamanda sergilediğiniz ebeveyn & çocuk davranışlarıdır. Ancak yapıcı sonuçları genellikle yerinde ve zamanında sergilediğiniz yetişkin davranışı pozisyonunda elde edebilirsiniz.