Tag Archives: Çalışmak

(RÜ)ya?

Globalleşen dünyada neredeyse hiç bir coğrafi engelin kalmadığı gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Dilediğiniz zaman sahip olabileceğiniz sonsuz bir bilgi yığını, ihityacınıza göre seçebileceğiniz “arkakadaş” tavsiyeleri ve bir o kadar da sizi bu olanaklardan yararlanmanız için gelişmeye iten sebepler var bu gün..

Pasif kalma lüksünüz yok!
Yapmak istememe gibi bir seçeneğiniz hatta daha doğrusu bir seçeneğiniz bile yok!

Rekabet temelleri üzerine kurulu mevcut düzen sizi yaratmaya, yaratılanı eleştirebilmeye, eleştirileni geliştirip topluma satmaya zorunlu hale getiriyor.

Maddi ya da manevi kaygılarla atılacak adımların günümüzde eylemlerin şekli açısından hiç bir farkı yok. Bu demek oluyor ki methodlara göre hareket eden bireylerdenseniz maddi alanla manevi alanınızın düşünce, eylem yelpazesini eşit ölçüde gelişmeye açık tutmalısınız. Rekabet temelli değişen, gelişen dünyada, ayakta kalabilmek ve mutlu olabilmek için verilecek mücadelede izlemeniz gereken adımlar olduğunu düşünüyorum. Yani cebirsel bazı saptamalar kesinlikle ve kesinlikle her alanda temelde uygulanması gereken, uygulanırken kişisel yetenek ve eğilimlere göre şekillenmeyi zorunlu kılan verileri bizlere yanısıtyor.

RÜ= Ç +F + G + P

Benim rekabette üstünlük denklemim (RÜ)
Çalışmak (Ç), Farklılaşmak (F), Geliştirmek (G), Pazarlamak (P)

Bir iş adamı için rekabet, şirketinin çıkarları göz önünde bulundurularak şekillenmesi gereken bir kavramdır. Maliyetler, gelir hesaplamaları, aktife eklenenler ve pasiften düşürülenler girişimcinin, yatırımcının rekbaet yolunda dikkat etmesi gereken unsurları temsil etmektedir. Daha düşük maliyet daha çok verim, rakiplerin ürünlerine kıyasla kendi ürünlerini farklılaştırma ve bu farklılığı tüketiciye pazarlayabilme kabiliyeti, üreticiye rekabet basamaklarında her zaman artı puanlar ve yükselen karlılık oranları getirecektir.

Ben iş adamı değilim ancak yine de rekabet etmeyi ve bu yolla kendimi geliştirmeyi hedefliyorum diyorsanız, o halde duruma değişik bir açıdan bakabiliriz. Ev hanımı olabilirsiniz ya da sizi evden uzakta çalışamamaya mahkum eden engelleriniz olabilir (çocuğunuz ya da bedensel bir özrünüz vs.). Türkiye bazında düşünürsek gelişen ülkelerde olduğu gibi bizde de istihdam olanakları artarak ve çeşitlenerek refah düzeyini yükseltmekte. Bundan dolayı evde yapılabilecek birçok iş, evden çalışarak dünyayı değiştirilebilecek birçok hamle var!

Rekabette üstünlük temelli düşünürsek benim denklemimde var olmayan ancak RÜyü oluşturmak için itici bir güç olan “hedef belirleme” adımını göz önünde bulundurmalıyız. Eğer iyi bir fikriniz ve bu fikri geliştirmeye olan inancınız varsa RÜ aşamasına geçebilirsiniz demektir. Evden çalışmayı İSTEMEK, engelleri kaldırmayı İSTEMEK sizin RÜyü kullanmanız için gerçekleştirmeniz gereken temel hamlelerden en önemlisi olacaktır. Bilgisayar programlarını öğrenmek konusunda kendinizi geliştirip, yazılım sektöründe ilerlemeye çalışmak (Ç) sizin pasif yaşanan hayatınızı aktif yaşantıya, durgun zekanızı yaratıcı olmaya itecek bir eyleme dönüşecektir. Steve Jobs kadar olmasada eşi benzeri görülmemiş fikirlerle, farklılaşma yolunda ilerlemek (F) sizi hedefinize odaklanmanız, ona ulaşacağınıza inanmanız konusunda yine itici bir güç olacaktır. Eğer fikriniz farklılaşma yoluyla çarpıcılık kazanmıyorsa ve fazla sıradansa o fikri geliştirme (G) zamanınız çoktan gelmiş demektir. Sinayellere kulak verin! RÜye çok yakınsınız!

Bizim daha önce yaratma konusunda bir eyleme geçmemiş ev hanımımız ya da özrüne sığınmış ve içi içine sığmamış yaratıcılık yolunda heyecana kapılmış insanımız çalıştı,farklılaştırdı ve geliştirdi, bir ürün veya fikir elde etti. Şimdi sırada en zor ancak en eğlenceli, yaratıcı kısım var. PAZARLAMA STRATEJİLERİ (P) ! Şayet, başarılı ve benzersiz (yine F devreye giriyor dikkat edelim)bir pazarlama stratejisiyle, fark yaratmaya yönelik bir oluşum topluma ulaşabilir. Eğer bu adımlar başarıyla tamamlanırsa REKABETTE ÜSTÜNLÜĞE (RÜ) ulaşmışsınız demektir.

Kişisel gelişim temelli olarak öğrencilere rekabet kavramını adapte etmeye çalışacağım. Rekabet yorucu, yıpratıcı ancak kullanılan methodların kalitesine göre eğlenceli de olabilecek bir kavramdır aslında. Bir öğrenci eğer rekabette (sınavlarda, kulüplerde, bireyselliğe dayalı aktivitelerde) seçtiği konuya hakimse, tutkuyla o konunun üstüne gidecek ve çalışacaksa (Ç) üstünlük elde etmek için formülümüzün ilk sembolünü kapmış demektir.Öğrenci temelli rekabette farklılaşmanın (F) kullanılan methodlarla gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum.

Bu methodlar da kişinin zeka seviyesine göre çeşitlilik kazanabilirler. Kendini yenileyen, güncellemelere açık olan ve ezberden kaçınan öğrenci gelişmeleri zaten kendi kendine takip edebilmektedir. Yani teorilere sadık kalmak yerine onları özümseyip uygulamak esas olmalıdır (tabi eğer amacınız kendinizi geliştirmekse (G) ). İşin pazarlama kısmının bu kategoride rengi birazcık değişebiliyor. Ürün olmayan insanlar, kendilerini pazarlama yolunda fikirlerle hareket ederek etik temellerle kendilerini bir adım öne çıkarabilirler. Fark edilmek, keşfedilebilmek (P) rekabette pazarlama konusunda öğrencilerin başvurabileceği yollardandır.

Ben rekabetin yıpratıcı özelliklerinin olduğu konusunda ısrarcıyım. Ancak biyografiler ve tecrübeler gösteriyor ki, önceleri çekilen sıkıntı, ilgilenilen konu akış haline dönüşünce yavaş yavaş kişiyi öne çıkarırken, eğlenceli de olabiliyor.

Başarı ve Para

Para yapmak,yaptığınız işin karnesidir.

Bu cümlenin sahibi şu sıralar “para-başarı” arasındaki ilişkinin konuşulmasına neden olan Ali Sabancı’dır. Konu hakkında düşünülürse,bir münazarada sıkı iki grubu birbiriyle yarıştırabilecek bir ikilidir “para ve başarı”.

Birinci grubun konusu “Para başarıyı getirir ama başarı parayı getirmez” olacaktır. İkinci grubun konusu ise “Başarı parayı getirir ama para başarıyı getirmez”.

Öncelikle birinci grubun çıkış noktasını ele alalım ve bu iki kavram arasında akıl yürütmeye çalışalım. Varlıklı aileler genellikle çocuklarını iyi bir eğitim almaları için yurt dışındaki tanınmış okullarda okumaya yönlendirirler. Yurt dışına çıkan çocuklar, ailelerininkine göre tümden değişik bir kültürün içerisinde büyürler ve ülkelerine dönerler. Bu tarz yetişen çocuklar genellikle diğerleri arasından sivrilirler. Şirketler,kuruluşlar “yurt dışı” temelli kişileri meraklı bakışlarla,ilgiyle değerlendirirler. Yani toplumun büyük bir kesiminden farklı olan bu birey değişik pozisyonlarda görev alır ve gayret ederek yüksek maaşlı işinde hayatını devam ettirir.

Durum şöyle de olabilirdi. Ailesinin şirketine egemen olacak olan kişi toplumun büyük bir kısmından farklı olabilecek şekilde eğitilir ve kendi imparatorluğunu geliştirmek üzere işe koyulur.

Her iki durumda da başarı,parayla gelmiştir. Ancak bu işin “görünen” yüzüdür. Bireylerde var olan potansiyel,motivasyon,girişimci yapı ve analitik düşünme sistemi bir de paranın gücüyle birleşince ortaya tarihi başarılar çıkabilir. Yani para merkezli olarak toplumda “bir fark yaratılsa” yeterli olur.

Parayla gelen bu başarının aslında bireyin hedeflerine ve potansiyeline bağlı olduğu sonucuna varmak güç değildir. Yani tek başına maddi güç kişiyi belirli bir seviyeye kadar getirebilir. Ancak maddi güç desteği yitirildiğinde kişi yeniden olduğu yere geri döner.

Parayla gelen başarının fırsat eşitsizliğine güzel bir örnek oluşturduğu kanaatindeyim. Potansiyeli olan bir genç maddi destek alamadığı için yükselemezken, diğerine göre daha sönük bir ışığa sahip olan ama maddi yönden ezici güçte olan kişinin yükselebilmesi ve hem de bu eylemden sonra maddi yoksunluğa maruz kalana hükmetmesi eşitsizliğin en acımasızıdır.

Konuya bir de “Başarı parayı getirir” perspektifinden bakalım.

Ali Sabancı’nın söylediği bu cümlenin değerlendirilmesi aşamasında alanında uzman kişilere konu hakkında sorular yöneltilmişti. Soruları yanıtlayan uzmanlardan Mümin Sekman’ın verdiği bir örnekten yola çıkarak “başarı parayı getirir” konusunda yorum yapmak istiyorum. Yazar Orhan Veli ve Van Gogh isimlerini örnek olarak sunmuştur. Her iki isim de para kazanamadıkları için başarısız mı sayılmalıdır?

Para odaklı yapılan eylemler her zaman başarıyı getirir demek yanlıştır. Ali Sabancı “Para yapmak,yaptığınız işin karnesidir” cümlesini sarfetmesi, Orhan Veli’nin başarısız bir karneye sahip olduğu sonucunu akıllara getirebilir.

Başarının sürekliliği,paraya egemen olmayı sağlar. Zaten kimse ilk başarısında milyonlar kazanmamıştır. Kazanılan bu ilk zafer,kişiyi motive etmiştir ve kişiyi daha fazlası için çalışmaya yöneltmiştir.Birikerek dolmaya başlayan başarı kutusu da sonunda diğer başarı kutularından daha yüksek seviyede doluluğa sahip olduğu için ödülü kazanır. Burada ödül paradır.

“Başarı” kriteri kimsenin ulaşamadığı düzeyde bir alanda sivrilmek,rekor kırmaktır. Bu durumda da nadir rastlanan sonuçlar ödüllendirilmeyi hak eden sonuçlar kategorisine girerler.

Paranız çok olabilir ancak bu miktar sizin başarınız olmak zorunda değildir. İllaki bu bol sıfırlı hesap cüzdanlarının sıfırları artarken yoğun çalışmayla gelen,yoktan var edilen bir serveti oluşturma amacını düşünmeden çalışan bir bünye mevcuttur.