Zor Zamanlarda İktisat IV: Avrupa, Kasvetli Bir Ekonomi

Bu yazımda 2010 yılında ekonomi bölümü öğrencisi olarak lisans öğrenimine başladığım Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı “Zor Zamanlarda İktisat” sempozyumundan söz edeceğim. Bu yıl IV.sü düzenlenen bu etkinlikte manşet olarak “Avrupa, Kasvetli Bir Ekonomi” cümlesi seçildi. Etkinlik programı çerçevesinde Avrupa’nın, Kapitalizmin ve iktisadın krizi, Türkiye ekonomisi,küresel krizlerden görünümler, toplumsal cinsiyetin krizden etkilenme oranları ve son olarak neo-keynesyen, marksist, liberal görüşlerle krizlerin yorumlanması bu sempozyumda konuşulan konu başlıklarını oluşturuyordu.

Üniversite bünyesinde de dersler veren Prof.Dr. John Weeks’in global ekonomi ve finans konularına değinerek başladığı konuşması, bana oturumun oldukça ilgi çekici olacağının sinyallerini veriyordu. Kapitalist sistemde finansal serbestleşmenin desteklenmesi konusunda yaygın olarak bilinen bir üretim sürecine değinen John Weeks, finansal alanda liberalleşmeyi şu şekilde katılımcılara açıklamaya çalıştı:

M  C  M : Karl Marx’ın kullanmış olduğu bu süreç zincirinin anlamı tüketim unsurunu satın almak için yapılan ödemenin, daha sonra o unsuru satarak daha yüksek miktarlarda kazanç elde edilmesini sağlıyordu. Süreç sonunda kişinin eline çokca para geçiyor ama düşük miktarda üretim yapılıyordu. Bu durum bütçe açığını tetiklerken, özel sektörün yatırımlarını zedeleyecektir. 2008 yılında ABD’de yaşanan mortgage krizi ile Avrupa’da yaşanan krizin karşılaştırmasını yapan profesörün katılımcılara aktardığı bilgiler ise şöyle:

“ABD’de meydana gelen krizin sebebi fonksiyonları çarpık ve adaletsiz finansal sistemdi. AB’de meydana gelen krizin sebebi ise parasal dengesizlikler değil, dış ticaret dengesizliklere dayanıyordu.”

Almanya’nın ticaret dengesi %0’a yakınken ülkenin ticaret fazlası diğer ülkelerin ticaret açığından çok daha fazlaydı. Bu durumun nedeni ise oldukça açıktı; Almanya’nın AB ülkelerine olan ihracatı artarken, Yunanistan gibi ülkelerin de Almanya’dan ithal ettiği bu ürünler bütçelerinde açığa sebep oluyordu. Yani birliğin içinde ticari açıdan bir kısır döngü söz konusuydu. Bölgedeki krize çözüm üretmek için görüşlerini sunan bir diğer konuşmacı Doç. Dr. Gökçer Özgür ilginç noktalara vurgu yaptı. Bilindiği gibi Euro sisteminin yapısal sorunları vardı. Bu sorunların en başında, maliye politikalarındaki farklılık geliyordu.

Euro bölgesinin ortak bir merkez bankası varken, euro kullanan ülkelerin sayısı kadar çeşitli olan maliye politikaları vardı. Bu durumda istikrarsız kararlar alınması sonucu piyasalarda dengesizlikler ortaya çıkıyordu. Ortak merkez bankasının varlığı sonucu ortak bir enflasyon hedeflemesi söz konusuyken , merkezi olmayan bir denetleme süreci vardı. İkinci sorun olarak bölgenin kurtarma planının, yani bir “B planının” yoksunluğu da şu anki krizin ciddi boyutlara taşınmasında bir etkendi. Bölgede artan borç yükü, Minskiyen bir istikrarsızlığa yol açabiliyordu.

Daha birçok sorunun sıralandığı konuşmanın, yapıcı kısmına gelince. Ne yapılmalıydı da bu krizden çıkılmalıydı?

1. Kemer sıkma politikaları uygulanabilirdi ( Blanchard, GSYH’de %47lik düşüş )  Avrupa’nın güneyinde yaşanacak bu sert bir düşüş kuzeydekileri olumsuz yönde etkileyebilir

2. Euro’dan çıkış ( Target & Bundesbank ) ( Almanya ve kuzey ülkeleri için bu durum oldukça kötü sonuçlar doğuracaktıt)

3. Mali ve finansal alanlarda birlik oluşturmak ( Eurobank )

4. Deflasyon & enflasyon ( Bütçe açığı veren ülkelerde kötü sonuçlar doğurabilir ve zaten para birimi tek olduğu için bütün AB ülkeleri bu durumdan pozitif yönlü olarak geri dönüş alamayabilir )

Sempozyum süresinde ileri sürülen görüşler arasında zıtlıklar da yer alıyordu. Örneğin John Weeks’e göre ortak bir maliye politikası oluşturmak bağımsızlığa aykırıydı. Ancak Gökçer Özgür’e göre ortak bir maliye politikası olmadan krizden çıkış pek de mümkün değildi.

Marksist kriz teorilerinin yer verildiği bölüm ise ayrıca ilgimi çekmişti. Çünkü son yıllarda dünyada yaşanan Arap Baharı, %99’luk kısımı oluşturduklarını iddia eden bir kesimin Wall Street’e karşı ayaklanması, Euro bölgesinin ekonomik problemlerle boğuşması Marksist yaklaşım ile Keynesyen teorilerle geliştirilen sistemin iyileştirilip iyileştirilemeyeceği sorusunu akıllara getiriyordu. 1857-1858 yılları arasında yaşanan kriz sonucunda Marx’ın kapitalist sistemin sonunun geldiğini düşünmesi onun yanıldığını gösterse de belki de bugün sistemin çatlakları o günlerden bu yana derinleşerek kendi kendini öğütecek.

Prof. Dr. Ahmet Tonak’ın “Marx ve kapitalizm krizleri” konulu konuşmasında ilgimi çeken bir iki cümleyi aktarmak istiyorum. Kapitalist sistemde finansal sektörün bugün önemli bir yer tuttuğu şu yüzyılda, aslında bu sistemin üretken olmayan emek gücüyle üretim yaptığı iddiası oldukça ilginç. Marx’a ve Marksistlere göre üretken olan emek gücünün aldığı maddi değerler, üretken olmayan emek gücünün elde ettiği maddi değerlerden oldukça düşük oranlarda seyrediyor. Bu durumun sistemin en zayıf yanı olduğu ve aslında finansal sektörün üretken olmayan bir sektörü temsil ettiği ve oluşan krizlerin “suçlusu” olarak bu kesimin gösterilmesinin yanlış bir çıkarım olmayacağı iddia edilmektedir.

Sempozyum süresince Kadir Has Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Resul Aydemir’in bankacılık sektöründe ticari birlik oluşturulması ile ilgili araştırmasının sunumunu, Doç. Dr. Ali Akkemik’in Çin ve Japonya ile ilgili büyüme ve kriz yorumlamalarını, sempozyum sorumlusu Doç. Dr. Özgür Orhangazi’nin ABD ekonomisinin krizi ve finansallaşması ile ilgili sunumunu dinledik. Zor zamanlarda iktisat başlıklı bu sempozyumdan fazlaca bilgi edinen bir öğrenci olarak bu etkinliğe katılım gösteremeyenlerin bir sonraki ZZİ’lere katılmasını tavsiye ediyorum.