Keşkelerin “Atalet”i

Değişime direnmek elde değildir ki hiç. Hani çok yaşlı insanlar olur, günleri sabit akışındadır. Senin boş bir anında, aklına o yaşlı varlık geldiğinde eminsindir o esnada ne yaptığından. Kafasında neler kurduğundan.

Sıradanlaşmak huzur verir kimisine ama bazılarına da huzursuzluk verir işte. Gençsen huzursuz olmalısın, için içini yemeli ne yapmalıyım diye. Bir kaç ev ya da bir kaç sokak ötede hatta ve hatta kilometrelerce uzaklıktaki yaşlı teyzenden farkın olmalı o an. Şüphe etmeliler seni düşünenler o an ne yaptığından.

Senin adına bahisler yapabilmelidirler. Eğlenceli yaşamalı genç insan biraz.
Çok küçük yaşlarda yasaklarla yaşamayı öğrenen insan, ister istemez garip huylara sahip olur. İlla ki şüphe edersin onun şu an ne yaptığından. Emin olursun ki tahminin yanlış çıkacaktır. Herkes yasaklarla büyümüştür bu kaçınılmaz bir doğru.

O zaman herkes garip huylara sahip değil midir? Madem ki öyle nasıl farkın olacak ki diğerlerinden?

Hareketliliğin bu kez herkesin değişken olmasından ötürü monotonlaşmayacak mı? Her gence aynı öğüdü verirler genelde.

“Değiş, çalış, çabala, bir hedefin, değişime bir katkın olsun” derler ya hep. İstemez miydi “genç beyin” değişmeyi, ne kadar misafir olacağını bilmediği Dünya’ya bir katkı sağlamayı. Ataletmiş bunları yapmayı isteyip, bir türlü yapamamanın adı. Mümin Sekman’ın kitabıydı “Kişisel Ataleti Yenmek”.

Durduruyor bir şey, gizli bir güç “genç beyin”i. Yaşamadım mı ki bunu hiç? Yaşadım elbet, başarısızlıklarıma en büyük neden olarak görerek ataletimi. Seni çıldırtır yapabileceklerini kestirebilmek ama bir türlü yapmazsın çünkü üşenirsin belki de korkarsın.

Durdurur içindeki canavar seni, sende ya uyursun ya da kendini teknolojiye kaptırırsın. Bu kez hiç düşünmezsin ki, uzaklarda bir yerlerde yaşayan yaşlı teyzenin monotonluğundan daha durgundur hayatın.

Bir şeyleri değiştirmek varken işin ucunda, bunu yapmamak için direnenlerin eseridir parlak olamayan bir gündem. “Hayattan olumlu bir gelişme bekleyebilmek için denklemi dengelemek, karşılığında bir şeyler vermek gerekir.” diyor Elif Şafak “Araf” adlı kitabında.

Vazgeçmek zevkelerinden ve bir adım öteye gidebilmek için kendini hırpalamaktır fark yaratabilmek.

İnsan neden üşenir ki? Anlayamıyorum bazen ben de bunu. Bir işe sıkı sıkıya sarılırsan sonucunun seni nereye taşıyacağını bilirsin ama bunu yapmazsın. Daha sonra da yapmadığın şeyleri eğer gerçekleştirebilseydin aslında nerelerde olabileceğini insanlara anlatır aciz durumunu gülünçlüğe dönüştürürsün.

Okumak, izlemek, eleştirmek ve değerlendirebilmektir monoton yaşamı değiştirmek.
Evet var pişmanlıklarım ve keşkelerim.

Bilir misiniz “keşke” ne zavallı bir kelimedir. Tecrübesizlik kokar, korkuları ya da mecburiyetleri barındırır keşkeler. Keşkelerdir insanı atalete sürükleyen. Yoksa bedenin içindeki hangi organ seni öldürmediği sürece bir şeyi yapmaktan alıkoyabilir ki?
Yalnızlığın, kendine yetememenin, çekilen sıkınıtların nedeni, amaçlardan kısa zamanda vazgeçmektir. Aşkla sarılmamaktır hayallere. Tabi ki tüm bunları yazmak kolaydır yapabilmekten!

(9 Ocak 2011//Radikal Genç’teki yazım için lütfen buraya tıklayın