Tag Archives: Fütürizm okulu

Sen & Yaşamdaşların

“İşinle özdeşleşirsen kırılgan olursun…”

“Bağlılıktan daha çok bilinçsizlik var…”

“Gözünü kapattığın zaman yalnızca o şeyle ilgilenirsin…”

“Hayatta sahaya bilerek çıkarsan kazanırsın…”

“Kendini, çevreni, yaşamdaşlarını, hepsini tanımalısın…”

“Ben neden bütün bunların içerisinden geçiyorum? Bilmiyorsan çok kötü…”


Gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ne kadar farkındayız? Bu eylemlerin ne kadarını isteyerek, bilerek yapıyoruz? Harcanan zamanın geri gelmeyeceğini, deneme-yanılma yapılamayacak kıymetli yılların varlığını ne zaman anlayacağız?

Yukarıda yer alan cümleler son derece aydınlatıcı, öğretici iki saatten kalan artıklar diyebilirim. Varlığını sorgulamak, amaçsızca yaşayanlardan farklı olmak, okunan ve yazılan onca makaleden sonra ben neden zamanımı bunlara harcıyorum ki sorusuna yanıt verebilmek kolay gibi görünse bile aslında oldukça derin cevapları, açıklamaları doğurur.

Seminerlerde, konferanslarda bolca duyduğumuz bir cümle vardır : Sevdiğiniz işi yapın!

Konuşmacının sarfettiği bu cümle dinleyiciyi düşünceler diyarına sokar. Ben aslında bu işte mutlu muyum diye başlayan sorular, salonu terk edene dek yaşanan iç çatışmalar günün sonunda, konferansta edinilen bilgilerin unutulduğu dakikaların özeti gibidir. Tutulan notlar, sayfalar dolusu bir yığın ! Ancak notları bir süre sonra elinize aldığınızda takınılan tavır orada geçirilen zamana saygısızlık..

Fütürizm Okulu konuklarından Ersin Pamuksüzer sevdiği işi yapanların kendini tamamen o işe odaklamasının yanlış olduğunu belirtmişti. Bu görüşünü de “İşinle özdeşleşirsen, kırılgan olursun!” teziyle desteklemişti. Bu cümleden sonra durup düşünmek gerekiyordu.. Hani mutlu olduğumuz işi yaparsak hayatımız boyunca bir gün bile çalışmış sayılmazdık?

Hani zevkle yapılan her iş sonunda muhteşem başarılar getirirdi? Kandırıldık mı? Hayır.. Kandırılmadık ancak eksik bilgilendirildik. İşine aşkla bağlı bir mimarsanız sabah akşam yaptığınız çizimler uykusuz gecelerinizi & stres dolu aylarınızı umursamamanızı sağlayacaktır elbet. Ancak aylarca bir projeye verilen emeğin sonucunda alacağınız olumsuz eleştirileri nasıl değerlendirirdiniz?

Ersin beyin tam olarak anlatmak istediği bir mimarın sevdiği işi yapıyor olmasının yalnışlığı değil, o işe duyduğu tutku nedeniyle kendini başka alanlara yönlendirmemiş olmasından kaynaklanan yalnızlığın doğuracağı sonuçların olumsuzluğuydu. Yani evet, sevdiğin işi yapmalısın ancak bu işi yaparken körkütük o işe bağlanmamalısın. Zira böyle bir durumda olası kötü sonuçlar kişide yıkıcı bir etki yaratabilir.

Eğer yüzeysel yaşayan insanlardansanız “diğerlerinin” ihtiyaçlarına çok kolay alet olabilirsiniz. Yüzeysellikten kasıt, ne istediğini bilmeyen insan tipinin oradan oraya savrulurken aslında hiçbir alanda birinci sınıf yeteneğe yakın özellikleri barındıramaması durumudur. Biraz ondan, biraz da bundan birşeyler bilmeliyim derseniz yüzeyselliğin dibinde gezinen “doğup, büyüyen ve ardından ölen” sıradan insanlardan bir farkınız kalmaz. Ersin Pamuksüzer bu tip insanlar için “yüzeysel kişilerin bağlılık göstermekten ziyade daha çok bilinçsizlik özelliği sergilediğini” belirtmişti.

Ben bu noktada en azından her yaştaki insan için bu saptamayı doğru bulmuyorum. Gençlerin biraz “yüzeysel” olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü denizin yüzeyinde gezinen balıklar derinlikleri gözleme fırsatını yakalarlar. Denizin dibini izleyerek uzun mesafeler katedebilen balıklar kendi dişlerine uygun avı bulduklarında suyu derinliklerine saplanıp ortadan kaybolurlar. Gençlerin de belirli bir süre yüzeysel kalıp keşif yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Bence bu keşiflerin sonunda gençlerin “işte bu tam benlik!” dedikleri noktada denizin derinliklerine dalmaları en sağlıklı eylem olacaktır.

“Gözünü kapattığın zaman yalnızca o şeyle ilgilenirsin…”

Ersin Pamuksüzer bize beslenme üzerine uzun uzun bilgiler verdi. Hatta konuşmasına başlamadan önce Sizler, besleniyor musunuz yoksa tıkınıyor musunuz? “diye oldukça çarğıcı bir soru yöneltti. Gözlerini kapattığında ağzına aldığın lokmanın tadını almanın, gözlerin açıkken aldığın tattan çok dah adeğişik bir duygu olduğunu belirten Ersin bey bu durumu yaşam için de yorumladı. Yaşamın temelinde kendini tanıyabilmek varsa ne yapmalı? Eğer bir lokmayı hissedebilmek için gözlerimizi kapatmamız yetiyorsa kendimizi hissedebilmemiz için de yapmamız gereken oldukça basit bir eylem: gözlerimizi kapatıp kendimizi hissetmeye çalışmak!

Bu konuda “vipasana eğitiminden” de söz eden Ersin Pamuksüzer yaşama ve bireyin kendisine anlam katabilmesi, kendini tanıyabilmesi için yapması gerekenlerden söz etti.

“Eğer hayatta sahaya bilerek çıkarsan, KAZANIRSIN!”

Eğer oyunu bilerek oynarsan az ağlarsın, az üzülürsün, dah aaz acı çekersin.Bu nedenle eğer bir işe girişiyorsanız yapmanız gereken o alanda yüzeysel değil, derin olabilmektir! Yaşam denizinde her noktada batıp çıkmak ve yem olma tehlikesiyle karşılaşmamak için spesifik bir noktaya dalış yapabilmek sizin kazanan isimler listesine girmenize olanak verecektir! Daha az üzüntü, daha çok haz için sahaya bilerek çıkmalıyız!

“Kendini, ÇEVRENİ, YAŞAMDAŞLARINI TANIMALISIN!”

Çoğunlukla kitaplar, televizyon programları, dergiler ve ünlü düşünürler “kendini tanı. Bu her şeyi yapabilmen için yeterli olacaktır..” derler. Ancak bulunduğu ortama ayak uyguramayan ama kendini ezberlemiş olan birisi ne gibi başarılara imza atabilir ki? Bu konu hakkında bir örnek vermek istiyorum. Türkiye’de izlenen televizyon programları içerisinde en çok izlenenler listesinde hangi programlar vardır sizce?

Haber programları ? Belgeseller? Diziler? Yarışma programları? Eğer yalnızca İstanbul’un belirli bir zümresine hitap eden bir program yapacaksanız belgesel programları yayınlamanız kanalınız için oldukça karlı olacaktır.

Ancak hedef kitleniz İstanbul’sa haber programlarına ağırlık vermeniz yine size kar getirisi sağlayabilir. Ancak bir kanal sahibiyseniz ve ulusal yayın yapıyorsanız İstanbul’dan Kars’a kadar her kesime hitap eden bir program yayınlarsanız kar edebilirsiniz. Bu da demek oluyor ki öncelikle kendinizi tanımalısınız: Ben ne yaratabilirim? Çevrenizi tanımalısınız: Türkiye’de neler var? Sonra yaşamdaşlarınızı tanımalısınız: Türk insanının çoğunluğu ne seyreder ki?

Sorgulamak, dayatılan bilgilerle yetinmemek kişiyi bulunduğu yerden çok daha yüksek noktalara taşımak için yeterli koşulların başında gelmektedir. Ben Ersin Pamuksüzer’i dinledikten sonra aklımda yer etmiş olan tabu niteliğindeki cümlelere yeni yorumlar katabildim.. Dilerim bir kaç cümleden oluşan yorumlarım size de birşeyler katabilmiştir.

Stratejik Rekabet için Yeni Alanlar ve Koşullar

Öğrenmiş olduğum disiplinlerin üstüne farklı bir disiplin ekleyebilir miyim? Fütürizmin kazanımlarından birisi bu soruya yanıt verebilmenizi sağlamaktır.

Söz konusu disiplinler üniversitelerde, sosyal yaşamda, aile içerisinde size aşılanan gelenek, kültür ve görüşlerin düşünsel yolculukla, araştırmayla yeni

disiplinlere dönüşmesi durumunda değişen kavramları temsil eder.

Bundan sonraki Cumartesi yazılarımda Fütürizm Okulu konuklarından söz edeceğim ve bu nedenle öncelikle Fütürizm’in ne olduğu konusunda bilgi vererek

ilerlemek istiyorum. Fütürizm İtalya’da ortaya çıkmış bir sanat akımı olmakla birlikte benim gibi günümüz “fütüristleri” sanat akımından bağımsız olarak bu

konuyla ilgilenmektedirler. Fütürizmle birlikte mevcut sosyal, politik, ekonomik olguların gelecekte teknolojideki gelişmelerle ne gibi boyutlara taşınabileceğini

“uzgörmeyi” amaçlayan bir kavram haline gelmiştir. Meydana gelecek olguların pozitif ya da negatif olabilme olasılıklarını teknolojik, bilimsel temellere

dayandıran fütüristler insanlık için olumlu gelecek modelleri tasarlamaya çalışıyorlar.

Üniversitemde 2.dönemini gerçekleştiren Fütüristler Derneği’nin “Fütürizm Okulu” 18 Şubat 2012’de başladı. Konuşmacı IBM Genel Müdürü Eray Yüksek’ti.

IBM’in geçmişinden, günümüzdeki halinden ve gelecek uzgörülerinden söz eden Eray Yüksek başarının,rakamların getirdiği körlük durumundan kaçınılması

gerektiğini belirterek ilk derse başladı. 1992 yılında IBM piyasanın gerektirdiklerini yapamamış, önceki yıllarda geleceği planlamamış ve yok olma noktasına

gelmişti. Bu dönemde yapılması gereken hamle “Stratejik değişiklikler” gerçekleştirmek ve şirketi olumsuz bir gelecekten kurtarmak oldu.

“On Demand Strategy” ile geleceği kestirmeye çalışan IBM müşterilerine uygun iş modelleri geliştirmek için çalışmalar yapmaya başladı.

“Yani yapılan çalışmaların getirdiği başarılar sürekliliği sağlamanız için yeterli değildir. Sürekli başarı için geleceğe bu günden adapte olmanız kaçınılmaz hamledir!”

IBM gibi firmalar genel olarak yazılımda kar ederken “On Demand Strategy” ile donanımda kar etmeye başladılar.

Tek tip insan modeliyle çalışan şirketler tek tip ürünler ortaya çıkarırlar ve bunun sonucu olarak da değişmeyen ürünler, gelişmeyen ya da sıradan pazarlama

stratejileriyle ayakta kalmaya çalışırlar. IBM tek tip insan modelleriyle ilerlemeye çalışmanın imkansız olduğu biliyordu. Eray Yüksek birlikte çalıştığı takımının

tek tip insan modelinden uzak olduğu belirtti. Takım arkadaşları biri aynı zamanda hakem olan bir bankacıdan ( hakem olması nedeniyle ne zaman işi hangi

noktada durduracağını biliyordu ) ,her Perşembe ingiltere’de bütün dinleri bir araya getiren bir koronun şefi olan Teknoloji mühendisinden, Fasilitörden,

Sosyologdan ve Finanscıdan oluşan renkli bir gruptu. Bu demek olmuyor ki tek bir işe odaklanmak yanlıştır birçok iş yapılmalıdır.

Söz konusu durum “İ” tipi insanla değil “T” tipi insanla geleceğin şekillenebileceği, verimli işler yapılabileceği gerçeğidir. “İ” tipi insanlar tek bir disiplini benimseyen ve dikine giden

kişileri temsil eder. Ancak “T” tipi insanlar derinlemesine birşeyleri bilirken aynı zamanda sanat, bilim, felsefe gibi konularla da ilgilenen kişilerdir.

“Yani takım arkadaşlığı önemli ancak takımın rengi çok daha önemli. Herkesin tek bir alanda uzmanlaştığı bir takımdan başarılı bir çalışma çıkabilir ancak

çeşitli disiplinleri benimseyen kişilerin oluşturduğu takımlardan geleceği değiştirebilecek başarıda çalışmalar çıkar.”

Ekonomi alanındaki gerilemeler ya da gelişmeler ülkelerin refah düzeylerini, yaratıcılık eğilimlerini ve “geleceklerini” etkiliyor.

Gelişmiş ülkelerde ortalama ömür uzunluğu gittikçe artarken bu durum gelirle de bağlantılı olarak gelişiyor.

Söz konusu durumda “fütürizm” ne gibi uzgörülerde bulunuyor?

Öncelikle gelecek konusunda yorum yapabilmek için geçmiş verilerden yardım alınması çıkarılacak sonuçların ayaklarının yere basabilmesini sağlayacaktır.

Bu konuyla ilgili olarak izlenmesi gereken oldukça eğlenceli, değişik ve aynı zamanda ilgi çekici bir video var.

Hans Rosling’in yorumladığı videoda Dünya ülkelerinin 200 yılda gelir ve ortalama yaşam süreleri konusunda ne gibi gelişmeler yaşadığını görebilirsiniz.

2009 yılındaki datalarla sona eren videodaki bilgilerin ve grafiğin üst sıralar taşınabilecek diğer noktaların(ülkelerin) kaderinin bizim elimizde olduğunu gözler önüne seriyor.

1948 yılında savaşın sona ermesiyle birlikte rahatlayan kimi ekonomiler daha sonraki yıllarda geride kalan diğer ülkeleri de grafiği sağ üst tarafına çekiyorlar.

VİDEO İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN

Bir söylem vardır: 6 kişiyle bağlantı kurarak hedeflediğiniz kişiye ulaşabilirsiniz. Bu konuda da görüşlerini Fütürizm Okulu öğrencilerine aktaran Eray Yüksek

network oluşturmanın önemini açıkladı. Oluşturduğunuz networkle birlikte doğru zamanda, doğru kişiyle bağlantı kurmanız halinde hedefelediğiniz kişye

ulaşmanın hiç de zor olmadığını belirtti. Kimsenin ulaşılmaz olmadığı günümüzde sosyal medyadan bile kimilerine yüzyüze görüşmeden dahi ulaşabiliyoruz artık.

Geleceği şekillendirebilmeniz için başarılı olmanız gerekmektedir. Her alanda değil de tek bir alanda uzman olan ve aynı zamanda çeşitli alanlarda uzmanlık

seviyesinde olmasa da fikir sahibi olabilmek başaırlı bir fütüristin temel yapı taşlarını oluşturabilir.

Başarılı olmak için ne gibi özelliklere sahip olunması gerektiğine değinen Eray Yüksek bunu 5 maddeye indirgeyerek bizlere aktardı.

1) Başarılı olmak istiyorsanız: Değişime açık olmalısınız

2) Başarılı olmak istiyorsanız: Beklentinin ötesinde yaratıcı olmalısınız

3) Başarılı olmak isityorsanız: Yerel pazarın ötesini hedeflemelisiniz

4) Başarılı olmak istiyorsanız: Sıradışı olmalısınız (rahatsız edici, çok da beğenilmeyen)

5) Başarılı olmak istiyorsanız: Çevre ve topluma saygılı olmalısınız

Dersin başlangıcında küresel ısınmadan ve 4 elementten bahsedilirken çevreye ve topluma pozitif etkisi olabilecek gelişmelerin öncüsü olmanın gerekliliğine

de yer verilmişti. Doğru bildiklerinizin ğeşinden giderken, onları savunurken her şeyin insanla başladığını, insanı etkilediğini ve insanla sona erdiği gerçeğini

kabullenmenin ve göz önünde bulundurulmasının gerekliliği asla unutulmamalıdır. Bu nedenle çevre ve topluma saygılı olmayanlar varlıklarını

sürdüremeyeceklerdir.

IBM’in gelecek öngörülerine gelince..

Söz konusu öngörüleri beş adımda sıralayabiliriz.

Bunlar:

1) Güvenliği sağlamak biometrik özelliklerle mümkün olabilecek

2) Günlük hayatı kolaylaştırmak mobil cihazlarla mümkün olabilecek

3) Her sorunun yanıtını veri analiziyle bulmak mümkün olabilecek

4) Enerji üretmek yürürken mümkün olabilecek

5) Dijital aygıtları yönetmek beyin dalgalarıyla mümkün olabilecek