Kadınlar ve Evlilik Üstüne..

Sosyal meydanın hayatımızda kaplamış olduğu yer sebebiyle, başta günlük yaşantımız olmak üzere, en mahrem anlarımız, en özel duygularımız gözler önüne serilir oldu, hem de kendi rızamız ile. Süregelen bu olayların içerisinde de belki de yaş grubum kaynaklı olacak şekilde en çok maruz kaldığım tema son zamanlarda “evlilik” oldu. Şubat 2019’da 27 yıllık yaşamımın en güzel hediyesi ile evlilik dünyasına adım atma şansını yakaladım. Nikah törenim ile düğün seremonim arasında yaklaşık 5 ay vardı. Tahmin edeceğiniz gibi giyineceğim gelinlikten tutun da, düğünün yapılacağı yere kadar birçok detay bu süre zarfında şekillendi. Ben şanslıydım, etrafımda bu seremoni ve “evlilik durumu” için beni boğan, sıkan unsurlar yoktu. Açıkcası “evlilik durumunu” önemseyen biri de değilim bu sebeple unsurları görmemiş bile olabilirim. Ama bu süre zarfında inanılmaz düşünceleri kavrayıp, hiç aklıma gelmeyen detayların varlığından haberdar oldum. Sosyolog değilim hatta eğitimim bu bilimi besleyecek herhangi bir altyapı da sunmuyor ama yapmış olduğum bir saptamadan söz etmek istiyorum..

Bir hayatın amacı, insanın kendini yeterli hissetmesi için oldukça önemli. “Kendini gerçekleştirebilmek” sözü ise hayat amacını belirleyebilmiş kişinin bitiş çizgisi.. 

27 yıllık hayat serüvenimde “kendimi gerçekleştirebilmiş” olma durumunu, başarılı bir iş yaşamı, istikrarlı ve etik temellere dayanan insan ilişkileri kurmaya çalışarak oluşturmaya çalıştım. Bu çalışmalarım ve tüm çabam “başarı” çerçevesinde “etik temellere” dayalı adil bir yolculuk ile gerçekleşmeliydi. Çevreme hep bu ideolojiyi benimsemiş insanları aldım yada sadece bu tipteki insanları görecek şekilde algılarımı kontrol ettim. Sonrasında ise insanlara başka bir pencereden bakmaya başladığım bir döneme girdim. 

Aslında bu yazıyı Orta Doğu’da yaşayan, avrupalı olmaya çalışan kadınların davranışlarında gördüğüm bir süreç özelinde şekillendirip, düşüncelerimi paylaşmak niyetim. Çünkü dünyaya tüm bakış açımı değiştiren bir süreçten geçtim, geçiyorum.. Hem de hemcinslerim sebebiyle.

Konu kadınların başarı algısı aslında. Bizler yaşamaya çalıştığımız coğrafyada, ataerkil topluma ayak uyduran ancak bunu sosyal mecralarda anlık ve hatta saniyelik olarak maskelemeye çalışan kadınlara dönüşmüşüz.   

Öncelikle belirtmek isterim ki kadın hakları ve kadınların yaşadığı ayrımcılığa sonuna kadar karşı olan ve tüm hemcinslerimi bu konuda sonuna kadar savunacak bir ideolojiye sahibim. Bu yazımda yer alan hiçbir ifade bu düşüncemi çürütemeyecek niteliktedir.

Ben bu çılgın evlilik telaşının içerisinde gördüklerime inanamadım.. Klişe cümlelerin arkasında yatan bu üzücü var olma çabasını destekleyen durumları da olayı kavramazdan önce şaşkınlıkla gözlemledim. Uzun lafın kısası, sadede geleyim.

Çoğunlukla “kadınların” ayrımcılık yada baskı temelli olacak şekilde, toplum içerisinde yer edinme, kendini kanıtlama, saygı görme gibi Maslow Hiyerarşisi’nin temel unsurlarını elde edememe gibi problemleri olmakta. Bu problemleri de genel anlamda, bir başkasını dayanak alarak çözme ihtiyacı doğmakta. Bu durumun özellikle Orta Doğu coğrafyasında ne kadar bariz bir şekilde gözlemlenebildiği beni oldukça şaşırttı.

Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla genellikle bu coğrafyadaki kadınlar, evlilik serüvenini hayatta elde edebildiği tek “başarı” olarak algılayıp, bu başarısını olabildiğince görkemli bir şekilde “kitlelere” duyurma çabasına girmekte. Hiçbir erkek görmedim, evlilik sürecinde bu durumu aylarca duyuran. Ve hiçbir kadın da görmedim, birçok alanda başarı elde edip, bu süre zarfında evlilik durumunu hayatına dahil edip bunu duyuran..

Bazen kadınlar, bu süreci öyle bir duruma çeviriyor ki, evlenilecek taraf belki de yıllarca altında ezileceği, strese gireceği, yorgun hissedeceği külfetlerin (maddi yada manevi olabilir) altına girmek zorunda kalıyor.

Kadın hayatında elde edebileceği tek başarı olarak gördüğü evliliği, erkeğin gölgesine sığınarak duyurup, “kutluyor”.

Kadınların daha çok çocuk doğurması, daha fazla ev hanımlığı yapması ve erkek egemen toplumda daha da fazla “evin reisi” damgasına maruz bırakılan erkeğe hizmet etmesi bu evlilik sürecinin sonraki hediyelerine dönüşüyor. Hatta “kadın” belki de daha sonra yapmak “zorunda” kalacağını düşündüğü bu sürece istinaden evlilik sürecini ve düğün gününü gelecekte yaşayacaklarının bir mükafatı olarak taçlandırmaya çalışıyor.

Biz, insanlar, kadın yada erkek fark etmeksizin, bu dünyada bir süre yaşayıp, birşeyler paylaşıp, sonrasında belki hatırlanıp belki de hatırlanmayıp, gideceğiz. Hayatımızın aşkı ile paylaşacağımız, yaşamımızın bu diliminde “ben” olarak ortaya çıkmak yerine, “biz” olarak bu eşsiz süreci paylaşıp, kutlamalıyız. Çünkü “başarı” kriteri olarak bu tarz – eş sponsorluğunda diyorum ben 🙂 – dönemleri baz alır isek, ortaya sadece bencil bir meyve çıkarıp “çocuk” ile yetinip, doğal bir durumun neticesini başarı olarak nitelendirerek kendimizi oyalar, bir değer üretmemiş oluruz. Ancak “başarı” Marie Curie, Jocelyn Bell Burnell, Feryal Özel, Biykem Bozkurt gibi kadınların yarattığı değerlere erişip, onlar gibi olabilmek.