İnovasyona Global Bakış: Doğu Asya ve Avrupa

İnovasyon, yani yeni methot yada alet geliştirme, ülke ekonomilerinin kalkınmasında artık en büyük etkenlerin başında geliyor. Geçtiğimiz günlerde bir eğitim sırasında, Almanya ve Amerika’nın inovasyon alanındaki performansını tartışıyorduk. Amerika’da silikon vadisinden de ötede, neredeyse her hanenin altında bir laboratuar yatıyor. Almanya’da da parlak zihinler araştırma peşinde, kaliteli üretime odaklanmış durumda. Burada söz konusu iki ülkenin ayrıştığı nokta ise, birinin laboratuarlarından çıkan başarılı sonuçları hemen toplumun yararına kullanması iken, diğerinde ortaya çıkarılan yeni fikrin uygulanabilirliğinin keşfine odaklanmak öncelik teşkil ediyor.  

İnovasyon için binbir renk!!

Bloomberg’in inovasyon indeksi ile ilgili çalışmasında Almanya’nın istikrarlı ve kaliteli üretim anlayışının diğer Avrupa ülkelerinde de  hakim olduğunu gördüm. Örneğin 1789 Fransız İhtilali’nden bu zamana dek, reformarıyla ünlü, Fransa’da araştırmacılar, ülkenin en prestijli okullarında çalışmalarını yapıyorlar. Ancak bu çalışmalar bir türlü toplumsal refahı yükseltecek şekilde değerlendirilemiyor. Yani bu durum sanırım şöyle de yorumlanabilir: teoride çalışan fikirler, pratikte uygulanmıyor yada kullanılamıyor.

Üniversitede bitirme projemi Japonya’nın ileri teknoloji ürünleri üstüne yazmıştım. Söz konusu çalışmamda da Doğu Asya ülkelerinden Güney Kore’nin inovasyon alanında Dünya devleri arasında ilk 5’te olduğunu görmüştüm. Örneğin Samsung’u ele alalım. Sanırım Güney Kore için bir gurur kaynağı olmaya yetip de artacak bir marka söyleyin deseler, sokaktaki insan kesinlikle “Samsung” derdi. Çünkü Samsung araştırma temelli bir firma olmayı seçmişti. Aslında Güney Kore’deki firmaların, inovasyon anlayışı “araştırmaya daha çok yatırım yapma” kültürüne dayalı. Bloomberg’in arastırmasında da değinildiği üzere, Samsung her geçen yıl AR-GE’ye daha fazla bütçe ayırıyor.

Güney Kore’yi Avrupa ülkelerinden ayıran diğer etkenler de şöyle:

  • Patent başvurularında Güney Kore Dünya 1.si
  • Yüksek Lisans yapan genç nüfusta Güney Kore Dünya 2.si
  • Yüksek teknolojiye dayalı ürünler geliştirmekte Güney Kore Dünya 4.sü
  • AR-GE çalışmalarında Güney Kore Dünya 1.si

Okuma önerisi http://facesofanotherworld.com/services/

Avrupa ülkeleriyle Doğu Asya’yı karşılaştırmamın sebebi, globalleşen bir ortamda ülkelerin artık kendi saflarını belirtleyerek sabitlemiş olmalarına vurgu yapmaktı. Merka ettiğim, cevap aradığım soru ise Doğu Asya ülkelerinin inovasyon konusunda doyum noktasına ulaşmaları durumunda, Avrupa ülkelerinde üretimin, inovasyon temelli ürünlere kaydırılıp kaydırılamayacağıydı.

Aynı insanlar gibi, ülkeler de genlerinde barındırdıkları yatkınlıklara göre ekonomilerini şekillendirmeyi seçiyorlar. Almanya gibi üretim odaklı (mesela otomobil) ülkeler var olanın daha iyisini, ve en kalitelisini yapmaya odaklanarak, istikrarlı bir ekonomik serüven geçirmeyi hedefliyor. Doğu Asya ülkeleri ise inovasyona odaklanarak, keşfetmenin heyecanını yaşamayı seçiyor.

Not: İnovasyon indeksinin hangi kriterler baz alınarak hazırlandığı ile ilgili bu yazıyı da okumanızı öneriyorum.

Denge Sisteminin Dengesizleri

İzlediğim acımasızlık kokan haberlerin çoğuna üzülürüm ama ne yalan söyleyeyim bir süre sonra içimde ufak bir sızı kalsa da, habere karşı uyuşuklaşırım. Bu defa öyle olmadı, demek ki, acımasızlığı yaşamış kadar olmuşum.

20 yaşındaki bir hemcinsimin dövülüp, yakılarak katledilmesine uyuşuklaşamıyor algılarım. Her yerde, herkesten lanetler, beddualar işitiyorum o insan görünümlü şeytan için. Ünlüler, grafi siteleri, haber siteleri, şirketler, bakkallar, marketler tepki kusuyor da, yine de bir sonraki gün hemcinsim olmayan biri şiddete kurban olup gidiyor.  Burada beni acıtan, kadına şiddet değil sadece; İNSANA ŞİDDET! İnsanlığa uygulanan şiddet!

Özgecan Aslan haberlerine tepkiler “Müslüman olan bunu yapar mı?”, “evli adam bunu yapar mı be!”, “minibüs şöforü bunu yapar mı arkadaş?” seviyelerine gelince, bende sormak istedim “insan olan bunu yapar mı?!” diye..

Kadın, dini – ırkı –  dili –  kültürü ne olursa olsun tapılması gereken bir varlık. Neden mi? Çünkü çocuk yetiştiriyor, bir evin inşasında “yuvayı yapan dişi kuş” yakıştırmasını taşıyor üstünde. Erkek, dini – ırkı –dili – kültürü ne olursa olsun tapılması gereken bir varlık. Neden mi? Çünkü çocuk yetiştiriyor, bizim toplumumuzun algılarında, koskocaman bir ailenin sorumluluğunu üstüne yakıştırıyor.

Kadın ile erkeğin ortak noktaları kesişince, insan olmanın gereklilikleri bu muhteşem ikiliyi eşsiz bir çift de yapabiliyor, yada bu iğrenç cinayetteki gibi bir korku filmi de ortaya çıkartabiliyor. O vahşi yaratığa kusacak kin, sarfedilecek kötü söz, okunacak beddua bulamıyorum! Ben sadece bu konuyu başka bir açıdan değerlendirmek istiyorum.

Kadın- Erkek DengesiKadın ile erkek arasında bir denge var. Bu dengenin inşası, her iki cinsin de dengesiz olduğu yaşlarda başlar. Bu dengesizleri, ölçüp tartacak biçip, düzeltecek bir dengeci yıllarca emek vermek zorunda kalacak. Bu denge sistemine: eğitim, dengeciye ise: öğretmen  ama en önemlisi bu denge sistemini kurana da: devlet deniyor. Denge sistemini kuran segment eğer, tartıda erkek olan yukarda dursun istiyorsa, alıyor kadını koyuyor yanına bir yığın çocuğu, çektiriyor hanımefendilere terazinin ağırlığını, doğuyor sana bir dengesizlik. Yada tam tersi olsa diyorum şimdi de; erkek alsa yanına çocukları +  hayatın yükünü, fırlıyor kadın tepelere, kalıyor erkekcik terazinin dibinde, hafifliyor kadıncık çıkıyor tepelere. Olması gereken dengeyi kurmak ise, dengeci öğretmeli her iki cinse de tartıda, dengede ve eşit seviyede durabilmeyi. Öğretemezse, erkek yukarda olabilmek için ezer kadını, “dur orada” der “durmazsan döverim seni, yukarıda kalmam lazım benim, otur oturduğun yerde! “

Montaigne, “Ana Babalarla Çocukların Üstüne” denemesinde, kutsal kitaptan aldığı (Süleymanın Meselelleri X,1.)  şu cümleye yer verir:  “Bilge oğul babasının yüzakı, hayırsız oğul da anasının yüzkarasıdır.”Bence,  dengeyi kuramayan iki cinsin yine dengesiz bir insanı topluma kazandırmasının yasımasıdır bu cümle. Birinin yüzakı olmak belki de bu ikili dengede, kadını ezmektir yada eve ekmek getirebilmektir. Birinin yüzkarası olmak ise belki de, bir kadını dövmektir yada karısını dövemeyen,ona saygı gösterip pısırık erkek yakıştırmasını taşımak zorunda olan kişidir.

Bu düzenin yegane suçlusu denge sistemini kuran birimdir. Duyguları dizginleyebilmeyi de, etek açmanın oyun değil sapıklık olduğunu öğretebilmeyi de, gece sokaklarda kadınların özgürce erkekler gibi de gezebilmesini hoş karşılamayı aşılayan da denge sistemini kurandır.

Dilerim yeni bir haberle, daha da nefret kusan günler yaşamak zorunda kalmaz bu dünya.. Hiçbir kadın yada erkek vahşet haberleriyle mahşetlerde yerini almaz ülkemde.

Beren Saat’in paylaşımının en güzel cümlesini değiştirerek bitireyim dedim: Cinsiyet ve ırk ayırmaksızın her vatandaşın canını ve haklarını korumayacak bir denge sistemi kurmak, görevinizdir.

 

Hükümlü


Woody Allen // Side Effects    Gaston Brisseau: zengin – sağcı bir ailenin oğlu. İnsanları ispiyonlamayı seviyor.

    Brisseau zevk olsun diye arkadaşlarını ihbar ediyor, diye düşünüyordu Cloquet (Brisseau’nun dostu olan adam). Bağışlanamaz bir kötülük! Bir zamanlar tanıdığı bir Cezayirli, insanların ensesine şaplak indirdikten sonra sırıtarak yaptığını inkar ederdi. Dünya, iyi ve kötü insanlara ayrılmış gibiydi.

   İyiler daha huzurlu uyuyorlar, diye düşünüyordu Cloquet. Kötülerse uyanık oldukları saatlerin tadını daha iyi çıkarıyorlar.

Cloquet, Brisseau’nun uyuyan gövdesine tekrar yaklaştı ve horozu kaldırdı. Eyleminin sonuçlarını düşünürken başı döndü. Bu, hayatının şartlara bağımlığından kaynaklanan varoluşsal bir baş dönmesiydi ve sıradan bir Alka-Seltzer ile geçmeyeceği ortadaydı… Jant kapağı büyüklüğünde olan bu devasa hap, suda çözülüp içildiğinde, hayatın aşırı farkında olmaktan kaynaklanan mide bulantısı ve baş dönmelerinde etkiliydi. Meksika yemeğinden sonra da iyi geldiğini duymuştu.

Tanrım, ahlaki veya etik kaygılara saplanan akıl, nasıl da bocalıyor! Çok düşünmemeli. Bedene odaklanmalı; beden daha sağlam. Toplantılara katılır, kruvaze ceket giydiğinde yakışıklı görünür, üstelik en çok da insanın canı masaj çektiğinde işe yarar.

Zihninizi 1 Tıkla Güçlendirebilirsiniz

3 Aptal filmini izleyenler bilir, Ranchoddas Shamaldas Chanchad’a göre Üniversite bir düdüklü tencere değildir.. Ezberlemek yerine öğrenmek gerekir! Günümüz eğitim sistemi ezberlemeyi merkeze koymuş, yaratıcılığı minimuma indirgemiş olsa bile, geleceğin eğitim sistemi ezberlemeyi de yaratıcılıkla harmanlayabiliyor.

Örneğin siz; 2265 çift basamaklı sayıyı 30 dakika içerisinde ezberlemeyi başarabilir misiniz?

Yada 16 tane iskambil destesini sıralamasını 1 saat içerisinde aklınıza yazabilir misiniz?

Sanırım sıraladığım bu iki soruya “evet” yanıtını vermeniz oldukça güç. İngiliz yazar Ed Cooke, 20li yaşlardayken Dünya Zihin Şampiyonu olarak tarihe adını yazdırmıştır.

Yukarda belirttiğim soruların yanıtlarına “evet” diyebilen Ed Cooke, 26 yaşına geldiğinde hatırlama ve zihin tekniklerini herkesle paylaşmayı amaç edinerek internet üzerinden ulaşabileceğiniz bir site kurmuş aynı zamanda da “Remember, Remember: Learn the Stuff You Thought You Never Could” isimli kitabı kaleme almıştır.
Memrise isimli web sitesi Çince, İspanyolca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca kelimeleri hızlıca öğrenmenizi sağlarken Mors alfabesi, Matematik, Tarih, Edebiyat gibi konularda da hafızanıza kazınacak tekniklerle bilgi edinebiliyorsunuz.

2010 yılında kurulan Memrise, İngiltere’de 1.4 milyon kullanıcısıyla yoğun ilgi gören “eğitim” siteleri arasında yerini aldı bile.
Günümüzün eğitim sistemine yaratıcı bir yorumla renk veren Memrise gibi sitelerin varlığı anımsama, dil öğrenme konularında zorluk yaşayan kişileri kurtaracak gibi görünüyor.

Türkiye ve Ekonominin Geleceği Üstüne

Gelişmekte olan ülkelelerin ekonomilerindeki büyüme eğilimi, gelişen ülkelere nazaran daha fazladır. Bu durum, yatırım yapmak isteyen ve uzun vadeli para akışını kontrol etmeye çalışan kişi yada kurumların “gelecek vaat eden yatırım” kumbarası ilgilendiriyor. Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olduğunu göz önünde bulundurarak ve son yaşanan gelişmeleri baz alarak yorum yaparsak şu soru akıllara geliyor: Türkiye uzun vadede gelecek vaat eden bir piyasa mı olacak?

Avrupa’da yaşanan kriz sebebiyle ağır hasar gören  Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’deki siyasal problemlerle değer kaybeden Türk Lirası’nın kurbanları olmak üzere! Bu iki ülke turizm gelirleriyle maruz kaldıkları hasarları tedavi etmeye çalışırken, Türkiye gibi bir ülkenin para biriminin değer kaybetmesiyle birlikte turistlerin gözde mekanı olması durumunda daha da fazla zarar görecekler. Yani şöyle söylenebilir: Türkiye’de turizme yatırım yapmak şu an akıllıca bir davranış olacakken, Avrupa Birliği turizmden kaybettiği gelirini başka bir alana yönelerek kapatmaya çalışmalı.

Financial Times’a göre Türkiye ekonomisinin geleceği pek de parlak değil. Bu konuyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde gazetede şu satırlara yer verildi:

“Önceden yüksek büyüme oranlı ekonomisiyle övülen Türkiye şimdi zayıf bir para birimine ve yüksek faiz oranlarına sahip. Adım adım yaklaşan ‘ekonominin kalp durması’ yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin – ve muhtemelen genel seçimlerin – olduğu yıla rastlıyor. Siyasi istikrarsızlık korkusu, döviz piyasalarına aşılanıyor.”

Ekonomide kalp durması, gelişmekte olan ülkelerin kabusu olurken, gelecek vaat eden piyasalar için bir kurtuluş yolu olacak gibi görünüyor. Yani Avrupa ekonomisi ve Türkiye ekonomisi arasında hızlı bir rol değişimi yaşanabilir.

Izmir Economic Congress Series

The first Izmir Economic Congress created a tradition about discussing Turkey’s economic situation and it become an organization to prepare a strategy for make nation’s economy better considering worldwide contemporary conditions. For this purposes Turkish government tries to make such economic congress almost every decade and it called as “Izmir Economic Congress”.

Izmir Economic CongressAfter 1923, 2nd Izmir Economic Congress gathered between 2-7 November 1981. Among 1923 to 1981, just like Turkey’s economic conditions, world economy was changed and also almost every single country, including Turkey, effected from 1929 Great Depression, which ruined United States economy. During Great Depression period, to reconstruct the economy, Turkey should increased import and export amounts.

 

Promoting firms to produce  standardized goods were the basic economic politics during this period. The relation between great depression and 2nd Izmir Economic Congress was about Turkey’s ignorance its clearing policy during 1929s and country’s attempt to calling the attention of foreigners. During 1981, fundamental changes took place in Turkish economic and social politics.  1980 Turkish coup d’état became the root of the decisions in 2nd Izmir Economic Congress. In Briefly, one of the coup’s most visible effects was on the economy. On the day of the coup, it was on the verge of collapse, with three digit inflation. There was large-scale unemployment, and a chronic foreign trade deficit.

 

İzmir İktisat Kongresi The economic changes between 1980 and 1983 were credited to Turgut Özal, who was the main person responsible for the economic policy by the Demirel administration since 24 January 1980. The strategic aim was to unite Turkey with the “global economy,” which big business supported, and gave Turkish companies the ability to market products and services globally.In 2nd Izmir Economic Congress main items of the agenda was about creating a realistic exchange rate regime, opening Turkish industry to foreign competition, encouraging foriegners about investing Turkey, decreasing tax ratios and also expanding floors about taxation. The lack of energy sector was also another discussion topic of this congress.

The 3rd Izmir Economic Congress  gathered between 4-7 June 1992 and its main subject was “ Turkey Towards to 21th Centruy”. In Turkey during 1990s, there were lots of tranformations could observed in social and economic conditions. Basically, the aim of this congress was creating a sustainable macroeconomic conditions, creating politics which could be used in long run and the importance about integration of politics for globalization. Following points were agreed during this congress: decreasing public deficits, achieveing economic growth without effecting inflation, improving social infrastructure and the need about free market regime & privatization.

Prime Ministry State Planing Organization was coordinate 4th Izmir Economic Congress in 2004, between 5-9 May. The main objective of this congress was about transforming Turkey to knowledge based society and having characheristics of developed countries in 21th century. Turkey tried to be a member of European Union since 1987 (full candidate status reached in 1987). For the purpose of concluding this process, in 4th Izmir Economic Congress participants also mentioned their perspective about EU membership and this was the main topic of this congress. Additionally during congress, they made strategies and offered solutions about following points: achieving high and sustainable economic growth rate, increasing competition and encouraging entrepreneurs, bring into action dynamics of regional developments, improving income distribution, struggling with poverty and targeting efficient managment among Turkey.

5th Izmir Economic Congress was gathered between September 30 to 1st of November 2013. This congress was the most crowded one of these congress series. Almost 4,409 people participated this congress including Turkey President Of Republic Abdullah Gül, Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan, Minister Of Economy Deputy Prime Minister Ali Babacan and Prime Minister Of World Bank Jim Yong Kim. The main topic of this congress was “The Role of Turkey During Restructuring Period of Global Economy”.  Ruling party’s targets about 2023 was main topic which was discussed during congress. These targets were about economic growth and participants agreed in an idea which states that economic growth of Turkey must depend on growth in productivity. Secondly the quality of education services, manpower, technology must be improved and also there must me more investment to women for the purpose of healhty growth. Labor force and labor market also draw attention during congress and participants decided that government  must reform labor market. Households savings must be increased without effecting current inflation rates and credit system in banks must be strenghten immediately.

 

THE RELATION BETWEEN DELIBERATIVE COUNCIL AND IZMIR ECONOMIC CONGRESS

            Izmir Economic Congress gathered for the first time to find a solution Turkey’s ruined economic  conditions and than it continued as a tradition to discuss current economic era of Turkey considering world economies. This congress can be stated as deliberative council because participant are quite diverse and most of them represent society’s different economic areas. Such council also dominated in Japan and the difference between Turkey and Japan during this period was governmental structure.

Japan Deliberative CouncilJapan is conducted by parliamentary representative democratic monarchy  system. In parliamentary representative democratic monarchy system, where the minister of Japan is the head of government and head of cabinet that directs the executive branch. To keep a level head about country’s economic and social conditions, deliberative councel was established in Japan. There were about 200 deliberative councel (shingikai), each attached to a ministry; their members were both officials and prominent private individuals in business, education, and other fields. The shingikai played a large role in facilitating communication among those who ordinarily might not meet. Given the tendency for real negotiations in Japan to be conducted privately, the shingikai often represented a fairly advanced stage in determining policy. They are legal councels but they don’t have any authority about forcing government to consider their decisions or determinations. Izmir Economic Congress has such characteristics in Turkey. The similarity is obviously about characteristic of participants and the way of their decision making or discussion process. In 1982, deliberative councel in Japan made a significant decision about tax reform.   tax reform; a policy to limit government growth; the establishment, in 1984, of the Management and Coordination Agency to replace the Administrative Management Agency in the Office of the Prime Minister; and privatization of the state-owned railroad and telephone systems.In Turkey we cannot see such big transformation or enforcement in Izmir Economic Congress. As stated in 5th Izmir Economic Congress, decisions and discussing during congress will be implemented to Turkish economy. This sentence represent that strating from 1st congress many of those decisions could not applied to economy but as stated before Japan made this happen to use decisions made in deliberative councel.

A Professional SUCCESS Guide

Unlimit Yourself by Mumin SekmanYou may be a manager, a new graduate, a retaired guy, a mother or a student. These adjectives and titles are not an excuse about having a trouble in daily or professional life. A manager could be unsuccessful about getting promoted or a mother could be unhappy about her marriage or daily life. In such delicate conditions that every single person lives them really frequently, they try to find a key point to resolve their problem or change their behavior.

As a student, during my preparation period to university exam, I felt so miserable about motivating myself and setting an attainable goal. During that period, no psychologist or any friends would be a “cure” for me. But instead of using my network to make myself more confident about such hard period, I found a book which was written by Mumin Sekman and it was all about coping with such stressful conditions.

I started to read that and I found myself in a different kind of world which was include; encouragement, desire, tenacity and key points about creating an internal discipline. His book inspired me and I read it, almost three times. He was familiar the period that Iived and he knew how to touch the condition with his really nonsuppressed expression.

In Turkey most of the population stick to their current condition and don’t know that they have enough and required power to change the situtation!

To do that like me most of my friends prefer to go a psychologist and they always say that “I’m not happy. My life’s current conditions are not satisfying me. Help me!”. Sometimes we feel desperate, and we cannot see availabe opportunities about changing our life. In such critical point thousands of people read a book again written by Mumin Sekman and which was called “Unlimit Yourself”. Almost everyone think that this book is kind of “magic book”. After finishing this book, it’s easy to throw away everthing that limit your happiness or success.

Additionally there was a book about laziness which was again written by Mumin Sekman. Tens of times my friends talked about this book and they told me the degree of its inspiration on them. I though that “What does make Mumin Sekman’s books so popular and effective?”. I determine a few key points that make him special about “success”.

Here they are:

• He lived every single detail that most of us faced with during rough times
• Language that he used is so simple to understand the basic idea and also he wrote funny examples to make reader optimistic about the situation
• He had really interesting “success story”. He read in a university which is still the most reputable and blinding college in Turkey. And also he graduated from department of law but he is a writer right now!
• He is not writing “you can do it!” sentences; instead of that he is writing about “they did it, here how they completed the task”. You can read a story which is familiar to yours.

Success is a special topic and instead of listening those people who is telling you that you must do task 1, task 2 and task 3 and than you will see that you will reach you goal, you must focus on yourself and create a “business plan about you!”. During this period Mumin Sekman will be the best guide for you.

Yatırımcı: yerli mi yabancı mı?

Geçtiğimiz günlerde Borsa İstanbul’dan bir yetkilinin “kimler kazanıyor kimler kaybediyor?” başlıklı 75 dakikalık seminerini dinledim. Bu seminerde bize aktarılan araştırma davranışsal finansın bariz yansımasının, ustalıkla yapılan analizini resmediyordu.

Yerli yatırımcılar yabancı yatırımcılara göre ne kadar da sabırsızmış bu seminerde anladım. Şöyle ki bugün yerli bir yatırımcının 100 liraya satın aldığı hisse senedini, ertesi gün satması, yüksek devir hızıyla birlikte düşük getiri yada yatırımcıyı zarara sürükleyen bir davranışı doğuruyor. Bu duruma Türkiye’de o kadar sık rastlanıyormuş ki piyasadaki yatırımcılar %70 oranında kayba uğruyorlarmış. Yabancı yatırımcılar ise yüklü miktarda parayla piyasaya girip, hisse senelerini satın alıp yaklaşık olarak 58,2 hafta bekliyorlarmış.

Yerli yatırımcının yaptığı hatalar :

Az parayla birkaç hisse senedi satın almak

Hisse senetlerini hemen satıp getiri sağlamadan zarar etmek

İçeriden bilgi aldım bu hisse senedi çok değerlenecek/değer kaybedecek gibi efsanevi söylentilere inanarak hareket etmek

Yabancı yatırımcının piyasada yaptığı doğru hamleler:

Yüklü miktarda parayla piyasaya girmek

Çok sayıda hisse senedi satın almak (buradaki sayı hem hisse senedi
çeşitliliğini hem de miktarını simgeliyor. Tavsiye edilen miktar 15 hisse senediyle bir portföy oluşturmak)

Hisse senetlerini satmak için acele etmemek, BEKLEMEK

İçeriden bilgi alınma durumunun sadece kendilerine özgü olmadığını bilerek hareket etmek yabancı yatırımcının genel özellikleri arasında yer alıyor.

Yatırım yapmaya başlamadan önce, yatırım yapmanın inceliklerini kavramak gerekiyor