Tag Archives: Mümin Sekman

A Professional SUCCESS Guide

Unlimit Yourself by Mumin SekmanYou may be a manager, a new graduate, a retaired guy, a mother or a student. These adjectives and titles are not an excuse about having a trouble in daily or professional life. A manager could be unsuccessful about getting promoted or a mother could be unhappy about her marriage or daily life. In such delicate conditions that every single person lives them really frequently, they try to find a key point to resolve their problem or change their behavior.

As a student, during my preparation period to university exam, I felt so miserable about motivating myself and setting an attainable goal. During that period, no psychologist or any friends would be a “cure” for me. But instead of using my network to make myself more confident about such hard period, I found a book which was written by Mumin Sekman and it was all about coping with such stressful conditions.

I started to read that and I found myself in a different kind of world which was include; encouragement, desire, tenacity and key points about creating an internal discipline. His book inspired me and I read it, almost three times. He was familiar the period that Iived and he knew how to touch the condition with his really nonsuppressed expression.

In Turkey most of the population stick to their current condition and don’t know that they have enough and required power to change the situtation!

To do that like me most of my friends prefer to go a psychologist and they always say that “I’m not happy. My life’s current conditions are not satisfying me. Help me!”. Sometimes we feel desperate, and we cannot see availabe opportunities about changing our life. In such critical point thousands of people read a book again written by Mumin Sekman and which was called “Unlimit Yourself”. Almost everyone think that this book is kind of “magic book”. After finishing this book, it’s easy to throw away everthing that limit your happiness or success.

Additionally there was a book about laziness which was again written by Mumin Sekman. Tens of times my friends talked about this book and they told me the degree of its inspiration on them. I though that “What does make Mumin Sekman’s books so popular and effective?”. I determine a few key points that make him special about “success”.

Here they are:

• He lived every single detail that most of us faced with during rough times
• Language that he used is so simple to understand the basic idea and also he wrote funny examples to make reader optimistic about the situation
• He had really interesting “success story”. He read in a university which is still the most reputable and blinding college in Turkey. And also he graduated from department of law but he is a writer right now!
• He is not writing “you can do it!” sentences; instead of that he is writing about “they did it, here how they completed the task”. You can read a story which is familiar to yours.

Success is a special topic and instead of listening those people who is telling you that you must do task 1, task 2 and task 3 and than you will see that you will reach you goal, you must focus on yourself and create a “business plan about you!”. During this period Mumin Sekman will be the best guide for you.

Beyninizi Daha İyi Çalıştırabilirsiniz!

Beyninizi daha iyi çalıştıracak 10 öneri Mümin Sekman – Sondaj Haber.

İlgilendiğiniz alanlarda başarılı olabilmeniz için öncelikle size başarıyı getirecek aracın nasıl kullanıldığını kavrayabilmeniz, bu aracın kullanım klavuzunu

bütünüyle özümsemiş olmanız gerekmektedir. Günlük hayatta kullanılan birçok nesnenin kullanım klavuzu, ilaçların reçeteleri, servislerin danışma hatları olmasına rağmen, bireyi isteklerine ulaştıracak olan temel unsurun kullanım klavuzu, danışma hattı veya reçetesi bulunmamaktadır.

Başarıya ulaşmanız için sizin mükemmel bir okulda okuyor olmanız ya da dört dörtlük imkanlara sahip olmanız malesef yeterli olmayacaktır. Başarı “ hükmedilen beynin” eseridir ve bu eserin oluşması için sanatçının – yani beynin – kendi alışkanlıklarını ve eğilimlerini keşfetmesi gerekmektedir.

Hiçbir servet ya da okul size beyninizi nasıl kullanmanız gerektiğini öğretmekle ilgilenmek için kullanılmaz. Bu nedenledir ki onun doğru kullanımını,

alışkanlıklarını, ihtiyaçlarını bireysel çabalarınızla saptamanız ardından da istikrarlı bir şekilde uygulamaya geçirmeniz gerekir.

Konu hakkında binlerce kişiye ulaşmayı başaran tanınmış kişisel gelişim uzmanı, yazarı ve düşünürü olan sayın Mümin Sekman “Her Şey Beyinde

Başlar! isimli kitabıyla, başarılı olmak isteyen kişilere, kitabında bu amaç doğrultusunda kullanmaları gereken beynin nasıl daha verimli çalıştırılacağını

anlatıyor.

YAZARIN SİZE 10 ÖNERİSİ VAR!

1. Sağlam kafanın, hareketli vücutta bulunduğu gerçeğini kavramalısınız.

Hareketli bir beden, hızlanan kan dolaşımı, vücuda giren oksijen miktarının artışı ve sonuçta beklenen son: Daha sağlıklı,verimli bir beyin ve belki de Dünya’yı değiştirebilecek fikirlerin doğuşu!

2. Beyin sulanmaz, aksine beyin kurur!

Vücut sağlığınız için her gün tüketmeniz gereken suyun miktarı aslında vücudunuza, sağlığınıza hükmeden beyninizin ihtiyacıdır.

3. Eli hızlandıran şeyler, aklı yavaşlatır

Bazı eylemleri gerçekleştirmeyi öğrenmeniz bir kaç gün sürebilir. Bu süre içerisinde özümsediğiniz eylem bir süre sonra alışıldık işlere dönüşür. Kendinizi

otomatik pilottan çıkarmalısınız ve beyninizi kullanmalı, düşünmeli, zincirleri kırmalısınız.

4. Akıl tutulmasına karşı, açık görüşlü ol.

5. Beyne çöp girerse, beyinden çöp çıkar.

Hani bir atasözü vardır “ne ekersen onu biçersin” diye. Bu durum yalnızca cümlenin temel anlamı baz alınırsa hasat zamanı için geçerli değildir. Aynı durum

beyin için de geçerlidir. Eğer bütün zamanınızı müzik dinleyerek geçiriyorsanız, şarkı sözleri en iyi arkadaşınız, ritim tutmak da en başarılı el alışkanlığınız

olacaktır.

6. “Sihirli eğer” ile düşünün

Eğer bütün fikirler sizi çıkmaza sürüklüyorsa, ortada bir çare yok gibi görünüyorsa, olaya bir başkasının baktığı yerden bakmaya çalışın. Her şeyin bir çaresi

vardır!

7. Aklının takıldığı yer hayatının takıldığı yer olabilir.


8. Sosyal medya diyeti yapın.

Bütün bir gün arkadaşlarınızın ne yaptığıyla değil, onları gözlemlemek ve kendinizi olmak istediğiniz gibi sergilemek yerine, bu zamanı verimli değerlendirip

gerçekten olmak istediğiniz kişi için çalışın.

9. İnsanları beyninizle sevin. Aşk, bir beyin işlevidir

10. Nasıl çalışması gerektiğğini beynine öğret

Bitmesin Diyebileceğiniz bir OKUL!

Bazen zamanınızı tabiri eğer caiz ise “çöpe atarsınız” ya da boşa harcarsınız. Bunu yaparken kaybettiklerinizin, yapabileceklerinizin ancak bir sebepten yapmadıklarınızın farkındasınızdır. Bazen de hayatınız adına öyle kritik saatler, öyle can alıcı dakikalar hatta günler geçirirsiniz ki zaman size teşekkür edebilse, onun tek bir teşekkürü az gelebilirdi. Katıldığım bir çok etkinliği göz önünde bulundurursam, geçirdiğim vakit, onu harcadığım yerle övünmeli desem yeridir.

Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem Araştırma Kulübü’nün OKUL 2011 etkinliğine katılma fırsatı yakaladım. Bu etkinliğe kayıtlar başladığında Boğaziçi Üniversitesi’nin prestijli ismi bir yana, etkinlik listesindeki isimler zaten sizi kaçınılmaz son olan “KATILIYORUM!” seçeneğine götürecekti. Etkinlik programını “Ders Programı” olarak adlandıran BÜYAK üyeleri, 4 günlük konferans ve etkinlik düzeninin her gününü üniversitenin yılları olarak ayırmıştı.

OKUL’un ilk yılı (günü) dersleri dinleme odaklı geçerken, interaktif oyunla sınıf arkadaşlarımızla iletişimimizi kuvvetlendirip, birbirimizi tanımamız ve üretkenlik faktörünü rekabetle birleştirmemizle sona erdi. OKUL’un ikinci yılında (gününde) dinlediğimiz konferanslardan sonra STAJımızı da son derece profesyonel bir ekiple tamamlama şansını yakaladık.OKUL’un üçüncü yılında (gününde) konferans ve vaka eğitimleriyle bir yılı daha geride bıraktık. Ve OKUL’un son yılı, hüzünlü veda..

Sizinle OKUL’daki “ders notlarımı” paylaşmak istiyorum.

Rekabette kazandıran hamleler temasıyla oluşturulan bu etkinlikte Sayın Bölüm Başkanı Ümit Bilge’ye göre temadaki tek bir cümle aslında anahtar kelimelerden oluşuyordu.

REKABETte/ KAZANdıran/HAMLEler..

Rekabete tek bir açıdan bakmamak gerekiyor. Çünkü rekabet dahilinde kişiler birçok alanda kendini donatırken, rakipleriniz de boş durmamak konusunda oldukça usta oluyorlar. Yapacağınız hamleler, atacağınız adımlar sizin donanımınızın bir ürünü oluyor. Eğer bir kuruma bağlı olarak çalışıyorsanız ya da o kurumu oluşturanlardansanız kurumsal imajınız ve sürdürülebilirlik politikanız rekabette oldukça önemli bir yere sahip. Bireysel açıdan bakıldığında da “kişisel sürdürülebilirlik” rekabette kazandıran hamleniz!

Birinci günün ilk konuğu olan İTO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş bizlere rekabette öne çıkmak için neler yapılması gerektiğini, yapılacak hamlelerin seviyelerini anlattı. Öncelikle farklılığınızı ortaya koymanız gerekiyor! Sıradanlık her zaman kişiyi geri planda tutarken yapılan farklı hamleler ve izlenen değişik,alışılmışın dışıda stratejiler sizi rekabet ortamında her zaman bir adım öne taşıyabilecek davranışları temsil edebiliyor. Yaptığınız işin ustası olmak, işinizi severek hatta aşkla yapmak, ilgili olduğunuz işe vakit ayırmak sizi rekabette öne çıkarırken alanınızda da daha başarılı olmanızı sağlar.

Firmalar bazında ekonomik saptamalara da yer veren Sayın Murat Yalçıntaş düşük maliyetle çalışmaya, farklılaşmaya ve en önemlisi işe odaklanmaya önem verdiğini açıklıyor. Farklılaşma konusunda ilgimi çeken bir örneğe de yer veren konuşmacı DELL firmasını bizlere anlatarak örneği zihnimizde somutlaştırmaya çalışıyor. DELL firması bilgisayar üretiminde oldukça popüler olduğu bir dönemden sonra yenilikleri takip edemeyip, farklılaşma yolunda adımlar atmadığı için bu gün sektördeki ününü yitirme durumuyla karşı karşıya..

OKUL’un ilk gününün ikinci konuşmacısı IBM Global İş Servisleri Genel Müdürü Tansu Yeğen oluyor. Birçok kez yılın en başarılı iş adamı seçilen Sayın Yeğen, vizyonun ne demek olduğunu, misyonun önemini ve durum değerlendirmesi yapmayı IBM’in temel hamleleri olarak belirlemiş. Her 10 yılda bir “ben ne yapıyorum?” sorusunu kendine sorarak durum analizi yapan Tansu Yeğen, öngörülerde bulunmayı da ihmal etmiyor.Yatırımdan çekinilmemesi gerektiğini vurgulayan konuşmacı, bunun sebebi olarak da yaıtırm yapmanın bizleri gitmek istediğimiz yere götürecek olan hareket olduğunu açıklıyor.

IBM’in başarısında rol oynayan iki maddeyi de Sayın Yeğen bizlere aktarıyor.

Bunlar:
1) Düzenli olarak müşterilerle konuşmak ve onlardan geri dönüş almak çok önemli diyor
2) Yapılan işlerin şirketin ilerleme süreçlerine katkıda bulunacak işler olması gerektiğini vurguluyor

Günün dördüncü konferansında Tayfun Çataltepe “ değişmenin hızı değişti, farklılık yaratmak zorlaştı” diyor.. Ardından Tülay Güngen bankacılık sektöründeki rekabette kültür ve sanatın rolü konusunda bizlere bir sunum yapıyor.

İlk günün sonunda gerçekleştirilen interaktif oyunla, grup çalışması yapabilmeyi bir şeyler üretebilmeyi ve organize olabilmeyi yaşayarak öğrendik. Böylece okulun ilk yılı sonra erdi..

16 Aralık 2011 tarihinde okulun ikinci gününde Nuri Otay Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.den gelerek bizleri kriz yönetimi konusunda bilgilendirdi. Krizden başarıyla çıkabilmek için izlenmesi gereken adımları sıralaması oldukça ilgi çekiciydi.

Bu adımlar sırasıyla( Kriz döneminde):
1) Ertelenebilir masrafları ertele
2) Maliyetleri gözden geçir,değerlendirmeler yap
3) Çalışanların memnuniyetsizliğine neden olacak konular yaratmamalısın
4) Pazarda çeşitlendirme yapmalısın. Örneğin Avrupada kaybettiğin pazarı başka ülkelere açılarak kapatmayı deneyebilirsin

Türkiye’nin demokrasi ve açık pazarla büyüdüğünü söyleyen Nuri Otay “ İnsanlar motive olduğu sürece piyasalar da motive olacaktır” cümlesiyle konferansı noktalıyor.

Bir sonraki konuşmacı Ayşegül İldeniz oluyor. Kendisinin enerjisi ve sıcak tavırları bütün salonu etkisi altına almayı başarıyor. Ayşegül Hanım Intel World Ahead programından söz ediyor. Ardından piramit örneğini veriyor. Siz piramidin üst kısımlarına gözünüzü diktiğinizde görüşünüzü daraltıyorsunuz diyor. Ancak bir de piramidi ters çevirerek bakmayı deneyin.

Böylece ilerisi için oldukça geniş bir bakış açısı kazanacaksınız diyor.
Eğer başarılı olmak istiyorsanız size 3 başlıktan söz edebilirim diyordu Ayşegül hanım.

Hayattan ve kendinden ne istiyorsun bunu belirle. Yeteneklerin neler bunları keşfet. Ardından da amaçların doğrultusunda hareket et!

Geniş düşün, Kafandaki sınırları at!

Ne yaptığın değil, yolculuğun kendisi önelidir!

Bu konferansın ardından “Staj” yapmaya gidiyoruz! Ben İş Bankası’na arkadaşlarım da İntel, Vodafone gibi ünlü markaların firmalarına..
Bir sonraki gün Ali Tulgar ve Galya Frayman Molinas’ı dinledikten sonra favorim olan etkinliğe geliyor sıra.

Vaka Eğitimi ve ardından Vaka Analizi!
IBMden gelen yetkililerden oluşan jüri üyelerine çözümümüzü sunmak üzere iki saat boyunca ayrıldığımız takımlarla bizlere verilen vakayı çözmeye çalışıyoruz. Çok yaratıcı, çok fütürist biraz da karmaşık sonuçlara vararak çözümümüzü jüri üyelerine sunuyoruz.

OKULun son günündeyiz! Günün ilk ve son konuşmacısı Kişisel Gelişim Uzmanı, Başarı Düşünürü, Okuru ve Yazarı Sayın Mümin Sekman oluyor. İnsanları hayatta başarılı yapan nedir? Düşünülmesi gereken ancak ertelenen ya da kişinin aklına dahi gelmeyen sorular vardır. Bu soruların yanıtları aslında sizin geleceğinizi belirler, yol haritanızı çizer. Kimisi bu soruları düşünür de yanıtlamaz, kimisi de vardır ki size durmadan bu soruları sorar. Belki amacı sosyal sorumluluk bilinci doğrultusunda ilerlemektir, ya da belki de amacı tutkuyla bağlı olduğu misyonunu geliştirmektir.

“Başarı hakkındaki düşünceleriniz hayatınızı şekillendirir” diyordu yazar Mümin Sekman. Boğaziçi Üniversitesi’nde BÜYAK’ın düzenlediği OKUL 2011 etkinliğinin son gününde okurlarıyla buluşan Mümin Sekman, gençlere hitap ederken üniversite yıllarındaki düşüncelerini ve o yıllarda attığı adımları, verdiği kararları ve girişimlerini anlattı. Yazarın kendi web sitesinde de belirttiği gibi okurken gördüğü güzel cümleleri yazdığı bir defterin varlığından tutun da herkesin başarılı olmak isteyip neden olamadığına kadar birçok konuda görüşlerini, düşüncelerini gençlerle paylaştı.

Üniversite kantininde başlayan başarıyı sorgulama macerasından, başarıyı amaç mı olarak yoksa araç mı olarak kullanmak gerektiği konusunda verdiği örneklere kadar gençlere vizyon kazandırabilecek düşüncelerini aktaran Mümin Sekman, OKUL 2011 etkinliğinin kapanışında gençlerin gelecek hedefleri oluçturma konusundaki bakış açılarını başarılı bir gelecek hedefi oluşturma doğrultusuna çevirdi.
Başarı üzerine yaptığı konuşmasının ardından “ Her Şey Beyinde Başlar” isimli kitabını imzalayıp aramızdan ayrılıyor.

BÜYAK ailesinin bizlere neşeli dakikalar yaşatmak için getirmiş olduğu bir tiyatro ekibi çıkıyor sahneye. “Yota Doğaçlama” olarak bilinen bu tiyatro grubu bütün salonun dakikalarca gülmesine, OKULun neşeyle sonlanmasına neden oluyor.

Diplomalarımızı alma vakti geldiğinde de herkes tek tek sahneye davet edilip diplomalarını alarak OKULa veda ediyor..

Keşke aldığım bütün notları, bütün konuşmacıların çarpıcı görüşlerini ve bize aktardığı bilgileri yazabilseydim. Ancak OKUL 2012 katıldıktan sonra yapacağım kıyaslamalar için bu eylemi ertelemeye karar verdim.

Boğaziçi Üniversitesi Yöneylem ve Araştırma Kulübü’ne teşekkürler…

Başarı ve Para

Para yapmak,yaptığınız işin karnesidir.

Bu cümlenin sahibi şu sıralar “para-başarı” arasındaki ilişkinin konuşulmasına neden olan Ali Sabancı’dır. Konu hakkında düşünülürse,bir münazarada sıkı iki grubu birbiriyle yarıştırabilecek bir ikilidir “para ve başarı”.

Birinci grubun konusu “Para başarıyı getirir ama başarı parayı getirmez” olacaktır. İkinci grubun konusu ise “Başarı parayı getirir ama para başarıyı getirmez”.

Öncelikle birinci grubun çıkış noktasını ele alalım ve bu iki kavram arasında akıl yürütmeye çalışalım. Varlıklı aileler genellikle çocuklarını iyi bir eğitim almaları için yurt dışındaki tanınmış okullarda okumaya yönlendirirler. Yurt dışına çıkan çocuklar, ailelerininkine göre tümden değişik bir kültürün içerisinde büyürler ve ülkelerine dönerler. Bu tarz yetişen çocuklar genellikle diğerleri arasından sivrilirler. Şirketler,kuruluşlar “yurt dışı” temelli kişileri meraklı bakışlarla,ilgiyle değerlendirirler. Yani toplumun büyük bir kesiminden farklı olan bu birey değişik pozisyonlarda görev alır ve gayret ederek yüksek maaşlı işinde hayatını devam ettirir.

Durum şöyle de olabilirdi. Ailesinin şirketine egemen olacak olan kişi toplumun büyük bir kısmından farklı olabilecek şekilde eğitilir ve kendi imparatorluğunu geliştirmek üzere işe koyulur.

Her iki durumda da başarı,parayla gelmiştir. Ancak bu işin “görünen” yüzüdür. Bireylerde var olan potansiyel,motivasyon,girişimci yapı ve analitik düşünme sistemi bir de paranın gücüyle birleşince ortaya tarihi başarılar çıkabilir. Yani para merkezli olarak toplumda “bir fark yaratılsa” yeterli olur.

Parayla gelen bu başarının aslında bireyin hedeflerine ve potansiyeline bağlı olduğu sonucuna varmak güç değildir. Yani tek başına maddi güç kişiyi belirli bir seviyeye kadar getirebilir. Ancak maddi güç desteği yitirildiğinde kişi yeniden olduğu yere geri döner.

Parayla gelen başarının fırsat eşitsizliğine güzel bir örnek oluşturduğu kanaatindeyim. Potansiyeli olan bir genç maddi destek alamadığı için yükselemezken, diğerine göre daha sönük bir ışığa sahip olan ama maddi yönden ezici güçte olan kişinin yükselebilmesi ve hem de bu eylemden sonra maddi yoksunluğa maruz kalana hükmetmesi eşitsizliğin en acımasızıdır.

Konuya bir de “Başarı parayı getirir” perspektifinden bakalım.

Ali Sabancı’nın söylediği bu cümlenin değerlendirilmesi aşamasında alanında uzman kişilere konu hakkında sorular yöneltilmişti. Soruları yanıtlayan uzmanlardan Mümin Sekman’ın verdiği bir örnekten yola çıkarak “başarı parayı getirir” konusunda yorum yapmak istiyorum. Yazar Orhan Veli ve Van Gogh isimlerini örnek olarak sunmuştur. Her iki isim de para kazanamadıkları için başarısız mı sayılmalıdır?

Para odaklı yapılan eylemler her zaman başarıyı getirir demek yanlıştır. Ali Sabancı “Para yapmak,yaptığınız işin karnesidir” cümlesini sarfetmesi, Orhan Veli’nin başarısız bir karneye sahip olduğu sonucunu akıllara getirebilir.

Başarının sürekliliği,paraya egemen olmayı sağlar. Zaten kimse ilk başarısında milyonlar kazanmamıştır. Kazanılan bu ilk zafer,kişiyi motive etmiştir ve kişiyi daha fazlası için çalışmaya yöneltmiştir.Birikerek dolmaya başlayan başarı kutusu da sonunda diğer başarı kutularından daha yüksek seviyede doluluğa sahip olduğu için ödülü kazanır. Burada ödül paradır.

“Başarı” kriteri kimsenin ulaşamadığı düzeyde bir alanda sivrilmek,rekor kırmaktır. Bu durumda da nadir rastlanan sonuçlar ödüllendirilmeyi hak eden sonuçlar kategorisine girerler.

Paranız çok olabilir ancak bu miktar sizin başarınız olmak zorunda değildir. İllaki bu bol sıfırlı hesap cüzdanlarının sıfırları artarken yoğun çalışmayla gelen,yoktan var edilen bir serveti oluşturma amacını düşünmeden çalışan bir bünye mevcuttur.

GELECEKTEN “SORUMLU”SUNUZ!

Yaşanan olaylar,meydana gelen gelişmeler insanların ruh durumunu gün içerisinde bazen bir kaç kez değiştirebiliyor.Bu nedenledir ki insan ilişkilerinde pozitif etkiler yaratabilmek için çeşitli cümleler yaşam sloganlarımız olur.Bu sloganların içerisinde en yaygın olan, Latin edebiyatından günümüze kadar ulaşabilmiş Horatius’un bir dizesinde geçen “carpe diem!” yani gününü gün et,zamanın tadını çıkar,günü yakala,anı yaşa cümlesidir.

Ancak bilindiği gibi kendini geliştirmeye çalışanların,amaçları doğrultusunda kendilerine yol haritası çizenlerin “an”a odaklanmaktan çok geleceğe odaklanmaları olağan bir durumdur.Gelecek planlamaları yaparken yalnızca 24 saatin egemenliği altında yaşamak bir sonraki güne,aylara,haftalara ve yıllara haksızlık olur. Bu nedenledir ki devlet politikaları,ekonomik uzgörüler,eğitim reformları,toplumsal farkındalıkların sonucunda yapılan devrimler gelecek kaygısından ötürü meydana gelir.

Kişisel gelişim kitaplarında sıkça rastlanan “şimdi elinize bir adet boş kağıt ve bir kalem alın.Düşünün,kendinizi on yıl sonra nerede ve nasıl görüyorsunuz?” cümlesinde gizlidir “carpe diem”in parçalanmışlığı. Kimileri yol haritasına sahip olmadan ilerleyemediğinden kendine hedefler çizmek zorundadır,kimileriyse haritalarla kaybolacağı kanaatinde olduğundan rastgele yönlere saparak hedeflemediği yerlere ulaşır. Günümüzde gençlere aşılanmaya çalışan “gelecek tasarımı” yapabilme yetisi, ilerleyen yıllarda daha fazla önem kazanacaktır.

Kendi geleceği konusunda düşünmek yerine, düşünme eylemini erteleme yolunu seçen genç nesile yardımcı olmaya çalışan makaleler,kitaplar ve seminerler var.Geleceği tasarlamakla yükümlü olan genç nesil,uzmanlaştığı konu ne olursa olsun, bu alanda evrensel düzeyde oluşabilecek sorunları uzgörüp, çözümler üretmekle yükümlüdür.Ancak biliyoruz ki genç nüfusun büyük bir bölümü “atalet” halinde ne yapacağını bilmeden,bir yandan diğerine savrularak günlerini geçirmektedir.Sorumluluk bilincine sahip olanların gelecek hedefleri vardır. Ancak bu hedefler konusunda harekete geçmedikleri takdirde iç huzursuzluğu yaşamak onlar için kaçınılmazdır. Bu bilince sahip olmanın gelecek planlamalarında,uzgörüler oluşturmakta var olması gereken tartışılmaz bir gereksinm olduğu kanaatindeyim.

Sorumlu bireylerin büyük çoğunluğunda gelecek kaygısı vardır diyoruz. Bunun nedeni de sorumlu olacaklarını düşündükleri mevcut popülasyona olan bağlılık,içten içe kendilerine layık olduklarını düşündükleri mevkiler,toplum sevgisi barındıran bireylerde de hakim olan görüşleri,duruşları değiştirme arzusudur.Öyleyse bu noktada sorulması gereken bir soru vardır. Geleceği düşünen sorumluluk bilincine sahip bireyler olacaksa ve bu bilinçle yaratacakları birşeyler varsa, hem sorumluluk sahibi ve hal böyle olunca da gelecek kaygısına sahip bireyler nasıl oluşturulur? Miitolojik karakterler üzerinden bu konuya değinmek istiyorum. Bu öyküdeki kahramanlar Daidalos(mantık mühendisi),İkarus (hayal tutkunu) ve Thesseus(lider) ismindeki üç mitolojik karakterdir.Mantık,hayal ve liderilk özelliklerini barındıran bir bünyenin geleceğine önem vermesi,gelecek tasarımları yapması tartışılmaz bir davranış olacaktır.

Siz istemeseniz de,müdahale etseniz de bu özellikleri muhafaza eden bünyeler bir gün değişimin kilit noktası olacaklardır.Eğer Daidalos gibiyseniz yani; mantıklı davranışlar sergileyen,ancak tutarlı olan ve elindekileri tamamen kaybetmeyi göze alamayan,orta halli olmakla yetinen bireylerdenseniz,gelecek tasarımları yapacağınız zamanlarda sizi durduran bazı korkular,”dur! Bu çok saçma olur!” diye zihninizin size fısıldadığı bir cümle çınlıyorsa kulaklarınızda potansiyelinizi dışarı yansıtamıyorsunuz demektir.

Bu bireylerin sorumluluk taşıma duygusunu var olsa da cesaretten yoksun olmaları gelecek tasarımlarının sağlam saptamalardan oluşmayacağı görülecektir. Ama eğer İkarus gibiyseniz yani; hayal dolu,tutkulu,istediği şeyi elde edebilmek için gözlerini kör edip eyleme geçebileceklerdenseniz,geleceği size emanet etmek pek de sağlamcı bir davranış olmayacaktır.

Mantıktan yoksun olması muhtemeln davranışlarınızdan dolayı her şey mahvoladabilir ama şaşılacak derecede büyük bir başarı da elde edilebilir.Son olarak Thesseuss gibi olabilirsiniz. Onun gibi olduğunuzda lider olmak için doğmuşsunuz demektir. Liderlerin tipik özelliklerinden biridir sorumluluk almak. Hatta böyle kişiler için sorumluluk almadan hareket etmek bile anlamsız gelir. Onlar için bu durum çocuk oyuncağı gibidir. Thesseus gibi kişiler ulaşmak istedikleri,hayal ettikleri,tasarladıkları hedefe göre kendilerini şekillendirirler ve sonsuz bir çalışmayla varış çizgisine ulaşırlar.
Seçimlerimiz hayat yolundaki haritalarımızdır.

Bu haritaları okurken ilerleriz ve eğer sorumluluk sahibi bireylersek haritaya bakışımız herkesten daha farklı olur. Kimisi yalnızca kendi gideceği yola bakarken,bazıları o yolun sağından kim geliyor der ya da bu yola benimle beraber gelebilecek daha kaç kişi sığar diye düşünür. Bakış açımız geleceği şekillendirir. Şekillendirdiğimiz gelecekse toplumların tarihininde başarı olarak betimlenir. Sorumlu bireyler, lider olabilecek kişiler gelecedk kaygısı taşırlar ve bu kaygı eyleme dönüştüğünde çarpıcı gelişmeler hafızalara kazınır.
[swfobj src=”http://www.socialbroadcast.net/images/share/flash/icerik.swf?s=2d824818-5705-4d14-abd6-e935e046138b_666666_14_2__090999_239E05_0_550_600_FFFFFF_1″ width=”800″ height=”600″]

Keşkelerin “Atalet”i

Değişime direnmek elde değildir ki hiç. Hani çok yaşlı insanlar olur, günleri sabit akışındadır. Senin boş bir anında, aklına o yaşlı varlık geldiğinde eminsindir o esnada ne yaptığından. Kafasında neler kurduğundan.

Sıradanlaşmak huzur verir kimisine ama bazılarına da huzursuzluk verir işte. Gençsen huzursuz olmalısın, için içini yemeli ne yapmalıyım diye. Bir kaç ev ya da bir kaç sokak ötede hatta ve hatta kilometrelerce uzaklıktaki yaşlı teyzenden farkın olmalı o an. Şüphe etmeliler seni düşünenler o an ne yaptığından.

Senin adına bahisler yapabilmelidirler. Eğlenceli yaşamalı genç insan biraz.
Çok küçük yaşlarda yasaklarla yaşamayı öğrenen insan, ister istemez garip huylara sahip olur. İlla ki şüphe edersin onun şu an ne yaptığından. Emin olursun ki tahminin yanlış çıkacaktır. Herkes yasaklarla büyümüştür bu kaçınılmaz bir doğru.

O zaman herkes garip huylara sahip değil midir? Madem ki öyle nasıl farkın olacak ki diğerlerinden?

Hareketliliğin bu kez herkesin değişken olmasından ötürü monotonlaşmayacak mı? Her gence aynı öğüdü verirler genelde.

“Değiş, çalış, çabala, bir hedefin, değişime bir katkın olsun” derler ya hep. İstemez miydi “genç beyin” değişmeyi, ne kadar misafir olacağını bilmediği Dünya’ya bir katkı sağlamayı. Ataletmiş bunları yapmayı isteyip, bir türlü yapamamanın adı. Mümin Sekman’ın kitabıydı “Kişisel Ataleti Yenmek”.

Durduruyor bir şey, gizli bir güç “genç beyin”i. Yaşamadım mı ki bunu hiç? Yaşadım elbet, başarısızlıklarıma en büyük neden olarak görerek ataletimi. Seni çıldırtır yapabileceklerini kestirebilmek ama bir türlü yapmazsın çünkü üşenirsin belki de korkarsın.

Durdurur içindeki canavar seni, sende ya uyursun ya da kendini teknolojiye kaptırırsın. Bu kez hiç düşünmezsin ki, uzaklarda bir yerlerde yaşayan yaşlı teyzenin monotonluğundan daha durgundur hayatın.

Bir şeyleri değiştirmek varken işin ucunda, bunu yapmamak için direnenlerin eseridir parlak olamayan bir gündem. “Hayattan olumlu bir gelişme bekleyebilmek için denklemi dengelemek, karşılığında bir şeyler vermek gerekir.” diyor Elif Şafak “Araf” adlı kitabında.

Vazgeçmek zevkelerinden ve bir adım öteye gidebilmek için kendini hırpalamaktır fark yaratabilmek.

İnsan neden üşenir ki? Anlayamıyorum bazen ben de bunu. Bir işe sıkı sıkıya sarılırsan sonucunun seni nereye taşıyacağını bilirsin ama bunu yapmazsın. Daha sonra da yapmadığın şeyleri eğer gerçekleştirebilseydin aslında nerelerde olabileceğini insanlara anlatır aciz durumunu gülünçlüğe dönüştürürsün.

Okumak, izlemek, eleştirmek ve değerlendirebilmektir monoton yaşamı değiştirmek.
Evet var pişmanlıklarım ve keşkelerim.

Bilir misiniz “keşke” ne zavallı bir kelimedir. Tecrübesizlik kokar, korkuları ya da mecburiyetleri barındırır keşkeler. Keşkelerdir insanı atalete sürükleyen. Yoksa bedenin içindeki hangi organ seni öldürmediği sürece bir şeyi yapmaktan alıkoyabilir ki?
Yalnızlığın, kendine yetememenin, çekilen sıkınıtların nedeni, amaçlardan kısa zamanda vazgeçmektir. Aşkla sarılmamaktır hayallere. Tabi ki tüm bunları yazmak kolaydır yapabilmekten!

(9 Ocak 2011//Radikal Genç’teki yazım için lütfen buraya tıklayın

Sosyal Bir Sorumluluk: Beynin Keşfi!

Bu kez kişisel gelişim için değil,hep yanımızda olan bir gücü keşfetmek için yazdı Mümin Sekman.Bilimsellikle gündelik hayatta aşina olduğumuz bilgilerin harmanıydı “ Her Şey Beyinde Başlar” kitabı.. Ya da bir diğer deyişle “Aklımızı başımıza toplama kılavuzu”.
Milletleri kurtaran “büyük beyinler”dir.

Savaşları çıkaranlar da,spekülasyonlar yaratanlar da hatta internet erişimine sahip olmamızı sağlayanlar da –ki bu fikirlerimi onun aracılığıyla insanlara ulaştırabiliyorum- büyük beyinlerdir. Mademki herkese eşit olarak dağıtılmış bir “güç” var, öyleyse neden herkes dünyada bir iz bırakamıyor,kendisine hediye edilen “beynini” kullanarak? Her Şey Beyinde Başlar isimli bu kitabı okurken zaten bilgi birikimimde var olan bir noktayı yakaldım sayfalarda. Hepimizin “fabrika ayarları” var ve bu ayarları keşfetmek,aktifleştirmek bizim elimizde.

Nasıl her telefonun farklı özellikleri,dolayısıyla farklı fabrika ayarları oluyorsa , insanlarda da farklı fabrika ayarlarına sahip beyinler olduğu için her yıl bir “Arşimed” çıkmıyor aramızdan.

Öyleyse fark yaratanlar, Apple’ın eski CEOsu Steve Jobs’un deyişiyle “Dünya’da bir iz bırakanlar” nasıl oluyor da bunu başarabiliyorlar? Fark yaratanlar,iz bırakanlar üst düzey bir eğitim mi alıyorlar, yoksa olağanüstü özellikleri olan genler mi taşıyorlar? Tüm bu soruları zaman zaman kendimize sorarız. O nasıl yapabiliyor da ben yapamıyorum diyebiliriz bazen.

Ardından da kabul edelim ki kendimizi avutmak için,”onun annesi doktor,babası üniversite bitirmiş” gibi cümleler sarf ederek başarısızlığımıza uyduruk kılıflar dikiyoruz. Kendimizi avutup yapılması gerekeni,beynin keşfini erteliyoruz.
Lisede toprağın,yeryüzünün,gökyüzünün katmanlarını öğreniriz de neden tüm bunları saklayacak organımızın katmanlarından bir haber yaşarız? Benim için kitabın en ilgi çekici yanı, beynin bölümlerinin varlığından söz edildiği ve bu bölümlerin bilimsellikten uzak bir şekilde açıklandığı Limbik sistem- Neo Korteks- Reptilian Beyin anlatıldığı kısımdı.

Ortalama düzeyde bir eğitim almış herkes bilir ki insanlar aslında hayvan türünün farklı bir kolunun temsilcisidir. Hal böyle olunca hayvanlardan bizlere geçen bazı “beyinsel” özelliklerin olduğu aşikardır.Reptilian beyin adını verdiğimiz en alt katman insanların geliştirmek için fazla çaba sarfetmemesi gereken bölgedir. Çünkü bu bölgenin gelişimi sonucunda kişiler “sürüngen beyin”li olmaya başlıyorlar.Reptilian beynin varlığı sayesinde hayatta kalma mücadelesi verip,kendimizi koruyabiliyoruz. Ancak gelişmiş bir beynin bundan daha fazlasına ihtiyacı vardır. Bunun için Neo-Korteksi geliştirmek yapılacak en akıllıca davranış olacaktır.Düşünen beyin, sürüngen beyinden çok daha güçlü olmalıdır.
Kitabı okurken nöronlarınızla tanışmaya başlıyorsunuz.

Bunu yaparken de günlük hayatta sıkça karşılaştığınız “benden geçti artık,yaşlandım siz öğrenin” şeklinde büyüklerimiz tarafından kurulan cümlelerin ne kadar da gerçekdışı olduğunu keşfediyorsunuz. Çocuk nöronlar keşfetmeye daima heveslidirler.Bu durum psikolojik ve biyolojk nedenlerden dolayı ortaya çıkar.Çocuklar yabancısı oldukları birçok olayı,nesneyi,kişiyi,durumu anlamak isterler ve bu nedenle de sürekli bir öğrenme çabası içindedirler. Ancak yetişkinlere bakacak olursak,çocuklardan farkılı olarak monotonlaşan hayatlarında günü kurtarmaya yönelik,zihni güçledirici hamlelerde bulunmayarak “hazır bilgileri” kullanırlar.

Yetişkinlerin zihinsel katılıkları teknik yetersizlikten çok,sınırlayıcı zihinsel tutumdan kaynaklanır. Yazarın kitapta yer verdiği şu cümleler düşüncelerime tercüman oluyorlar: “Zamanla,eğitim sistemi ve hayatın monotonlukları insanların öğrenme sevgisini kaybetmelerine neden olabiliyor.Bu nöral bir kader değildir,bireysel tercihlerin yansımasıdır”.

İnsan gelişim sürecinin kalitesini belirlerken yalnız değildir.Bu süreç çocuk yaşlarda başlar ve ilerleyen yaşlarda kişinin kendi seçimleriyle şekillenerek devam eder. İlk gelişim sürecinde devreye aile faktörü girer.Ailenizin ne türde bir gelişim politikası izlediği sizin gelecekteki seçimlerinizde bir parça da olsa etkili olur.Bu konuyla ilgili olarak da kitaptan küçük bir hikaye öğrendim.Dünyada en çok satan beyin kitaplarından birinin yazarı olan bir doktorun annesinin eğitim stratejisi ilgimi çekti.Söz konusu olan doktorumuz,henüz üç yaşındayken dinozorlara merak sarınca, anne bütün evi dinozorlarla donatmış-posterler,oyuncaklar-.

Ardından küçük doktorumuzun hevesi galaksilere yönelince ev bir anda evrende bilinen bütün gezegenlerle,posterlerle,maketlerle dolmuş. Hani bir laf vardır bizim toplumumuzda “çocuğun her istediğini yaparsan şımarır” diye. Bence “her istediğini yapmak” vurgusu yanlış bir saptamayı temsil ediyor. Her çikolata istediğinde alınmamalı evet. Ancak küçük yaşlarda keşifler yapmak isteyen çocuğa bu olanakları sunmak,onun midesini doldurmaktan daha akıllıca bir davranış olmaz mı?
Güzel görünmek,etkileyici olmak bir yana bir de sağlıklı olmak için beslenmemize dikkat ettiğimiz dönemler oluyordur.Aslında duruma biyolojik açıdan bakarsak, vücudumuz yalnızca bir çerçeve.Çerçeveyi dolu kılan da beynimiz.Beyniniz ne kadar donanımlıysa,çerçevedeki fotoğraf da o kadar güzel görünür insalara. Öyleyse güzellik için yapılan beslenme programlarını, neden beynimiz için de yapmayalım? Sınavlara hazırlandığımız dönemlerde ya da şampiyonalar için sıkı antremanlar gerçekleştirdiğimiz zamanlarda beslenmemize dikkat ediyoruz da bunu neden beynimizi baz alarak sürekli hale getirmiyoruz?Kitabın son bölümlerinde göreceksiniz ki beyin için beslenme oldukça önemli bir faktör.Her şeyin temeli olan beynimizi tanıyarak onu doğru kullanmayı öğrenmek hepimizin görevi.

Mesleki hayatta,özel yaşamda,huzurlu geçmesini planladığımız dönemlerde her şeyin temelinde beynimiz yer alıyor.Onu kullanma biçimimiz,kaderimizi belirliyor adeta.Devletlerin politiklarını insanlardan öte beyinler belirliyorlar.Bunun farkına varan gelişmiş ülkeler de “Beyin Haftaları” , “Beyin Günleri” düzenliyorlar. Örneğin Danimarka, 1997 yılını İsveç de 1998 yılını beyin yılı ilan etmiştir.Mümin Sekman’ın yazdığı Her Şey Beyinde Başlar isimli bu kitapta da görüyoruz ki Türkiye’de de böyle bir girişime ihtiyaç duyuluyor.

Bence toplumumuza beyni basit bir şekilde anlattıktan sonra onu kullanmayı sürekli hale getirecek metotları anlatabilmek başlıca görevlerimiz arasında yer almakta. Bunun için gençlerin öncü olup,araştırıp,halka ulaşması sosyal bir sorumluluğu gerçekleştirmek olacaktır.

Hedefe Varmak İçin Üç Kelime

Disiplin,istek ve hedefe kilitlenmek.Bu üç faktör,kişinin başarılı olabilmesi için gerekenlerden yalnızca bir kaçı.Ancak temel yapı taşları.Herkesin disiplinli olamama,plan yapamama hatta plan yapıp da sadık kalamama gibi sorunları vardır. Benim düşüncem şudur ki; insanların eğer çok büyük bölümü bir konu hakkında yetersizse ya da konu hakkında devamlılığı sağlayamıyorsa,o mevzu zor değil ama çalışma gerektirir. Yani çoğunluğun yapamadığını yapanlar,belirli bir disipline sahip kimseler, başarılı olma yolunda daima bir adım öndedirler.
Lisedeyken psikoloji,motivasyon konularını içeren kitapları okumak hoşuma giderdi. Mümin Sekman adındaki yazar da zaten bu iki konuda oldukça vurucu yazılar yazardı. Onun bir kitabında okuduğum cümle hala aklımda ve konuyla ilgili olarak belirtmeden geçemeyeceğim. Yazar demişti ki;çok çalışın ve elinizden geleni yapın.Hedefe ulaşmak için elinizden geleni yaparken de dışdan gelen tepkilere hazırlıklı olun. Bu tepkiler şunlardı.. Siz yavaş yavaş hedefinize ulaşmak için çaba harcarken önce size hoş olmayan sözler söylerle. Mesela öğrenciyseniz “inek” derler.Ardından sizi yıldırmak için alay etmeler başlar.İnsanlar bakar ki siz aldınız başınızı gidiyorsunuz ve onlar da oldukça gerideler başlarlar tuzaklar kurmaya. Artık siz ulaşmak istediğiniz yere gelince de takdir etmeye başlarlar,yenilgiyi kabul ederler ama içten içe yoğun bir kıskançlık vardır. Ve en sonunda da zafer! İmrenirler size.. Bütün bunlar olurken sadece hedefe kitlenmenizdir ki bu kadar engeli aşmanızı sağlar.
Yazarın verdiği bu örnek o kadar doğruydu ki zaten bunu yaşayarak da birçok insan öğrenmiştir de. Disiplin,istek ve hedefe kilitlenmek.. İşte bu üç unsur sizi kariyerinizin en üst seviyesine çıkartabilir ya da öğrencilik hayatınızı çok başarılı kılabilir.