Tag Archives: the economist

Uyuşturucu ve Ülkeler

Piyasalarda sürekli alım-satım eylemlerinin gerçekleşmesi ekonominin canlı tutulmasının en basit yoludur denilebilir. Satışı, üretimi gerçekleştirilen ürünler “yasal” nitelikte olup tüketicinin kolay ulaşabileceği bir konumda ise ürün hakkında fazla irdeleme yapmaz, tüketmenin keyfini çıkarmaya çalışırız.

Ancak kimi ürünler vardır ki devlet kontrolü altında sayılı kuruluşlara, az sayıda gönderilerek tüketimi kontrol altına alınır. Söz konusu ürünlerin ekonomiye katkısı ya da ekonomide oynadığı rol ekonomistler tarafından “esneklik” kavramı ile ölçülerek ayrı bir konu niteliğinde bir kenara kaldırılır.

Peki, devlet kontrolünde kısıtlı sayıda, belirli kurumlara ulaştırılan, üretimi kontrol altında tutulan ürünler hangileridir? Akla gelen ilk ürün uyuşturucu maddeler olurken bunlar sigaranın içerisinde bulunan nikotini, kahvenin içerisinde bulunan kafeini kapsayacak kadar yaygın ürünleri içerebilirler.

Dünyaca ünlü haftalık ekonomi dergisi “The Economist”, internet sayfası üzerinden gerçekleştirdiği oylamada ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaştırılması/yasallaştırılmaması konusunda okuyucularının fikrini alıyor. (Oy vermek için tıklayın)

Daha önce sigara kullanımıyla ilgili istatistikleri yayımlayan “The Economist”, Türkiye başta olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkedeki sigara tüketiminin oldukça yüksek olduğunu saptamıştı.

Orta Doğu ülkelerinde tüketimin yüksek düzeylerde olması, zor şartlar altında yaşayan insanların sigarayı çözüm-çıkış yolu olarak görüyor olabileceğini akıllara getiriyor. Ancak şu an uyuşturucu maddelerle ilgili yapılan oylamada (Türkiye’den katılım henüz gerçekleşmemiş olsa da) Norveç, Almanya, Polonya gibi ülkelerin uyuşturucu kullanımının yasallaşması gerektiğini yansıtan oylar vermiş.

Öncelikle uyuşturucu neden kullanılır diye düşünelim. Eğitim seviyesinin düşük olduğu, refah seviyesinin pek de parlak olmadığı ülkelerde uyuşturucu kullanımı zaten yasal verilerin dışında kalarak artıyor. Ancak uyuşturucunun yaygın olarak kullanıldığı refah seviyesi yüksek ülkelerde (Hollanda) eğitim seviyesinin hiç de düşünüldüğü kadar olumsuz düzeylerde seyretmediği görülüyor.

Ortada ekonomi politikaları mı var, psikolojik etkenler mi yoksa sağlık ile ilgili endişeler mi henüz bilemiyorum.En başarılı korku, gerilim romanlarının en “huzurlu” ülkelerden çıktığı (Norveç) bu günlerde uyuşturucu-sigara kullanımı ile ilgili akıl yürütmeler yapan köşe yazılarını okumak gerekiyor.Her ne kadar ülkemizde böyle konular gündemi meşgul etmediği zamanlarda konuşulmuyor olsa da okumak gerek..

Hope for LDCs

LDCs’ destiny is going to change in 2012!

Many economists and many famous magazines are forecasting that this year less develecoped countries gonna have higher GDP’s and better quality of life. GIISP is in trouble nowadays because of the euro-zone crisis.

A few days ago, France who has the biggest impact on european union loss a credit grade. Standard&Poor’s, credit rating services, reduce 9 euro-zone countries’ credit point but it’s a chance for less developed countries to improve their life standards and they will be free more than before ( it’s for those countries which are called “ colony” of developed countires. )

As The Economist weekly news states that South American, South Asian countries will increase their GDP instead of having a poorly economy. These countries are called ; India, Brazil, Russia, China and -last one is a member of European Union- Germany.

If you analyse The Economist’s graph you will determine that, Britain, France and United States has some troubles about their GDPs’.

Crisis has negative effects for world welfare but this kind of negative events have to be exist for the public weal. Now players have to leave the scene and trainees have to improve themselves with living developed countires experiements.

GIISP: Greece, Italy, Ireland, Spain, Portugal

Lady Gaga ve Mother Teressa

The Economist’in blogunda okuduğum “ The angel and The monster” başlıklı yazı oldukça ilgimi çekti. İlgimi ekmesinin sebebi başlığı değildi aslında. İçeriği ve kullanılan fotoğraf beni bu yazıyı okumaya iten en büyük etkenlerden oldu. Lady Gaga ve Mother Teressa’nın konu edildiği bu yazıda ekonomi,yönetim gibi içerikler nasıl olabilir anlam veremedim ve okumaya başladım. Ancak edindiğim bilgiler oldukça güzellerdi.

Lady Gaga ve Mother Teressa liderlik edüstrisinin en son ikonları olarak görülüyor. Peki bu iki insan neden bu endüstrinin ikonları oldu? Mother Teressa 100’den fazla ülkede “Dini Misyonerlik”ler yapan yardım kurumları kurdu. Lady Gaga ise popülerliği oldukça fazla olan U2 grubundan bile fazla olan bir şarkıcı haline geldi. Lady Gaga’nın kazancı tahmini olarak 2011 yılında $100m olacağı düşünülüyor.

Peki bu kadınlar neden ekonomistteki bir makalede yer almayı başardılar? Bu soruyu şu an bile kendime sorduğumda aklıma şu cevap geliyor. İlginç bir ikili seçilmiş ve bu ikilinin ismini gören bu yazıyı –aynı benim gibi- okumak isteyecektir. Yani ilgi çekmek gibi bir beklenti söz konusu gibi düşünüyorum. Ama aslında The Economist’in buna ihityacı yok,biliyorum. Neyse konuya dönmeliyim.

Ruma Bose ve Lou Faust “Mother Teressa,CEO” adında bir kitap yazmışlar. Ayrıca Lady Gaga’yla ilgili olarak da Jamie Anderson ve Jörg Reckhenrich “Lady Gaga: born this way?” isimli kitabı yazmışlar. İki bayanında uzun surely,basit ve belirli bir çizgide ilerlemesi sonucu ulaştıkları bu popülarite oldukça ilgi çekici görünüyor.


Her ikisinin de uyguladığı belirli stratejiler var. Mother Teressa gayet sade giyimli bir bayan. Namus ve itaat konusunda da oldukça sıkı,disiplinli biri. Ancak Lady Gaga çok zıt özellikler göstermekte. Bilindiği gibi garip giyisiler ve saç modelleri seçen amerikalı şarkıcının uyguladığı stratejiler var. Örneğin hayranlarına “hayranlarım” demiyor.

O insanlar Lady Gaga için “küçük canavarlarım” biteliğini taşıyorlar. Eşcinsellik konusunda destekleyici olan Lady Gaga “gay” haklarını savunuyor. Ayrıca gençlere de çirkin olmanın oldukça doğal bir durum olduğunu aşılıyor. Bu şarkıcının uyguladığı 3 soruluk bir strateji var ki,işletme dersinde öğrendiğim bir döngüyü bana anımsatıyor.

Lady Gaga’nın 3 sorusu şöyle:
1.BEN KİMİM?
First, a personal story: who am I? (She stresses that she was the weird kid at school, but driven to be creative.)
2.BİZLER KİMİZ?
Second, a group narrative: who are we? (She calls her fans “my little monsters” and herself “Mama Monster”, and she communicates with them constantly via Facebook and Twitter.)
3. NEREYE GİDİYORUZ?
third, a collective mission: where are we going? (She promotes gay rights and celebrates self-expression; she tells her fans that together they can change the world.)

Sorular sorarak belirli bir strateji doğrultusunda ilerlemek oldukça etkili ve bence profesyonel bir yöntem. İşletme dersindeki 3 sorudan oluşan durum da şuydu.


NOW——WHERE——HOW
NOW(Where will be in the future)Where(How do we get there)How

Her iki kişi için yapılan saptamalarda aslında vurgulanmak istenen en önemli nokta çimiş oldukları yoldan çok duruşları ve karizmaları. Hayatın her alanında duruşumuz ve olaylar karşısında uyguladığımız politikalar karizmamızdan güç alırlar.Bu nedenle ünlülerin karizmatik duruşları liderlik açısından yol gösterici nitelikler taşımaktalar.

http://www.economist.com/node/18772204

BEYİN GÖÇÜ//The Economist ” Gain or Drain? “

Türkiye’de eğitimli kişilerin büyük bir kısmı üniversite yıllarında yurt dışına gitmeyi tercih ediyor. Hatta eğer CV’de yüksek lisansını yurt dışında adı duyulmuş bir üniversitede yapmışsan eğer iş bulma şansın yurt dışında okumayanlara nazaran çok daha yüksek oluyor.Tabi eğer yurt dışında okuduktan sonra ülkene dönüyorsan..
Bu konu hakkında gelişmiş,gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler ele alınarak The Economist bir makale yayımlamış. Bu makaleyi okumaya çalıştım ve içerisinden bazı ilginç bilgileri yazmak istedim.

Kanada,Avusturya,İngiltere gibi ülkeler, insanları kendi ülkelerine çekebilmek için etkileyici üniversite ya da daha geniş anlamıyla eğitim olanakları sunuyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki, gelişmekte olan ülkelerde iyi eğitim alan kişiler göçmenlik yapmaya,daha iyi ülkelere gitmeye yatkınlık gösteriyorlar.
2004 yılında Hindistan’da yapılan bir araştırmada ailelere,ülkelerinden göçen kişiler sorulmuş. Gelen yanıt Hindistan için oldukça kötü sonnuçları resmetmiş. Yaklaşık %40ının eğitimi liseyle sınırlı kalmayan, 3.3% ü 25 yaş üzeri olan eğitimli Hintli vatandaşlar ülkelerinden göç etmişler. Bu durum ülkenin politikacılarını oldukça korkutuyor. Çünkü yaşanan “beyin göçlerinin” ülkenin ekonomisini,sanayisini,tarımını olumsuz yönde etkileyeceğinin farkındalar.
Birtakım ekonomistler de durumu olumlu yanından da ele alıyorlar. Gerçekleşen beyin göçleri sonucunda kişiler başarılı olduklarında bu durum kendi halklarını etkileyebilmektedir. Şöyle ki, iyi eğitim alıp giden bu kişiler daha iyi yaşam koşullarına ve daha iyi olanaklara sahip oluyorlar. Bu durumda da vatandaşlar o seviyeye gelebilmek için eğitimlerine daha fazla önem veriyorlar. The economistte yer alan bu yoruma karşıyım. Çünkü insanlar o iyi olanaklara sahip olabilmek için çalıştıklarında,o yaşan koşullarına aynı hemşehrileri gibi yurt dışında kavuşmayı neden istemesinler ki?
Beyin göçü yapan kişiler doğal olarak kendi ülkelerinde yaşayan ailelerine para gönderiyorlar.
Dünya Bankasının verilerine göre 2010 yılında gelişmekte olan ülkelerdeki işçilerden $325 milyon havale yapılmış.Lübnan,Leshoto,Nepal,Tacikistan ve diğer birkaç ülkenin hasılatı GSYH’den %20 daha fazla. Yetenekli bir göçmen,memleketinde kazanacağının çok daha fazlasını başka bir yerde kazanabilir.Romanya’dan Amerika’ya göç edenler yılda ortalama $12,000 kazanıyorlar. Romanyalılar kendi ülkelerinden çok dah afazlasını Amerika’da kazanabiliyorlar. Bir göçmen için ya da göçmen olmayı düşünen biri için ,eğer bir ülkedeki kişi başına düşen gelir $7,500 civarındaysa bu durum, göçmenler için oldukça büyük bir prim demektir.

http://www.economist.com/node/18741763