Steve Jobs: Çocukluk Yılları

“Evrende iz bırakanların” evrenle buluşma süreçleri de bir o kadar ilgi çekici olmalı. Sıradan bir bireyin yaşam tarzına aykırı yaşamalı, zorluklarla karşılaşmalı

ve bu zorluklar karşısında güçlü durmalı, durumları benimsemek yerine, çabalayarak durumlara yeni bir boyut kazandırmalı. Bunu yapmış ve gerçekten de

“evrende bir iz bırakıp” gitmiş olan bir dahiden söz edebiliriz. Şüphesiz söz konusu özellikler akıllara Apple’ın CEOsu olan Steve Jobs’u getiriyor. Dahinin

hayatını şekillendiren de her insanoğlunda olduğu gibi çocukluk döneminde yaşadığı tecrübeler ve çoğunluktan biraz daha farklı çalışan beyniydi.

Jobs hayata doğar doğmaz farklı yollardan ilerleyerek ve yollara herkesten farklı izler bırakarak başladı. Joanna Schieble Simpson ve Abdulfattah John

Jandali , Jobs’un öz anne ve babalarıydı. Genç yaşta evlenmemeye karar veren çift doğacak olan çocuklarını evlatlık olarak başka birine vermeye karar

verdiler. Ancak genç çiftin şartları vardı; bebeklerini alacak olan kişi ya da kişilerin üniversite mezunu olmaları gerekiyordu ve oğullarını da büyüttüklerinde

üniversiteye yollamaları gerektiği şartını koymuşlardı. Bebek, değil üniversite mezunu, henüz lise mezunu bile olmayan bir çifte verildi. Artık Steve’in üvey

anne ve babası Paul ve Clara Jobs olmuştu.

İnsanların yetiştirilme tarzı, onların geleceğini şekillendirir. Söz konusu kişi Steve Jobs olunca, şüphesiz durumlar genellemelere uyarak gelişmedi. Steve

Jobs yetiştirilirken yalnızca kendi geleceğini değil, bütün insanlığın geleceğini şekillendirdi ve hatta değiştirdi. Paul Jobs bir zanaatkardı. Dolapları, çitleri

oluşturur, onarırdı; mekanikle ve araba tamiriyle de uğraşırdı. Elektroniğe de ilgi duyan baba, üvey oğluna da kendi ilgi alanlarını aşılamaya çalışmıştı. Paul

Jobs oğluna elektroniğin temellerini gösteriyordu ve bu durum da Steve’in oldukça ilgisini çekiyordu. Hatta babasının zanaatkar kimliği ve özenli davranışları

bu gün kullanılan Apple marka aygıtların donanımına ilham kaynağı olmuştu. Çitlerde ya da dolaplardan genellikle gözle görülen kısımlar emek verilerek

tasarlanır, boyanır, tamir edilir ve hatta özel malzemeler dış yüzeye uygulanarak ürünün eşsiz bir görüntüye sahip olması hedeflenir. Paul Jobs da bu adımları

izliyordu ancak oğlunu da etkileyen ve diğerlerinden farklı olarak attığı bir adımı daha vardı onun. Dolapların ya da çitlerin görünmeyen kısımlarına da özenle

ilgi gösteriyordu ve gözle görülen bir bölgeymiş gibi, görünmeyen kısımlarla da itinayla ilgileniyordu. Tam da bu noktada babasından fazlaca etkilenen Steve

Jobs, bu gün Apple marka ürünlerin çiplerinin yalnızca tamirciler tarafından görülecek olmasını umursamadan, onları estetik bir görünüm kazandıracak şekilde

tasarlamıştı. Ayrıntılara dikkat ediyordu ve bölgelerin görünürlüğünü ayırt etmeden onları tasarlıyordu.

Bizlere anlatılan korkunç üvey anne ve gaddar üvey baba figürlerinin aksine Paul ve Clara Jobs oğullarının her istediğini yapmaya çalışıyorlardı. Bunu

yapıyor olmalarına neden olan tek unsur onun evlatlık olması değildi. Steve Jobs çok zekiydi ve ailesi de bunun farkındaydı. Henüz çok küçük yaşlardayken

babasından öğrendiği elektronik aletlerin minik özelliklerinin peşinden koşmaktan zevk alıyordu ve bu amaçla mühendis olan komşusunun evine gidiyor,

oradaki karbon mikrofon ve hoparlör bağlantılarını inceliyordu. Bir gün aklına bu bağlantıyla ilgili olarak babasının söylediği bir ayrıntı gelmişti. Paul Jobs’tan

duyduğu bu ayrıntıyı kullanmadan sesini hoparlörden duyurunca da durumu Paul’a açıklamıştı ve onun da yanılıyor olabileceğini kavramıştı. Jobs farklıydı ve

onu yakından tanıyanlar da bunu anlamaya başlıyorlardı. Yani Jobs yalnızca bir zamanlar terk edildiğini bilerek değil, aynı zamanda özel olduğunu hissederek

büyümeye devam ediyordu.

Clara Jobs, üvey oğluna okuma ve yazmayı henüz o okula başlamadan öğretmişti. Bu nedenle de Steve okula başladığı yıllarda oldukça sıkıntılı

dönemler geçirmişti. Yaşıtları okumayı, yazmayı bilmiyordu ancak kendisinin bunlarla uğraşmaya ihtiyacı yoktu. Bu nedenle de insanların hoşuna gitmeyen,

hiç de komik olmayan şakalar yaparak zamanını geçirmeye çalışıyor, bunun sonucunda da okuldaki öğretmen ve öğrencilerin başına bela oluyordu. Ailesi

öğretmenlerinin şikayetlerini gereksiz buluyor ve çocuğun ilgisini çekemedikleri için aslında okulun suçlu olduğunu vurguluyorlardı sürekli. Herkesin okul

yıllarında zihninde yer eden bir öğretmen bulunur. Bu kişi genellikle öğrenciye ilham kaynağı olmuştur ya da kişinin hayatını değiştirecek adımlar atmasına

yardım etmiştir. Steve Jobs’un da daha sonra “hayatının azizelerinden biri” olarak anımsayacağı “Teddy” isimli bir öğretmeni olmuştu. Bayan Teddy Steve’in

ilgisini derslere çekmeye çalışıyordu ve bunun da nasıl yapılacağını gayet iyi biliyordu. Teddy ona rüşvet teklif ediyordu! Steve eğer ödevlerini düzenli olarak

yaparsa ve onları kendisine teslim ederse ödüllendirilecekti. Belli bir süre rüşvet alarak sorumluluklarını yerine getiren Steve sonunda “öğrenmek ve

öğretmeninini memnun etmek” düşüncesiyle işleri rayına oturtarak rüşvetsiz bir öğrenim hayatına merhaba demişti. Daha sonraları Steve’in sınıf

arkadaşlarıyla aynı seviyede olmadığını kabullenen okul yönetimi, onun dördüncü sınıf değil lise ikinci sınıf düzeyinde olduğuna karar vermişti. Paul Jobs lise

iki seviyesini abartılı bularak oğlunun altıncı sınıftan devam etmesine onay verdi.

Öğrenim hayatını sorgulayan Steve Jobs “neden bu gereksiz şeyleri ezberliyorum?” gibi soruları bir kenara bıraktıktan sonra dini, Tanrı’yı sorgulama

aşamasına geçmeye kara vermişti. Bir gün gazete haberlerinde gördüğü bir fotoğraf, her Pazar gittiği kilisedeki papaza önemli bir soru sormasına yol açmıştı.

Gazetede açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğun resmi yer alıyordu. Steve de Pazar günü papaza “Tanrı bunları görmüyor mu? Neden bunun olmasına izin

veriyor?” diye sorular sorarak inanç konusunda da kendine özgü bir yol çizmişti.

Okul yıllarında Steve Jobs oldukça değişik insalarla tanışmıştı. Kimisi sıradan insanları temsil eden tiplerdi kimisi ise suçun, kavganın peşinden giden

aykırı insanlardı. LSD, Marihuanna gibi uyuşturuc maddeleri arkadaşları aracılığıyla kullanmaya başlayan Steve bu alışkanlığını uzun yıllar devam ettirecekti.

Entelektüel bilgi birikimini de tanıştığı değişik kesimleri temsil eden insanlar sayesinde sürekli zenginleştiriyordu. Tamamen elektronikle ilgilenen Steve Jobs

yavaş yavaş müzik zevki edinmeye, edebi eserler okumaya başladı. Başına buyruk ve azimli karakterleri yansıtan kitaplarla ilgilenmeye başlayan Jobs, Kral

Lear’a bayılıyordu ayrıca Platon ve Shakespeare’in de eserlerini okumaya zaman ayırıyordu.

Ortalama ve sıradan bir insanın yaşam şartlarıyla hayata başlamayan Steve Jobs, küçük yaştan itibaren sorgulamaya, merak etmeye, araştırmaya ve

kimse ona yapamazsın demeden bazı girişimlerde bulunarak başına buyruk tavırlarla birşeyler yapmaya çalışıyordu. Çevre koşullarının kişinin eğitimi,

karakteri, inançları üzerindeki yoğun etkisi Steve’in de yaşamında kendini gösteriyordu. Belki Paul ve Clara çifti onun özel olduğunu kabul etmeselerdi Steve

Jobs bu gün teknolojiye, endüstrilere yön veren değişimlerin temelini atabilecek kiş olmayacaktı. Onun seçimleri, tercihleri ve tutkuları vardı. Sıradan

olmamak için elinden geleni bilinçsizce yapıyordu ve tavırları onun geleceğini pozitif yönde şekillendiriyorken bizlerin de teknoloji temelli yol haritamızı

çiziyordu.