Tag Archives: Globalleşme

Dünyanın Yeni Düzeni ve Değerler Üstüne

Kişisel değerlerimizin yanında toplumsal değerlerimiz, kültürümüz, alışkanlıklarımız ve hatta sahiplendiğimiz kavramlar, eylemler vardır. Bunlarla ilgili olarak kimi zaman taviz vermektense “ölmeyi” kendimize görev ediniriz! Varlığımızı sanki o kavrama, değere borçluymuşuz gibi sanki.. Ancak yavaş yavaş dikkatimi çekiyor okuyacağınız cümlelerimin içeriği, nasıl fark edemedim bunca zaman diyorum ve nasıl fark edemediniz, fark edemedik..Ya da fark ettik de birşeyler yapmaya yeltenmedik…

Gün içerisinde niteliğinizi yanıstan eylemlerinizi gerçekleştirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Bir öğrenci olarak ben gün boyu toplu taşıma araçlarından, üniversiteme oradan da eğer yapmam gereken şeyler yoksa bir kafe ziyaretinden sonra evime dönüyorum. Tüm bunları gerçekleştirirken benim değerlerimi şekillendiren toplumsal bakış açısı çerçevesinde hareket ediyorum ( mesela bağırmıyorum konuşurken ya da dikkat çekici kıyafetler giyinmiyorum ).

Bunları gün boyunca milyonlarca kişi yapıyor, bu unsurlara dikkat ederek yaşıyor. Ancak konuya manevi açıdan bakmak yerine neden maddi açıdan bakmıyoruz? Ortada maddiyat diye bir kavram varken kim umursayacaktır o çok önemli(!) kuralları merak ediyorum. Milliyetçilik kavramına gireceğim biraz, çünkü bu kavram bünyesinde adetleri, gelenekleri de barındırıyor ve taviz vermiyor,verdirmiyor. Milliyetçi kimseleri tanırsınız, saygı da duyarsınız ( en azından ben saygı duyuyorum böyle kimselere.

Düşünmekte özgürüz nihayetinde! ). Eğer nüfus yoğunluğu fazla olmayan ve de yok olma tehlikesi yaşayan toplulukları ele alırsak bu tip toplumlarda milliyetçilik üst sıralarda gezinir. Böyle toplumların yaşadıkları topraklarda “el değmemiş, yabancılar buralara hiç girmemiş” havası vardır. Peki sizce bu gün böyle bir toplumun refah içerisinde yaşama şansı var mı?

Değerlerimizi yitirdiğimize inanlardanım. Bunun da en büyük sebebinin ekonomik kaygılar olduğunu düşünüyorum. Hangi ırkın savunucusuysanız, hangi milletin destekçisiyseniz malesef refah içerisinde yaşamak için sizden “daha iyi” durumda olan ve sizin “hükmedemeyeceğiniz” ülkenin kanatları altına gitmekten kaçamazsınız.

Bu günlerde ekonomi derslerinde sıkça gündeme gelen, müfredatın baş taçı globalleşme bence değerlerin yitirilmesinin sebebi, paranın gücünün kanıtıdır.

Aklıma şöyle bir soru geliyor: hangisi daha iyi peki? Dilini, kültürünü, yaşama tarzını, çalışma biçimini koruyup globalleşmenin getirilerine karşı koymak mı yoksa tek tip insan olma yolunda giderken çok daha az uyuyup çok daha az eğlenip çok daha az dinlenip refah içinde yaşamak mı?

Dünyayı Şekillendiren Düşünceler

Dünyayı şekillendiren kararları verenlerin nasıl düşünüğü üzerine hiç kafa yordunuz mu?

Ben bu konu hakkında edindiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Eğer bu gün, sefillik ve açlık çeken milletlerin neden o halde yaşadıklarını düşünürseniz muhtemelen yapacağınız “neden” saptamaları hemen hemen aynı olacaktır.


Örneğin:

1) O milletler iyi yönetilemiyorlar. İktidarın tecrübesizliği ve tutarsız kararları halkı yoksulluğa sürüklüyor.
2) Tamamen kullanılıyorlar. Çok değerli kaynaklara sahipler ancak bu kaynakları kullanmasını beceremiyorlar. Kaynaklardan yararlanmayı bilenler de harekete geçip, işe koyuluyorlar.
3) Millet olarak zaten çok da çalışkan değiller.
4) Bulundukları bölgenin coğrafi açıdan yaşama elverişli olmaması, ekonomisi oldukça zayıf olan bölge insanlarını yoksulluğa sürüklüyor.

Bu nedenlerin sayısı çoğaltılabilir. Ancak bence aralarında en yaygın görülen nedenlerden biri ikinci maddede yer alıyor. Genel olarak gelişmiş ülkeler, sömürge adı altında, doğal kaynaklar açısından zengin olan coğrafyaları vatandaşların çıkarlarını düşünmeden işgal edebiliyorlar.

Yaygın olarak haritalarda yer alan siyasi sınırların hakimiyeti aslında bölgenin üzerinde adı yazılı olan devlete ait olmuyor. Bu da demek oluyor ki ortada çeşitli çıkar ilişkileri var ve egemen güçler kendi istekleri doğrultusunda yeni dünya düzenleri oluşturmaya çalışıyorlar.

Ekonomik açıdan çıkar ilişkileri, devletlerin birbirlerine borçlanmasını sağlamak ya da milletlerin uluslararası çalışan özel kurumlara borçlandırılması esasına dayanıyor. Bu borçlanma döngüsüyle başa çıkamayan zayıf ekonomiler de ellerindeki doğal kaynakları “rehin” veriyormuşcasına egemen güçlerin kullanımına açıyorlar.

İmzaları atanların çıkarları bir yana, vatandaşların hayatı acımasızca katlediliyor. “Para” söz konusu olunca her şey mübah gibi görünebilir ancak işin maddi kısmın ötesindeki noktalara ulaştığı zamanlar da oluyor. Bölge halkının kültürü, coğrafi yapılar, hukuki düzen yeni egemen güçler tarafından ezip geçiliyor. Globalleşme adı altında bizlere enjekte edilen “yabancı dil öğrenin” mantığı da aslında yok edilen kültürlerin “nazik kılıflarından” biri oluyor. Kendi dilini bile henüz yeterli seviyede konuşamayanların sırf ekonomik çıkarlar doğrultusunda öğrenmek zorunda kaldığı yoksa “aç kalacağı” bilinci bu gün milyonların zihninde şekilleniyor.

Dünyayı şekillendiren beyinlerin mantığı “güçlü olan ayakta kalır” cümlesinin içerisinde gizli. Kendi çıkarlarını gözeterek, milyonlarca hatta milyarlarca insanın düzenini bozarak şekillenen hayatlar bu gün ayakta kalan güçlerin eserleri oluyor.