Tag Archives: Kigem

Mustafa Kemal Şirket Yönetseydi

Sayın Koray Tulgar, Mustafa Kemal Atatürk’ün bir şirket yöneticisi olduğunu varsayarak, bu durumda bir şirketi nasıl yöneteceğini düşünmüş ve bir kitap yazmıştı. Bilişim ve Toplum dersimize konuk olarak gelen, yaratıcı bir yazar olan Koray Tulgar, bizlere gösterdiği slaytlar yardımıyla kitabında anlatmak istediklerini salondaki arkadaşlarımıza ulaştırmaya çalışmıştı. Atatürk nasıl biriydi? Hepimiz gibi görünürken, tarih yazacak kadar kritik ve etkili adımları atarken bu eylemleri hangi özelliklerine borçluydu?

Geçtiğimiz senelerde Sayın Can Dündar’ın “Mustafa” ismiyle sinemaya uyarladığı Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı kusurlu ve sıradan insan davranışlarıyla Ulu Önderi gözler önüne seriyordu. Konuşmacımız Sayın Koray Tulgar da bu konuya değinerek, Atatürk’ün de sıradan bir insan olduğu gerçeğinin şaşılacak bir durum olmadığını bizlere aktardı. Bir şirket yöneticisi herkesten daha verimli çalışmalı, iç disipline sahip olmalı, kuvvetli hitap yeteneği barındırmalı ve kendini sürekli yenilemeliydi.

Mevcut piyasa şartlarını sürekli takip etmeli ve bu doğrultuda elinde bulunan varlıkları yenilemeliydi. Atatürk ise tüm bu eylemleri şirket yöneticisi bilinciyle değil ama bir komutan niteliğiyle hayata geçirdi. Onun iç disiplini, araştırmacı kişiliği yeni yöntemler bulmasını kaçınılmaz kılıyor ve bir milletin kaderini değiştirecek hamleler atmasını sağlıyordu. Bir şirket yönetebilmek liderlik özelliğini gerektiriyordu ve Atatürk de bu özelliğe uyan önemli kişilerden biri olarak tarihe geçti. Peki Mustafa Kemal Atatürk ne yapıyordu? Konuşma esnasında dikkatimi çeken bazı saptamaları aktarmak istiyorum.

Öncelikle sol tarafta görülen resmi slaytlar esnasında da görmüştüm ve aklımda etkili bir iletişim becerisi örneği olarak bu resim yer etti. Eğer bir şirket yönetiyorsanız, çalışanlarınızı kesinlikle dinlemelisiniz ve onların sorunlarını, önerilerini anlamaya çalışmalısınız. Bu fotoğrafta da görülüyorki Atatürk bir vatandaşı oldukça etkili bir biçimde, kendini onun yerine koyarak dinlemekte. Böyle bir lider, toplumda her zaman güven uyandıracak dinleme alışkanlığını sürdürerek başarılara imza atmıştır. Aynı durum şirket yöneticileri için de geçerli olup, verimliliği ve şirkete olan bağlılığı artıracaktır.

Bir diğer çarpıcı nokta da Atatürk’ün yüzlerce sayıda okuduğu kitapların varlığıdır. Bu kitaplar sayesinde bir çok savaşta stratejiler belirlemiş ve bu stratejiler Türkiye haritasının sınırlarını oluşturmuştur. Yüzlerce kitap okuyan bir bireyin düşüncelerinde büyük değişimler olduğu gerçeği Atatürk’de de görülen bir gerçektir. Mustafa Kemal, okuduğu kitaplar sayesinde kendini dönemin eğitim şartlarına göre oldukça yüksek düzeyde geliştirmiştir. Hatta ülkemizin kaderini değiştiren Kurtuluş Savaşı’nda uyguladığı bir taktik, okuduğu bir kitapta yazılı olup onu başarıya ulşatırmıştır, adını ve adımızı tarihe kazımıştır.

Son olarak çalışma esnasında kişinin kendini motive etme biçimi oldukça büyük önem taşımaktadır. Atatürk’ün önemli kararlar vermeden önce ya da cesur kişiliğinin özelliklerini bir kademe daha artırabilmek için ünlü besteci Richard Wagner’den senfoniler dinlediği bilinmektedir. Bu durumu da bir şirket yöneticisine uyarlarsak, çalışanların motive edilebilmesi için öncelikle liderlerinin motivasyonunu değerlendirmeliyiz. Enerjik, cesur ve iletişime açık bir lider, çalışanlarına cesaret aşılayabilmek ve onları daha kesin, doğru kararlar vererek yönetebilmek için motivasyonunu en yüksek düzeyde tutmalıdır.

Okuyan, kendini geliştiren, yeniliklere açık olan, insanlarla iletişimi kuvvetli olan ve iç disiplininden taviz vermeyen bir lider olan Atatürk, şirket CEOlarına örnek oluşturacak kişilerdendir. Liderlik özelliğine zaten sahip olması gereken bir yönetici kendine daha birçok özellik yükleyerek bireysel gelişimine katkı sağlamalı ve çalışanlarına da moral verebilmelidir. Etkili konuşmaları, hitap yeteneği sayesinde kitleleri peşinden sürükleyebilmiş biri olan Atatürk gibi şirket yöneticileri de kısa ve net cümlelerle çalışanlarını yönetmeye çalışmalıdırlar.

Sosyal Bir Sorumluluk: Beynin Keşfi!

Bu kez kişisel gelişim için değil,hep yanımızda olan bir gücü keşfetmek için yazdı Mümin Sekman.Bilimsellikle gündelik hayatta aşina olduğumuz bilgilerin harmanıydı “ Her Şey Beyinde Başlar” kitabı.. Ya da bir diğer deyişle “Aklımızı başımıza toplama kılavuzu”.
Milletleri kurtaran “büyük beyinler”dir.

Savaşları çıkaranlar da,spekülasyonlar yaratanlar da hatta internet erişimine sahip olmamızı sağlayanlar da –ki bu fikirlerimi onun aracılığıyla insanlara ulaştırabiliyorum- büyük beyinlerdir. Mademki herkese eşit olarak dağıtılmış bir “güç” var, öyleyse neden herkes dünyada bir iz bırakamıyor,kendisine hediye edilen “beynini” kullanarak? Her Şey Beyinde Başlar isimli bu kitabı okurken zaten bilgi birikimimde var olan bir noktayı yakaldım sayfalarda. Hepimizin “fabrika ayarları” var ve bu ayarları keşfetmek,aktifleştirmek bizim elimizde.

Nasıl her telefonun farklı özellikleri,dolayısıyla farklı fabrika ayarları oluyorsa , insanlarda da farklı fabrika ayarlarına sahip beyinler olduğu için her yıl bir “Arşimed” çıkmıyor aramızdan.

Öyleyse fark yaratanlar, Apple’ın eski CEOsu Steve Jobs’un deyişiyle “Dünya’da bir iz bırakanlar” nasıl oluyor da bunu başarabiliyorlar? Fark yaratanlar,iz bırakanlar üst düzey bir eğitim mi alıyorlar, yoksa olağanüstü özellikleri olan genler mi taşıyorlar? Tüm bu soruları zaman zaman kendimize sorarız. O nasıl yapabiliyor da ben yapamıyorum diyebiliriz bazen.

Ardından da kabul edelim ki kendimizi avutmak için,”onun annesi doktor,babası üniversite bitirmiş” gibi cümleler sarf ederek başarısızlığımıza uyduruk kılıflar dikiyoruz. Kendimizi avutup yapılması gerekeni,beynin keşfini erteliyoruz.
Lisede toprağın,yeryüzünün,gökyüzünün katmanlarını öğreniriz de neden tüm bunları saklayacak organımızın katmanlarından bir haber yaşarız? Benim için kitabın en ilgi çekici yanı, beynin bölümlerinin varlığından söz edildiği ve bu bölümlerin bilimsellikten uzak bir şekilde açıklandığı Limbik sistem- Neo Korteks- Reptilian Beyin anlatıldığı kısımdı.

Ortalama düzeyde bir eğitim almış herkes bilir ki insanlar aslında hayvan türünün farklı bir kolunun temsilcisidir. Hal böyle olunca hayvanlardan bizlere geçen bazı “beyinsel” özelliklerin olduğu aşikardır.Reptilian beyin adını verdiğimiz en alt katman insanların geliştirmek için fazla çaba sarfetmemesi gereken bölgedir. Çünkü bu bölgenin gelişimi sonucunda kişiler “sürüngen beyin”li olmaya başlıyorlar.Reptilian beynin varlığı sayesinde hayatta kalma mücadelesi verip,kendimizi koruyabiliyoruz. Ancak gelişmiş bir beynin bundan daha fazlasına ihtiyacı vardır. Bunun için Neo-Korteksi geliştirmek yapılacak en akıllıca davranış olacaktır.Düşünen beyin, sürüngen beyinden çok daha güçlü olmalıdır.
Kitabı okurken nöronlarınızla tanışmaya başlıyorsunuz.

Bunu yaparken de günlük hayatta sıkça karşılaştığınız “benden geçti artık,yaşlandım siz öğrenin” şeklinde büyüklerimiz tarafından kurulan cümlelerin ne kadar da gerçekdışı olduğunu keşfediyorsunuz. Çocuk nöronlar keşfetmeye daima heveslidirler.Bu durum psikolojik ve biyolojk nedenlerden dolayı ortaya çıkar.Çocuklar yabancısı oldukları birçok olayı,nesneyi,kişiyi,durumu anlamak isterler ve bu nedenle de sürekli bir öğrenme çabası içindedirler. Ancak yetişkinlere bakacak olursak,çocuklardan farkılı olarak monotonlaşan hayatlarında günü kurtarmaya yönelik,zihni güçledirici hamlelerde bulunmayarak “hazır bilgileri” kullanırlar.

Yetişkinlerin zihinsel katılıkları teknik yetersizlikten çok,sınırlayıcı zihinsel tutumdan kaynaklanır. Yazarın kitapta yer verdiği şu cümleler düşüncelerime tercüman oluyorlar: “Zamanla,eğitim sistemi ve hayatın monotonlukları insanların öğrenme sevgisini kaybetmelerine neden olabiliyor.Bu nöral bir kader değildir,bireysel tercihlerin yansımasıdır”.

İnsan gelişim sürecinin kalitesini belirlerken yalnız değildir.Bu süreç çocuk yaşlarda başlar ve ilerleyen yaşlarda kişinin kendi seçimleriyle şekillenerek devam eder. İlk gelişim sürecinde devreye aile faktörü girer.Ailenizin ne türde bir gelişim politikası izlediği sizin gelecekteki seçimlerinizde bir parça da olsa etkili olur.Bu konuyla ilgili olarak da kitaptan küçük bir hikaye öğrendim.Dünyada en çok satan beyin kitaplarından birinin yazarı olan bir doktorun annesinin eğitim stratejisi ilgimi çekti.Söz konusu olan doktorumuz,henüz üç yaşındayken dinozorlara merak sarınca, anne bütün evi dinozorlarla donatmış-posterler,oyuncaklar-.

Ardından küçük doktorumuzun hevesi galaksilere yönelince ev bir anda evrende bilinen bütün gezegenlerle,posterlerle,maketlerle dolmuş. Hani bir laf vardır bizim toplumumuzda “çocuğun her istediğini yaparsan şımarır” diye. Bence “her istediğini yapmak” vurgusu yanlış bir saptamayı temsil ediyor. Her çikolata istediğinde alınmamalı evet. Ancak küçük yaşlarda keşifler yapmak isteyen çocuğa bu olanakları sunmak,onun midesini doldurmaktan daha akıllıca bir davranış olmaz mı?
Güzel görünmek,etkileyici olmak bir yana bir de sağlıklı olmak için beslenmemize dikkat ettiğimiz dönemler oluyordur.Aslında duruma biyolojik açıdan bakarsak, vücudumuz yalnızca bir çerçeve.Çerçeveyi dolu kılan da beynimiz.Beyniniz ne kadar donanımlıysa,çerçevedeki fotoğraf da o kadar güzel görünür insalara. Öyleyse güzellik için yapılan beslenme programlarını, neden beynimiz için de yapmayalım? Sınavlara hazırlandığımız dönemlerde ya da şampiyonalar için sıkı antremanlar gerçekleştirdiğimiz zamanlarda beslenmemize dikkat ediyoruz da bunu neden beynimizi baz alarak sürekli hale getirmiyoruz?Kitabın son bölümlerinde göreceksiniz ki beyin için beslenme oldukça önemli bir faktör.Her şeyin temeli olan beynimizi tanıyarak onu doğru kullanmayı öğrenmek hepimizin görevi.

Mesleki hayatta,özel yaşamda,huzurlu geçmesini planladığımız dönemlerde her şeyin temelinde beynimiz yer alıyor.Onu kullanma biçimimiz,kaderimizi belirliyor adeta.Devletlerin politiklarını insanlardan öte beyinler belirliyorlar.Bunun farkına varan gelişmiş ülkeler de “Beyin Haftaları” , “Beyin Günleri” düzenliyorlar. Örneğin Danimarka, 1997 yılını İsveç de 1998 yılını beyin yılı ilan etmiştir.Mümin Sekman’ın yazdığı Her Şey Beyinde Başlar isimli bu kitapta da görüyoruz ki Türkiye’de de böyle bir girişime ihtiyaç duyuluyor.

Bence toplumumuza beyni basit bir şekilde anlattıktan sonra onu kullanmayı sürekli hale getirecek metotları anlatabilmek başlıca görevlerimiz arasında yer almakta. Bunun için gençlerin öncü olup,araştırıp,halka ulaşması sosyal bir sorumluluğu gerçekleştirmek olacaktır.