Tag Archives: IBM

Güvenilir ve Hızlı: Geleceğin Parası

Eğitimin geleceği, doğanın geleceği, şirketlerin geleceği, insanlığın geleceği ve nihayet paranın geleceği. Bir an olsun duraksamadan ilerlemeyi sürdüren teknoloji, günümüz trendlerinde olumlu gelişmelerin yaşanmasına, insanlığın bir adım daha ileriye yönelmesine, geleceği pozitif yönde etkilemeye devam ediyor. Bu süreklilik içerisinde üretimin yanında çoğu zaman tüketim için kullanılan para artık somut halinden arınıp pratik olarak kullanılabilecek bir hale bürünüyor!

Gelecek trendleri konuşulurken genellikle para kavramıyla ilgili ilk akla gelen “icat” çeşitli cihazları ( cep telefonu, saat, müzik çalar ) ilgili alana doğru uzatıp tüketmenin zevkine daha hızlı ve pratik olarak varma düşüncesidir. Ancak meydana gelecek pratik tüketimin aksine para kavramının gelecekte ne gibi durumlarla yüzleşebileceği üzerine fikir yürütmek daha yapıcı gibi görünüyor.

Ekonomi tarihine bakıldığında dolar ve altını ilişkilendiren “Gold exchange standard” olarak bilinen bir uygulama başlatılmıştı. Söz konusu uygulamanın yapıldığı dönemde Viyetnam savaşında yorgun düşen ABD ve müttefik devletler ekonomiye can vermek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunuyorlardı. Aynı dönemlerde ünlü ekonomist John Maynard Keynes tüm dünyada tek bir para birimi olsun diye çeşitli stratejiler geliştirmişti ve hatta bu para birimine “bancor” ismini vermişti. Uygulama açısından pek de mümkün görülmeyen bu girişimi bu günün yaşam koşulları göz önünde bulundurarak değerlendirirsek gelecek için ne gibi çıkarımlarda bulunabiliriz? Hız çağındayız ve her an internet üzerinden bilgi, fikir ve ürün paylaşımını gerçekleştirebiliyoruz. Globalleşme de hız kazanarak, dünyanın en ilkel bölgesinde bile hakimiyetini kurma yolunda ilerliyor. Böyle bir dönemde herhangi bir para biriminin tüm dünyada kullanılabilmesi mümkün olabilir mi? Enflasyon ve rekabet etkenlerini düşünürsek pek gerçekçi bir yargıya vardığımı söyleyemesem de gelecekte böyle bir kavramın piyasada nefes alabileceği olasılığı da globalleşme kavramıyla birleşerek “acaba olabilir mi?” sorusunu da akıllara getiriyor.

Para gelecekte somut olan karakterini yitirecek gibigörünüyor. Yani en başta banka hesabınıza yatırmış olduğunuz bir miktar para, sanal platformlarda, yazılımcıdan tüketiciye, Facebook’ta oyun oynamak için kredi satın alan bir çocuktan, e-ticaret sitelerini kullanan bir firmanın reklam afişlerinin yayımlaması için kullanılabilecek düzeyde hızla tüketilip kullanılabilecek.

Para konusunda gerçekleştirilecek gelişmelerde en büyük pay sahibi şüphesiz bankalar olacak. Bu gün bile T.C. kimlik numaranızı göndermenizin kredi almak için yeterli olduğu düzeyde hız kazanmış olan para akışı, henüz somut olarak elinize geçmeyen para miktarı, borçlarınız ya da sanal ortamlarda .

Bir süper markette alışveriş yaparken aniden yanınıza oldukça kirli kıyafetlerle, savurgan el kol hareketleriyle gezinen bir insan geliyor. Söz konusu kişi paltosunun içerisine markette bulunan bazı ürünleri sıkıştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de dikkat çekmemeye çalışsa da sizin gözünüzden bu şüpheli davranışlar kaçmıyor elbette. Eyvah diyorsunuz, bu bir hırsız! Marketin her yanı kameralarla çevrili olduğu için aslında fazla endişelenmenize gerek olmasa bile yine de tedirgin oluyorsunuz. Şüpheli kişi marketin çıkış kapısına yönelirken paltosunun içerisine sıkıştırmış olduğu ürünleri çekinmeden dışarı çıkarıyor. Kameralar, güvenlik görevlileri ya da yetkili personel içerideki müşterilerden çoğunun “hırsız” olarak nitelendirdiği kişiye müdahale bile etmden görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar.

Özetlemiş olduğum olayın görüntülerine aşağıdaki videodan ulaşmanız mümkün. IBM’in “paranın geleceği” temasına uygun olarak hazırlamış olduğu görüntüler, biz fütüristlere ya da fütürist adaylarına geleceğin çok daha masum suçlara sahne olacağını ve maddi yönden firmaların zarara uğramasının oldukça güçleşeceğini gözler önüne seriyor.

Güvenlik kavramı öncelikle insanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünün, düzeninin bozulmaması için kullanılırken, çoğu zaman da maddi niteliği olan varlıklarımızın korunması için de kullanılıyor.

Bugün evlerden iş yerlerine, depolardan bankalardaki kasalara, yaşamın her alanında inanılmaz bir güvenlik altyapısı kurulmuş halde birbirimizden şüphelenerek varlıklarımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Bu güvensizlik ortamı içerisinde yapıcı çözümler üretmek gelecek kaygısı olan kişilerin en önemli görevleri içerisinde yer almaktadır. Maddiyatın en güçlü simgesi olan “paraya” odaklanırsak, kredi ya da banka kartları içerisinde muhafaza edilebilen “paralar” gelecekte daha az yer kaplayarak ve daha “güvenli” şekilde nasıl saklanabilir? Cep telefonlarımızda mı yoksa dijital saatlerimizin içerisinde mi? Tek bir dokunuşla yapmış olduğumuz alışverişin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Paranın daha güvenilir şekilde piyasada dolaşması aynı zamanda dolaşımın hızlı olmasını da sağlayacaktır.

Dünyaca ünlü fizikçi ve fütürist Michio Kaku’nun Türkiye’ye yapmış olduğu ziyaret esnasında biz fütüristlere aktardığı bilgiler arasında yer alan “dijital, hızlı, güvenilir para” sloganı ve ardından bu sayfada izleyeceğiniz videoya benzer görüntüleri bizlerle paylaşması, geleceğin maddi açıdan da olumlu sonuçlara sahne olacağı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Stratejik Rekabet için Yeni Alanlar ve Koşullar

Öğrenmiş olduğum disiplinlerin üstüne farklı bir disiplin ekleyebilir miyim? Fütürizmin kazanımlarından birisi bu soruya yanıt verebilmenizi sağlamaktır.

Söz konusu disiplinler üniversitelerde, sosyal yaşamda, aile içerisinde size aşılanan gelenek, kültür ve görüşlerin düşünsel yolculukla, araştırmayla yeni

disiplinlere dönüşmesi durumunda değişen kavramları temsil eder.

Bundan sonraki Cumartesi yazılarımda Fütürizm Okulu konuklarından söz edeceğim ve bu nedenle öncelikle Fütürizm’in ne olduğu konusunda bilgi vererek

ilerlemek istiyorum. Fütürizm İtalya’da ortaya çıkmış bir sanat akımı olmakla birlikte benim gibi günümüz “fütüristleri” sanat akımından bağımsız olarak bu

konuyla ilgilenmektedirler. Fütürizmle birlikte mevcut sosyal, politik, ekonomik olguların gelecekte teknolojideki gelişmelerle ne gibi boyutlara taşınabileceğini

“uzgörmeyi” amaçlayan bir kavram haline gelmiştir. Meydana gelecek olguların pozitif ya da negatif olabilme olasılıklarını teknolojik, bilimsel temellere

dayandıran fütüristler insanlık için olumlu gelecek modelleri tasarlamaya çalışıyorlar.

Üniversitemde 2.dönemini gerçekleştiren Fütüristler Derneği’nin “Fütürizm Okulu” 18 Şubat 2012’de başladı. Konuşmacı IBM Genel Müdürü Eray Yüksek’ti.

IBM’in geçmişinden, günümüzdeki halinden ve gelecek uzgörülerinden söz eden Eray Yüksek başarının,rakamların getirdiği körlük durumundan kaçınılması

gerektiğini belirterek ilk derse başladı. 1992 yılında IBM piyasanın gerektirdiklerini yapamamış, önceki yıllarda geleceği planlamamış ve yok olma noktasına

gelmişti. Bu dönemde yapılması gereken hamle “Stratejik değişiklikler” gerçekleştirmek ve şirketi olumsuz bir gelecekten kurtarmak oldu.

“On Demand Strategy” ile geleceği kestirmeye çalışan IBM müşterilerine uygun iş modelleri geliştirmek için çalışmalar yapmaya başladı.

“Yani yapılan çalışmaların getirdiği başarılar sürekliliği sağlamanız için yeterli değildir. Sürekli başarı için geleceğe bu günden adapte olmanız kaçınılmaz hamledir!”

IBM gibi firmalar genel olarak yazılımda kar ederken “On Demand Strategy” ile donanımda kar etmeye başladılar.

Tek tip insan modeliyle çalışan şirketler tek tip ürünler ortaya çıkarırlar ve bunun sonucu olarak da değişmeyen ürünler, gelişmeyen ya da sıradan pazarlama

stratejileriyle ayakta kalmaya çalışırlar. IBM tek tip insan modelleriyle ilerlemeye çalışmanın imkansız olduğu biliyordu. Eray Yüksek birlikte çalıştığı takımının

tek tip insan modelinden uzak olduğu belirtti. Takım arkadaşları biri aynı zamanda hakem olan bir bankacıdan ( hakem olması nedeniyle ne zaman işi hangi

noktada durduracağını biliyordu ) ,her Perşembe ingiltere’de bütün dinleri bir araya getiren bir koronun şefi olan Teknoloji mühendisinden, Fasilitörden,

Sosyologdan ve Finanscıdan oluşan renkli bir gruptu. Bu demek olmuyor ki tek bir işe odaklanmak yanlıştır birçok iş yapılmalıdır.

Söz konusu durum “İ” tipi insanla değil “T” tipi insanla geleceğin şekillenebileceği, verimli işler yapılabileceği gerçeğidir. “İ” tipi insanlar tek bir disiplini benimseyen ve dikine giden

kişileri temsil eder. Ancak “T” tipi insanlar derinlemesine birşeyleri bilirken aynı zamanda sanat, bilim, felsefe gibi konularla da ilgilenen kişilerdir.

“Yani takım arkadaşlığı önemli ancak takımın rengi çok daha önemli. Herkesin tek bir alanda uzmanlaştığı bir takımdan başarılı bir çalışma çıkabilir ancak

çeşitli disiplinleri benimseyen kişilerin oluşturduğu takımlardan geleceği değiştirebilecek başarıda çalışmalar çıkar.”

Ekonomi alanındaki gerilemeler ya da gelişmeler ülkelerin refah düzeylerini, yaratıcılık eğilimlerini ve “geleceklerini” etkiliyor.

Gelişmiş ülkelerde ortalama ömür uzunluğu gittikçe artarken bu durum gelirle de bağlantılı olarak gelişiyor.

Söz konusu durumda “fütürizm” ne gibi uzgörülerde bulunuyor?

Öncelikle gelecek konusunda yorum yapabilmek için geçmiş verilerden yardım alınması çıkarılacak sonuçların ayaklarının yere basabilmesini sağlayacaktır.

Bu konuyla ilgili olarak izlenmesi gereken oldukça eğlenceli, değişik ve aynı zamanda ilgi çekici bir video var.

Hans Rosling’in yorumladığı videoda Dünya ülkelerinin 200 yılda gelir ve ortalama yaşam süreleri konusunda ne gibi gelişmeler yaşadığını görebilirsiniz.

2009 yılındaki datalarla sona eren videodaki bilgilerin ve grafiğin üst sıralar taşınabilecek diğer noktaların(ülkelerin) kaderinin bizim elimizde olduğunu gözler önüne seriyor.

1948 yılında savaşın sona ermesiyle birlikte rahatlayan kimi ekonomiler daha sonraki yıllarda geride kalan diğer ülkeleri de grafiği sağ üst tarafına çekiyorlar.

VİDEO İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN

Bir söylem vardır: 6 kişiyle bağlantı kurarak hedeflediğiniz kişiye ulaşabilirsiniz. Bu konuda da görüşlerini Fütürizm Okulu öğrencilerine aktaran Eray Yüksek

network oluşturmanın önemini açıkladı. Oluşturduğunuz networkle birlikte doğru zamanda, doğru kişiyle bağlantı kurmanız halinde hedefelediğiniz kişye

ulaşmanın hiç de zor olmadığını belirtti. Kimsenin ulaşılmaz olmadığı günümüzde sosyal medyadan bile kimilerine yüzyüze görüşmeden dahi ulaşabiliyoruz artık.

Geleceği şekillendirebilmeniz için başarılı olmanız gerekmektedir. Her alanda değil de tek bir alanda uzman olan ve aynı zamanda çeşitli alanlarda uzmanlık

seviyesinde olmasa da fikir sahibi olabilmek başaırlı bir fütüristin temel yapı taşlarını oluşturabilir.

Başarılı olmak için ne gibi özelliklere sahip olunması gerektiğine değinen Eray Yüksek bunu 5 maddeye indirgeyerek bizlere aktardı.

1) Başarılı olmak istiyorsanız: Değişime açık olmalısınız

2) Başarılı olmak istiyorsanız: Beklentinin ötesinde yaratıcı olmalısınız

3) Başarılı olmak isityorsanız: Yerel pazarın ötesini hedeflemelisiniz

4) Başarılı olmak istiyorsanız: Sıradışı olmalısınız (rahatsız edici, çok da beğenilmeyen)

5) Başarılı olmak istiyorsanız: Çevre ve topluma saygılı olmalısınız

Dersin başlangıcında küresel ısınmadan ve 4 elementten bahsedilirken çevreye ve topluma pozitif etkisi olabilecek gelişmelerin öncüsü olmanın gerekliliğine

de yer verilmişti. Doğru bildiklerinizin ğeşinden giderken, onları savunurken her şeyin insanla başladığını, insanı etkilediğini ve insanla sona erdiği gerçeğini

kabullenmenin ve göz önünde bulundurulmasının gerekliliği asla unutulmamalıdır. Bu nedenle çevre ve topluma saygılı olmayanlar varlıklarını

sürdüremeyeceklerdir.

IBM’in gelecek öngörülerine gelince..

Söz konusu öngörüleri beş adımda sıralayabiliriz.

Bunlar:

1) Güvenliği sağlamak biometrik özelliklerle mümkün olabilecek

2) Günlük hayatı kolaylaştırmak mobil cihazlarla mümkün olabilecek

3) Her sorunun yanıtını veri analiziyle bulmak mümkün olabilecek

4) Enerji üretmek yürürken mümkün olabilecek

5) Dijital aygıtları yönetmek beyin dalgalarıyla mümkün olabilecek

Bitmesin Diyebileceğiniz bir OKUL!

Bazen zamanınızı tabiri eğer caiz ise “çöpe atarsınız” ya da boşa harcarsınız. Bunu yaparken kaybettiklerinizin, yapabileceklerinizin ancak bir sebepten yapmadıklarınızın farkındasınızdır. Bazen de hayatınız adına öyle kritik saatler, öyle can alıcı dakikalar hatta günler geçirirsiniz ki zaman size teşekkür edebilse, onun tek bir teşekkürü az gelebilirdi. Katıldığım bir çok etkinliği göz önünde bulundurursam, geçirdiğim vakit, onu harcadığım yerle övünmeli desem yeridir.

Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem Araştırma Kulübü’nün OKUL 2011 etkinliğine katılma fırsatı yakaladım. Bu etkinliğe kayıtlar başladığında Boğaziçi Üniversitesi’nin prestijli ismi bir yana, etkinlik listesindeki isimler zaten sizi kaçınılmaz son olan “KATILIYORUM!” seçeneğine götürecekti. Etkinlik programını “Ders Programı” olarak adlandıran BÜYAK üyeleri, 4 günlük konferans ve etkinlik düzeninin her gününü üniversitenin yılları olarak ayırmıştı.

OKUL’un ilk yılı (günü) dersleri dinleme odaklı geçerken, interaktif oyunla sınıf arkadaşlarımızla iletişimimizi kuvvetlendirip, birbirimizi tanımamız ve üretkenlik faktörünü rekabetle birleştirmemizle sona erdi. OKUL’un ikinci yılında (gününde) dinlediğimiz konferanslardan sonra STAJımızı da son derece profesyonel bir ekiple tamamlama şansını yakaladık.OKUL’un üçüncü yılında (gününde) konferans ve vaka eğitimleriyle bir yılı daha geride bıraktık. Ve OKUL’un son yılı, hüzünlü veda..

Sizinle OKUL’daki “ders notlarımı” paylaşmak istiyorum.

Rekabette kazandıran hamleler temasıyla oluşturulan bu etkinlikte Sayın Bölüm Başkanı Ümit Bilge’ye göre temadaki tek bir cümle aslında anahtar kelimelerden oluşuyordu.

REKABETte/ KAZANdıran/HAMLEler..

Rekabete tek bir açıdan bakmamak gerekiyor. Çünkü rekabet dahilinde kişiler birçok alanda kendini donatırken, rakipleriniz de boş durmamak konusunda oldukça usta oluyorlar. Yapacağınız hamleler, atacağınız adımlar sizin donanımınızın bir ürünü oluyor. Eğer bir kuruma bağlı olarak çalışıyorsanız ya da o kurumu oluşturanlardansanız kurumsal imajınız ve sürdürülebilirlik politikanız rekabette oldukça önemli bir yere sahip. Bireysel açıdan bakıldığında da “kişisel sürdürülebilirlik” rekabette kazandıran hamleniz!

Birinci günün ilk konuğu olan İTO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş bizlere rekabette öne çıkmak için neler yapılması gerektiğini, yapılacak hamlelerin seviyelerini anlattı. Öncelikle farklılığınızı ortaya koymanız gerekiyor! Sıradanlık her zaman kişiyi geri planda tutarken yapılan farklı hamleler ve izlenen değişik,alışılmışın dışıda stratejiler sizi rekabet ortamında her zaman bir adım öne taşıyabilecek davranışları temsil edebiliyor. Yaptığınız işin ustası olmak, işinizi severek hatta aşkla yapmak, ilgili olduğunuz işe vakit ayırmak sizi rekabette öne çıkarırken alanınızda da daha başarılı olmanızı sağlar.

Firmalar bazında ekonomik saptamalara da yer veren Sayın Murat Yalçıntaş düşük maliyetle çalışmaya, farklılaşmaya ve en önemlisi işe odaklanmaya önem verdiğini açıklıyor. Farklılaşma konusunda ilgimi çeken bir örneğe de yer veren konuşmacı DELL firmasını bizlere anlatarak örneği zihnimizde somutlaştırmaya çalışıyor. DELL firması bilgisayar üretiminde oldukça popüler olduğu bir dönemden sonra yenilikleri takip edemeyip, farklılaşma yolunda adımlar atmadığı için bu gün sektördeki ününü yitirme durumuyla karşı karşıya..

OKUL’un ilk gününün ikinci konuşmacısı IBM Global İş Servisleri Genel Müdürü Tansu Yeğen oluyor. Birçok kez yılın en başarılı iş adamı seçilen Sayın Yeğen, vizyonun ne demek olduğunu, misyonun önemini ve durum değerlendirmesi yapmayı IBM’in temel hamleleri olarak belirlemiş. Her 10 yılda bir “ben ne yapıyorum?” sorusunu kendine sorarak durum analizi yapan Tansu Yeğen, öngörülerde bulunmayı da ihmal etmiyor.Yatırımdan çekinilmemesi gerektiğini vurgulayan konuşmacı, bunun sebebi olarak da yaıtırm yapmanın bizleri gitmek istediğimiz yere götürecek olan hareket olduğunu açıklıyor.

IBM’in başarısında rol oynayan iki maddeyi de Sayın Yeğen bizlere aktarıyor.

Bunlar:
1) Düzenli olarak müşterilerle konuşmak ve onlardan geri dönüş almak çok önemli diyor
2) Yapılan işlerin şirketin ilerleme süreçlerine katkıda bulunacak işler olması gerektiğini vurguluyor

Günün dördüncü konferansında Tayfun Çataltepe “ değişmenin hızı değişti, farklılık yaratmak zorlaştı” diyor.. Ardından Tülay Güngen bankacılık sektöründeki rekabette kültür ve sanatın rolü konusunda bizlere bir sunum yapıyor.

İlk günün sonunda gerçekleştirilen interaktif oyunla, grup çalışması yapabilmeyi bir şeyler üretebilmeyi ve organize olabilmeyi yaşayarak öğrendik. Böylece okulun ilk yılı sonra erdi..

16 Aralık 2011 tarihinde okulun ikinci gününde Nuri Otay Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.den gelerek bizleri kriz yönetimi konusunda bilgilendirdi. Krizden başarıyla çıkabilmek için izlenmesi gereken adımları sıralaması oldukça ilgi çekiciydi.

Bu adımlar sırasıyla( Kriz döneminde):
1) Ertelenebilir masrafları ertele
2) Maliyetleri gözden geçir,değerlendirmeler yap
3) Çalışanların memnuniyetsizliğine neden olacak konular yaratmamalısın
4) Pazarda çeşitlendirme yapmalısın. Örneğin Avrupada kaybettiğin pazarı başka ülkelere açılarak kapatmayı deneyebilirsin

Türkiye’nin demokrasi ve açık pazarla büyüdüğünü söyleyen Nuri Otay “ İnsanlar motive olduğu sürece piyasalar da motive olacaktır” cümlesiyle konferansı noktalıyor.

Bir sonraki konuşmacı Ayşegül İldeniz oluyor. Kendisinin enerjisi ve sıcak tavırları bütün salonu etkisi altına almayı başarıyor. Ayşegül Hanım Intel World Ahead programından söz ediyor. Ardından piramit örneğini veriyor. Siz piramidin üst kısımlarına gözünüzü diktiğinizde görüşünüzü daraltıyorsunuz diyor. Ancak bir de piramidi ters çevirerek bakmayı deneyin.

Böylece ilerisi için oldukça geniş bir bakış açısı kazanacaksınız diyor.
Eğer başarılı olmak istiyorsanız size 3 başlıktan söz edebilirim diyordu Ayşegül hanım.

Hayattan ve kendinden ne istiyorsun bunu belirle. Yeteneklerin neler bunları keşfet. Ardından da amaçların doğrultusunda hareket et!

Geniş düşün, Kafandaki sınırları at!

Ne yaptığın değil, yolculuğun kendisi önelidir!

Bu konferansın ardından “Staj” yapmaya gidiyoruz! Ben İş Bankası’na arkadaşlarım da İntel, Vodafone gibi ünlü markaların firmalarına..
Bir sonraki gün Ali Tulgar ve Galya Frayman Molinas’ı dinledikten sonra favorim olan etkinliğe geliyor sıra.

Vaka Eğitimi ve ardından Vaka Analizi!
IBMden gelen yetkililerden oluşan jüri üyelerine çözümümüzü sunmak üzere iki saat boyunca ayrıldığımız takımlarla bizlere verilen vakayı çözmeye çalışıyoruz. Çok yaratıcı, çok fütürist biraz da karmaşık sonuçlara vararak çözümümüzü jüri üyelerine sunuyoruz.

OKULun son günündeyiz! Günün ilk ve son konuşmacısı Kişisel Gelişim Uzmanı, Başarı Düşünürü, Okuru ve Yazarı Sayın Mümin Sekman oluyor. İnsanları hayatta başarılı yapan nedir? Düşünülmesi gereken ancak ertelenen ya da kişinin aklına dahi gelmeyen sorular vardır. Bu soruların yanıtları aslında sizin geleceğinizi belirler, yol haritanızı çizer. Kimisi bu soruları düşünür de yanıtlamaz, kimisi de vardır ki size durmadan bu soruları sorar. Belki amacı sosyal sorumluluk bilinci doğrultusunda ilerlemektir, ya da belki de amacı tutkuyla bağlı olduğu misyonunu geliştirmektir.

“Başarı hakkındaki düşünceleriniz hayatınızı şekillendirir” diyordu yazar Mümin Sekman. Boğaziçi Üniversitesi’nde BÜYAK’ın düzenlediği OKUL 2011 etkinliğinin son gününde okurlarıyla buluşan Mümin Sekman, gençlere hitap ederken üniversite yıllarındaki düşüncelerini ve o yıllarda attığı adımları, verdiği kararları ve girişimlerini anlattı. Yazarın kendi web sitesinde de belirttiği gibi okurken gördüğü güzel cümleleri yazdığı bir defterin varlığından tutun da herkesin başarılı olmak isteyip neden olamadığına kadar birçok konuda görüşlerini, düşüncelerini gençlerle paylaştı.

Üniversite kantininde başlayan başarıyı sorgulama macerasından, başarıyı amaç mı olarak yoksa araç mı olarak kullanmak gerektiği konusunda verdiği örneklere kadar gençlere vizyon kazandırabilecek düşüncelerini aktaran Mümin Sekman, OKUL 2011 etkinliğinin kapanışında gençlerin gelecek hedefleri oluçturma konusundaki bakış açılarını başarılı bir gelecek hedefi oluşturma doğrultusuna çevirdi.
Başarı üzerine yaptığı konuşmasının ardından “ Her Şey Beyinde Başlar” isimli kitabını imzalayıp aramızdan ayrılıyor.

BÜYAK ailesinin bizlere neşeli dakikalar yaşatmak için getirmiş olduğu bir tiyatro ekibi çıkıyor sahneye. “Yota Doğaçlama” olarak bilinen bu tiyatro grubu bütün salonun dakikalarca gülmesine, OKULun neşeyle sonlanmasına neden oluyor.

Diplomalarımızı alma vakti geldiğinde de herkes tek tek sahneye davet edilip diplomalarını alarak OKULa veda ediyor..

Keşke aldığım bütün notları, bütün konuşmacıların çarpıcı görüşlerini ve bize aktardığı bilgileri yazabilseydim. Ancak OKUL 2012 katıldıktan sonra yapacağım kıyaslamalar için bu eylemi ertelemeye karar verdim.

Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem ve Araştırma Kulübü’ne teşekkürler…